Yorgun Demokrasi İçin Balans Şart

Kendisini seçecek olanları seçen bir sistem ne kadar demokratiktir?

28 Temmuz 2017 14:42

Yorgun Demokrasi İçin Balans Şart

 

Demokratik sistem uygulamalarını bir türlü içimize sindiremedik.

Aslında, gerek geleneksel kültürümüze ve gerekse inançlarımıza çok yakın da olsa, biz hep ters yönlerine odaklandık.

Pederşahi usulleri bir türlü atamadık. Atadan evlada kalan maddi miraslar gibi, sosyal ve siyasi hakları da babalarımızdan miras kalmış gibi kullanmayı hak saydık.

Arabalarımızın arkasındaki “Babam Sağ olsun” yazısı yerine, koltukların da arkasına aynı yazıyı yazacak hale geldik. Genetik babalar zamanla yerlerini şam babalarına bıraktı. Ne kadar yağcı, yalaka, soytarı, çıkarcı, kemik sıyırıcı varsa güç sahiplerine “baba” demeye başladı.

Demokratik bir hak olarak elde edilen görevler de bu mantıkla; krallık, padişahlık, beylik gibi kullanılmaya başladı. Hatta gün geldi bu güç sahipleri, etrafında oluşan bu “baba” cıların da gazı ile küçük dağları yaratan tanrı olduklarını falan sanmaya başladılar. Halka bakarken gözlerindeki ifade Nemrut’un Babil kulesinde ok atarkenki hali, maddi hırsları da piramitler inşa ettiren firavunlarınınkine benzemeye başladı.

Bu günkü sistemde hiç kimsenin yetkisi atadan kalmadı. O yetkiyi HALK verdi. Halk bana hizmet et diye verdi. Sınırlı verdi. Süreli verdi.

Görevi atama ile veren Devlet ise yasa, yönetmelik ve teamüllerle bu sınırları çizdi. O Devleti oluşturan da YÜRÜTME görevini veren HALK dır.

Görevi yasalar gereği seçimlerle HALK verdi ise, bu görevin sınırları ve çerçevesi bellidir. Ancak bir farkla. Türkiye Cumhuriyetinin en büyük açıklarından birisi, seçilmişlerin yetki görev ve sorumluklarının her zaman ucunun açık olması. Bir de “dokunulmazlık” denen saçmalık var ki bizi yıkan en önemli unsurlardan birisi budur.

Bu açıklardan dolayı siyaset bir türlü yerine oturmadı bu Cennet Vatanımızda.

Kendisini seçecek olanları seçen bir sistem ne kadar demokratiktir? “Sen, sen, sen, ben sizi beni seçmek üzere seçiyorum” demek kadar komik bir sitemle yönetilmek bu memleketin yüz karasıdır.

Etrafındaki bu yalaka, çıkarcı ve şakşakçı gurup içinden en iyi kölelik yapanları seçici yapacaksın, sonra ben adayım diyeceksin, ve o malum kişiler tarafından seçilip de “ben demokratik olarak seçildim güçlüyüm” diyeceksin…

Benim gösterdiğim adamı seçeceksiniz kıstası ne kadar adildir?

Kaç kurumda, partide, önseçimler o camianın tüm elemanları tarafından yapılıp aday belirleniyor?

Kongre takvimlerinin bile camiadan saklandığı, delege listelerinin çelik kasalarda seçim saatine kadar korunduğu sistemler ne kadar demokratiktir?

Buraya kadar anlattıklarımızın acısı seçimden sonra çıkıyor.

Oyu sandığa, mazbatayı cebine koyanı bir daha ara ki bulasın. Görev yok, sorumluluk -vicadan olmadığından- yok, yetki sadece etrafındaki malum çevre lehine kullanılan illegal bir güç…

Peki yaptırım? Uygulama merci olan Devlet birimleri onun emrinde olunca yaptırımları kim uygulayacak?

Daha ileri gidip de Halkın verdiği vekaleti bir muhterise vekalet olarak devredip ortalarda hiç görünmeyenler bile olabilir mi? Peki o kişi her türlü liyakatten uzak zavallı bir muhteris ise o zaman ne olur? Devletin en yüksek ricali bile o muhterisin karşısında ceket düğmelemek, hatta eğilmek zorunda kalır.

Nerde kaldı demokrasi, Yasama-Yürütme-Yargı erklerinin dengesi?

Göreve geldiği gün “bu işi Allah rızası için yapacağız, hak ve hakkaniyetten ayrılmayacağız, halka hizmeti Hak’ka hizmet bileceğiz. Bir tek kişi bile hoşnut olmaz ise o gün bırakır gideriz” diyenler, yüzde 95 hoşnut değilken hatta feryat figan ederken, çevresindeki yüzde 5i gösterip bakın ne kadar da çok sevenim alkışlayanım, övenim var” dediğinde demokrasinin kalbi sızlamaz mı?

Günümüzde demokrasinin kalbi sızlıyor ve yaralı. Yıllardır Dünya’ya örnek olan Türkiye ve bu gelişmede büyük başarılar elde eden AK Parti, demokrasinin kalbindeki bu sızıyı bir an önce dindirmelidir.

Devlete başkaldıran, halka bomba atan, halkı katleden, geleceği haçlıya satanların hala teşkilat içinde olduğu söylentilerine gün itibarı ile bir açıklık getirmeli ve çözüm üretmelidir. Bu dedikodular yok olmalıdır.

Tüm yurtta genel kanaati dile getiren Sayın Cumhurbaşkanının metal yorgunluğu, yan sanayi, çin malı ya da pert kararı verilen parçalarla değil orijinal patentli kadrolarla derhal düzeltilmelidir.

Liyakat, vicdan, merhamet ve ahlak değerleri olmayanlardan, merhametli, ahlaklı, vicdani ve olgun kararlar beklemek safdillik ve hatta topluma ihanet olur.

 
Siyaset,  metal,  yorgun,  yorgunluk,  liyakat
Bu Haber 3709 defa okunmuştur.
 
Yorum Ekleyin