Yetişin EY Ümmet-i Müslüman!
1905 Yıldız Suikastı ve 1909 Ayaklanması ve Sultan 2. Abdülhamid Han’ın tahtan indirilmesi, insanlarımız tarafından iyi anlaşılmalı ve anlatılmalıdır.
Ümmet ne demektir ve Ümmet olmak neden önemlidir?
Ümmetçilik
yani sosyolojik ismiyle Panislamizm fikrinin Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde
1. Meşrutiyet’in sonlarına doğru ortaya çıktığından bahsedilir. Bunun
neticesinde ise Sultan 2. Abdülhamid Han’ın tahta çıkışından iki yıl sonra,
yani 1878’de Meclis-i Mebusan’ın kapatılmasıyla bu fikir daha da etkinleşerek,
Sultan 2. Abdülhamid Han’ın iktidarı boyunca devam etmiştir.
Öncelikle
Ümmet ne demektir, onun açıklanması Ümmetçilik fikrini anlamak açısından daha
yerinde olur.
Peygamberimiz
efendimiz Hazreti Muhammed’in (s.a.v) önderliğinde kurulan İslam Dini,
Allah’tan gelen vahiylerin Cebrail (a.s.) aracılığıyla önce peygamber
efendimize, daha sonra tüm insanlığa bildirilmesiyle, Hicaz’daki bir şehirden,
bütün dünyaya yayılmaya başlamıştır. Günümüzde de bu tebliğin insanlara
ulaştırılması bütün hızıyla devam etmektedir.
Hazreti
Muhammed (s.a.v.) aslında İslam Devleti’nin de kurucusudur. Bu devletin ana
amacı mukaddes kitabımız Kuran-ı Kerim’de geçen emirleri, öncelikle İslam
dininin hoşgörü anlayışı çerçevesinde hiçbir zorlamaya mahal vermeksizin
insanların Müslümanlığı kabul etmesini sağlamak ve Kuran-ı Kerim’in ışığında
İslam dininin dil, ırk ve milliyet kavramlarının üzerinde bir yere sahip olarak
ilerlemesini sağlamaktı. Yani İslam devletinde asıl olan farklı diller, farklı
ırklar ve farklı milletler değil, tek bir Allah’a, tek bir kitaba ve tek bir
dine mensup olan bir toplum yaratılmasıydı.
Ümmet
fikri kısaca bu şekilde tarif edilebilir.
Osmanlı
İmparatorluğu için ise, her ne kadar bu fikrin çıkış noktası olarak 1878 yılı
işaret edilse de, tarihin geniş yelpazesine bakıldığında bu durumun daha
öncesindeki bir tarihe dayandırılabileceğini söylemek yanlış olmaz.
Tarihçilerin de hem fikir olacağını tahmin ettiğimiz bir tarih var ki, bu da
Yavuz Sultan Selim Han’ın 22 Ocak 1517’de zaferle sonuçlanan Ridaniye
Seferi’dir. Lakin Ridaniye Seferi sonrasında Yavuz Sultan Selim Han, Kahire’ye
girerek Memlük Hanedanı’na son vermiş ve Yusuf Nebi Tahtı’na oturmuştur. İslam
dininin kutsal emanetleri himaye altına alınarak, İslam dinindeki liderlik
statüsü sayılan Hilafet Makamı, Osmanlı İmparatorluğu’na geçmiştir.
Hilafet
Makamı Osmanlı İmparatorluğu’na geçtiğinde, Yavuz Sultan Selim Han’dan sonra
tahta geçen bütün Osmanlı Padişahları artık İslam Devleti’nin de başı konumuna
sahip olmuşlardır. Tarihi kaynaklardan da anlaşılacağı üzere Osmanlı Ordusu
aslında İslam Ordusu olarak tabir edilmeye başlanmıştır.
Ümmet
olmanın önemine gelindiğinde bu konu aslında yüreklerde İslam dininin
yaşanmasıyla mümkün olabilecek bir durumdur. Sosyolojik olarak nasıl tarif
edilirse edilsin, mukaddes kitabımız Kuran-ı Kerim’i anlayarak okuyan ve Allah’ın
bizlere gönderdiği vahiyleri hayatının her alanına yayabilen bir Müslüman,
doğal olarak zaten Ümmet kavramının bir ferdi olacaktır. İslam dininin
samimiyetle yaşanması ve örnek insan durumuna gelerek, insanlara bu mukaddes
vahiylerin anlatılması, öğretilmesi ile İslam Dini saf ve temiz müminlere
kavuşacak ve zaman içerisinde bütün toplumlar İslam Bayrağı altında
toplanacaktır.
Tabi
takdir edersiniz ki bu da bilgili ve akıllıca bir mücadeleyle olacak bir
durumdur. Çünkü Ümmet olma yolundaki en önemli dayanak, yani İslam Dininin
insanlığa tebliği konusundaki en önemli dayanak da Cihad fikridir. Cihad fikri,
İslam karşıtları tarafından her ne kadar kan dökme, cana kıyma ve terör
yaratmakla adlandırılsa da aslında işin aslı tamamen farklıdır. Cihad fikri akılla,
ilimle ve bilgiyle yapıldığında tam anlamıyla bir başarıya uğrar.
İlk
emrin “Oku!” olduğu ve sıklıkla “yaşa ve yaşat!” fikrinin ifade edildiği bir
dinin, İslam karşıtları tarafından öcü gibi gösterilmesindeki tek amaç; doğru,
dürüst ve nitelikli insan kavramından korkulmasından başka bir şey değildir.
