Yolcular Gider Hancılar Kalır.
Bu şehre insanlar gelir gider. Önemli görevler yaparlar. Onlar yolcudur. Hancılık size kalır.
Bu şehre insanlar gelir gider.
Önemli görevler yaparlar.
Onlar yolcudur. Hancılık size kalır.
Yarım asır öncesi de bu Şehr-i Karaman için hancısınızdır.
Bu can bu tende kaldıkça da bu görevden onur duyarsınız.
Eksikliğini hissettiğiniz bir kurum için çocuk yaşlarda çaba
vermeye başlarsınız. Manşetler atar, makaleler yazar, gerekliliği hakkındaki
tüm delilleri toplar, günü gelip de bir gurup DOST ile en olumlu hamleyi yapar
ve o kurumu bu şehre kazandırırsınız.
Kurumdan beklentileriniz vardır. Şehrin kültürüne,
sanayisine, ekonomisine, tarımına, sağlığına, eğitimine velhasıl geleceğine
katkı yapsın. Allah’tan başka hiçbir kaynaktan beklentiniz olmadığı için
kişisel olarak da bu kurum, aslında sizi sadece memlekete hizmet yönünden
ilgilendirmektedir.
Betonlardan oluşan binalara sahip ve devasa isimli kurumlar
insan eli ile yönetiliyor. Bunun pınarbaşı da elbette Ankara. Güvenirsiniz
beklersiniz. Bir isim gelir. Sorarsınız Ankara’nın atayanlarına “Nedir durum?”
Verdikleri bilgiler sizi mutlu eder ve tanımadığınız bu
insan için güzel şeyler konuşmaya başlar ve çıtayı da yükseltirsiniz.
Geldikten sonra da, bir nefer gibi yardımcı olmaya, destek
vermeye ve birlikte güzellikler oluşturmak için her şeyi yapmaya başlarsınız.
Kişiyi tanıdıkça da seversiniz. İyidir, memleketini ve insanını seven, aslını
bilen, hedefleri olan, helal ve haramı tanıyan, nezaketli birisidir. Bu sevgi,
çalışma temponuzu arttırır, adeta konuyu sahiplenirsiniz.
Mutlusunuzdur.
Ama bu mutluluk pek de uzun sürmez. Kuruma, kuruluş ve
genişleme için, Ankara’dan birileri olukları açmış, sel gibi para akıtmaktadır.
Karamanlı maddi ve manevi desteklerle kuruma omuz vermiş havalara kaldırmıştır.
İşte Orhan Veli şiiri gibi o güzel havalar birilerini
mahvetmeye başlamıştır bile. O kuruma omuz vermiş güç vermiş Türkiye genelinde
dev sayılabilecek onlarca kişi, dönerci bıçağının kesimi gibi ince ince
doğranmaya başlanmıştır.
Gerekçe? Muamma…
Gün gelir kurum kapasitesinin çok ama çok altında bir
çalışmaya düşer.
Dayanamaz, görevinizi de hatırlar ikaz eder, eleştirir,
yazar, çizersiniz.
Sonuç? Malum… Hainsinizdir…
Hancı yerindedir, gün gelir yolcular atta gider.
Helalleşmek düşer.
İnsan olarak 2 konu hariç tüm hakkınızı helal edersiniz.
Çünkü gördüğünüz iki şeydir. Diğerleri Yaratan ile kulu arasındadır ve
duyduğunuz güven o noktalarda aslında hala da devam etmektedir. İnşallah da
yanılmamışsınızdır.
Birinci konu bu kadar beklentinin boşa çıkmasıdır. Aslında
bu konu bu şehri seven herkesin hakkı olan bir konudur.
İkincisi de kişisel olabilir. İkaz ve eleştirilerden sonra
atılan iftira ve isnatlar olabilir. Üstüne üstlük eleştirileri haksız çıkarmak
adına dünyanın en kirli insanını tetikçi tutup saldırtabilirler. Şükür ki,
zırhlarınız kat kattır. Sağlamdır. Hiçbir kötülüğü geçirmez.
Elinizdeki mendili sallarsınız “Güle güle; İnsan olarak
tanıdığımız, dost olarak kapımızı açtığımız, dürüst olarak güvendiğimiz, kardeşlik
seviyesinde bir sevgi sunduğumuz GÜZEL İNSAN. Keşke o güzel havalar ve
yükseklikler senin aklını başından almasaydı, bir ergen delikanlı gibi etrafında sana yön verenlerin değil de
gerçekten sağlam olduğuna inandığımız ilmine, inancına ve kültürüne uysaydın,
danışsaydın ve kendi yolunda yürüseydin.
Birisi genel, birisi kişisel olan 2 hakkımızı baki âleme
ertelemek şartı ile diğer haklarımız helal olsun DA!
“Da” sı keşke LİYAKATLİ olsaydın da biz o iki hakkımızı da
HELAL etseydik deyiverirsiniz. Üzülürsünüz. Bu şehir adına. Bu, güzel tanıyıp
da kendisi de dâhil her yere zarar veren insan adına. Sebepsiz yere insanlara
açılan zarar ve ziyanlara, hatta gözyaşlarına. Boşa geçen zamana. Geleceğimizin
teminatı olan gençlerin per perişan hallerine… Perişan olup da bedduadan başka
bir yaptırımı olmayan ailelere…
Bu ifadeler yarım asırlık ömrünüzde sık sık gerekir.
Saklayıp kes/kopyala/yapıştır yapılacak kadar da benzerdir.
Yıllar sonra birilerinin pişmanlıklarına vesile olacaktır…
Ayniyle vakidir…









