Yetişin EY Ümmet-i Müslüman!

1905 Yıldız Suikastı ve 1909 Ayaklanması ve Sultan 2. Abdülhamid Han’ın tahtan indirilmesi, insanlarımız tarafından iyi anlaşılmalı ve anlatılmalıdır.

31 Mart 2015 01:59

 Ümmet ne demektir ve Ümmet olmak neden önemlidir?

Ümmetçilik yani sosyolojik ismiyle Panislamizm fikrinin Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde 1. Meşrutiyet’in sonlarına doğru ortaya çıktığından bahsedilir. Bunun neticesinde ise Sultan 2. Abdülhamid Han’ın tahta çıkışından iki yıl sonra, yani 1878’de Meclis-i Mebusan’ın kapatılmasıyla bu fikir daha da etkinleşerek, Sultan 2. Abdülhamid Han’ın iktidarı boyunca devam etmiştir.

Öncelikle Ümmet ne demektir, onun açıklanması Ümmetçilik fikrini anlamak açısından daha yerinde olur.

Peygamberimiz efendimiz Hazreti Muhammed’in (s.a.v) önderliğinde kurulan İslam Dini, Allah’tan gelen vahiylerin Cebrail (a.s.) aracılığıyla önce peygamber efendimize, daha sonra tüm insanlığa bildirilmesiyle, Hicaz’daki bir şehirden, bütün dünyaya yayılmaya başlamıştır. Günümüzde de bu tebliğin insanlara ulaştırılması bütün hızıyla devam etmektedir.

Hazreti Muhammed (s.a.v.) aslında İslam Devleti’nin de kurucusudur. Bu devletin ana amacı mukaddes kitabımız Kuran-ı Kerim’de geçen emirleri, öncelikle İslam dininin hoşgörü anlayışı çerçevesinde hiçbir zorlamaya mahal vermeksizin insanların Müslümanlığı kabul etmesini sağlamak ve Kuran-ı Kerim’in ışığında İslam dininin dil, ırk ve milliyet kavramlarının üzerinde bir yere sahip olarak ilerlemesini sağlamaktı. Yani İslam devletinde asıl olan farklı diller, farklı ırklar ve farklı milletler değil, tek bir Allah’a, tek bir kitaba ve tek bir dine mensup olan bir toplum yaratılmasıydı.

Ümmet fikri kısaca bu şekilde tarif edilebilir.

Osmanlı İmparatorluğu için ise, her ne kadar bu fikrin çıkış noktası olarak 1878 yılı işaret edilse de, tarihin geniş yelpazesine bakıldığında bu durumun daha öncesindeki bir tarihe dayandırılabileceğini söylemek yanlış olmaz. Tarihçilerin de hem fikir olacağını tahmin ettiğimiz bir tarih var ki, bu da Yavuz Sultan Selim Han’ın 22 Ocak 1517’de zaferle sonuçlanan Ridaniye Seferi’dir. Lakin Ridaniye Seferi sonrasında Yavuz Sultan Selim Han, Kahire’ye girerek Memlük Hanedanı’na son vermiş ve Yusuf Nebi Tahtı’na oturmuştur. İslam dininin kutsal emanetleri himaye altına alınarak, İslam dinindeki liderlik statüsü sayılan Hilafet Makamı, Osmanlı İmparatorluğu’na geçmiştir.

Hilafet Makamı Osmanlı İmparatorluğu’na geçtiğinde, Yavuz Sultan Selim Han’dan sonra tahta geçen bütün Osmanlı Padişahları artık İslam Devleti’nin de başı konumuna sahip olmuşlardır. Tarihi kaynaklardan da anlaşılacağı üzere Osmanlı Ordusu aslında İslam Ordusu olarak tabir edilmeye başlanmıştır.

Ümmet olmanın önemine gelindiğinde bu konu aslında yüreklerde İslam dininin yaşanmasıyla mümkün olabilecek bir durumdur. Sosyolojik olarak nasıl tarif edilirse edilsin, mukaddes kitabımız Kuran-ı Kerim’i anlayarak okuyan ve Allah’ın bizlere gönderdiği vahiyleri hayatının her alanına yayabilen bir Müslüman, doğal olarak zaten Ümmet kavramının bir ferdi olacaktır. İslam dininin samimiyetle yaşanması ve örnek insan durumuna gelerek, insanlara bu mukaddes vahiylerin anlatılması, öğretilmesi ile İslam Dini saf ve temiz müminlere kavuşacak ve zaman içerisinde bütün toplumlar İslam Bayrağı altında toplanacaktır.