İslam Dini hem bu dünyayı, hem de ölümden sonra ebediyen yaşanacak diğer
dünyayı anlayan müminler istemekte iken, İslam karşıtlarının kurdukları
kapitalist düzenin devamını sağlamak için İslam Dinini karalamalarıyla Ümmet
fikri her dönemde büyük yaralar almıştır.
Bir
başka yönden bakacak olursak; Ümmet fikrinin özü İslam Dinine inananlar
arasında hiçbir farkı kabul etmemesidir. Yukarıda da ifade ettiğim gibi, dil,
ırk, millet kavramları insanları ayrıştırmakta, buna mukabil Ümmet fikri
herkesi eşit olarak görüp, bir araya getirmektedir.
Ümmet neden bir araya gelemiyor?
İnsanlar
arasındaki eşitlik fikri, tarih boyunca zenginlik adına insanları kullanan
bütün oluşumların baş düşmanıydı. Bu durum maddi açıdan güçlü zümrelerin kazanç
kaybı yaşamaları demekti. İnsanlar arasındaki bu uçurum, özellikle İslam
dininin çıkış noktası olan Mekke’de daha bariz bir şekle bürünmüştü. Herkesin
Allah huzurunda eşit olduğu fikri, devrin zenginlerinin hiç mi hiç hoşuna
gitmemişti. Örnek vermek gerekirse, İslam Dininin tebliğ edilmeye başlandığı
ilk zamanlarda Mekke’nin ileri gelenleri, sahip oldukları kölelerle
kendilerinin asla eşit olamayacağında ısrar etmişler ve güçleri yettiğince buna
engel olmaya çalışmışlardı. Lakin hiçbir zaman da bunda başarılı olamamışlardı.
Osmanlı
İmparatorluğu’nun son dönemlerinde ise bu fikir sıkça konuşulmaya ve
tartışılmaya başlanmış ve uzun yıllar boyunca önemli mesafeler kat etmişti.
Tarihin sürekli tekerrürden ibaret olduğu göz önünde bulundurulacak olursa, geçmişte
Mekke’de yaşananlar, yüzlerce yıl sonra Osmanlı İmparatorluğu’nda da yaşanmaya
başlamıştı.
İnsanların
İslam dinine sarılmaları gerek içerdeki, gerekse dışarıdaki İslam karşıtlarını
harekete geçirmiş ve bu duruma engel olma yolunda birçok hamle yapmalarına
sebep olmuştu. İnananların İslam bayrağı altında toplanması demek, ellerindeki
sömürgelerin kontrolünü kaybetmeleri anlamını taşıdığından, ilk başta bu fikrin
kontrolleri altındaki sömürgelerde yayılmasına mani olmuşlardır. İslam’ın
yayılmasına karşı bir atak olarak, özellikle Vatikan’ın başını çektiği bu
ülkeler, sömürgelerindeki İslam yaşantısını yok etme yoluna gitmişler ve bunu
da misyonerlik faaliyetleriyle yürütmüşlerdir.
Tabi
sosyolojik anlamda Ümmet fikrinin çıkış noktası Osmanlı İmparatorluğu
olduğundan, oluşturdukları sinsi planları yine Osmanlıları kullanarak
gerçekleştirmişlerdir. Bu konudaki en büyük yardımcıları ise İttihat ve Terakki
Partisi ve onun bünyesindeki Jön-Türkler’di.
İslam
ülküsünün hamisi olan Sultan 2. Abdülhamid Han’ı başarısızlıkla sonuçlanan
sayısız suikast girişimiyle alt edemeyince, işi 1909’daki ayaklanmaya kadar götürmüşler
ve padişahı cebren tahttan indirerek, hem Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması
yolunu açmışlar, hem de Müslümanların zihninde oluşmaya başlayan Ümmet fikrinin
ortadan kalkmasını sağlamışlardır.
1905
Yıldız Suikastı ve 1909 Ayaklanması ve Sultan 2. Abdülhamid Han’ın tahtan
indirilmesi, insanlarımız tarafından iyi anlaşılmalı ve anlatılmalıdır.
Zira
Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde yükselen bu fikrin, kimleri rahatsız ettiği ve
bu fikre hamilik eden Sultan 2. Abdülhamid Han’ın nasıl bir mücadele içinde
bulunduğu daha net anlaşılacaktır.
Tarih
tekerrürden ibarettir demiştim. Sözü fazla uzatmadan sadece şunu
söyleyebilirim;
Ümmet
fikriyle birlikte İslam dinine karşı beslenen düşmanlık, Mekke’de ve Osmanlı
İmparatorluğu’nda nasıl uygulandıysa, bugün de aynı sistematik karalama ve
engelleme kampanyalarıyla devam etmektedir.
Allah’ın,
Mukaddes Kitabımız Kuran-ı Kerim’de de belirttiği üzere İsrailoğulları başta
olmak üzere onların kontrolündeki iç ve dış mihraklar, beyhude bir dünya
egemenliği sevdasıyla 1500 yılı aşkın bir süredir saldırılarını devam
ettirmekte ve Müslümanların birleşmelerinin önüne geçmek için her türlü planı
uygulamaktadırlar.
Bu
konuda Müslümanlara düşen görev ise, ilk olarak Mukaddes Kitabımız Kuran-ı
Kerim’i anlayarak okumak ve yeryüzündeki bütün Müslümanlara, Peygamber Efendimiz
Hazreti Muhammed’in (s.a.v.) de ifade ettiği gibi kardeşleri gibi davranmaktır.