Tabi takdir edersiniz ki bu da bilgili ve akıllıca bir mücadeleyle olacak bir durumdur. Çünkü Ümmet olma yolundaki en önemli dayanak, yani İslam Dininin insanlığa tebliği konusundaki en önemli dayanak da Cihad fikridir. Cihad fikri, İslam karşıtları tarafından her ne kadar kan dökme, cana kıyma ve terör yaratmakla adlandırılsa da aslında işin aslı tamamen farklıdır. Cihad fikri akılla, ilimle ve bilgiyle yapıldığında tam anlamıyla bir başarıya uğrar.

İlk emrin “Oku!” olduğu ve sıklıkla “yaşa ve yaşat!” fikrinin ifade edildiği bir dinin, İslam karşıtları tarafından öcü gibi gösterilmesindeki tek amaç; doğru, dürüst ve nitelikli insan kavramından korkulmasından başka bir şey değildir. İslam Dini hem bu dünyayı, hem de ölümden sonra ebediyen yaşanacak diğer dünyayı anlayan müminler istemekte iken, İslam karşıtlarının kurdukları kapitalist düzenin devamını sağlamak için İslam Dinini karalamalarıyla Ümmet fikri her dönemde büyük yaralar almıştır.

Bir başka yönden bakacak olursak; Ümmet fikrinin özü İslam Dinine inananlar arasında hiçbir farkı kabul etmemesidir. Yukarıda da ifade ettiğim gibi, dil, ırk, millet kavramları insanları ayrıştırmakta, buna mukabil Ümmet fikri herkesi eşit olarak görüp, bir araya getirmektedir.

 

Ümmet neden bir araya gelemiyor?

 

İnsanlar arasındaki eşitlik fikri, tarih boyunca zenginlik adına insanları kullanan bütün oluşumların baş düşmanıydı. Bu durum maddi açıdan güçlü zümrelerin kazanç kaybı yaşamaları demekti. İnsanlar arasındaki bu uçurum, özellikle İslam dininin çıkış noktası olan Mekke’de daha bariz bir şekle bürünmüştü. Herkesin Allah huzurunda eşit olduğu fikri, devrin zenginlerinin hiç mi hiç hoşuna gitmemişti. Örnek vermek gerekirse, İslam Dininin tebliğ edilmeye başlandığı ilk zamanlarda Mekke’nin ileri gelenleri, sahip oldukları kölelerle kendilerinin asla eşit olamayacağında ısrar etmişler ve güçleri yettiğince buna engel olmaya çalışmışlardı. Lakin hiçbir zaman da bunda başarılı olamamışlardı.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde ise bu fikir sıkça konuşulmaya ve tartışılmaya başlanmış ve uzun yıllar boyunca önemli mesafeler kat etmişti. Tarihin sürekli tekerrürden ibaret olduğu göz önünde bulundurulacak olursa, geçmişte Mekke’de yaşananlar, yüzlerce yıl sonra Osmanlı İmparatorluğu’nda da yaşanmaya başlamıştı.

İnsanların İslam dinine sarılmaları gerek içerdeki, gerekse dışarıdaki İslam karşıtlarını harekete geçirmiş ve bu duruma engel olma yolunda birçok hamle yapmalarına sebep olmuştu. İnananların İslam bayrağı altında toplanması demek, ellerindeki sömürgelerin kontrolünü kaybetmeleri anlamını taşıdığından, ilk başta bu fikrin kontrolleri altındaki sömürgelerde yayılmasına mani olmuşlardır. İslam’ın yayılmasına karşı bir atak olarak, özellikle Vatikan’ın başını çektiği bu ülkeler, sömürgelerindeki İslam yaşantısını yok etme yoluna gitmişler ve bunu da misyonerlik faaliyetleriyle yürütmüşlerdir.

Tabi sosyolojik anlamda Ümmet fikrinin çıkış noktası Osmanlı İmparatorluğu olduğundan, oluşturdukları sinsi planları yine Osmanlıları kullanarak gerçekleştirmişlerdir. Bu konudaki en büyük yardımcıları ise İttihat ve Terakki Partisi ve onun bünyesindeki Jön-Türkler’di.

İslam ülküsünün hamisi olan Sultan 2. Abdülhamid Han’ı başarısızlıkla sonuçlanan sayısız suikast girişimiyle alt edemeyince, işi 1909’daki ayaklanmaya kadar götürmüşler ve padişahı cebren tahttan indirerek, hem Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması yolunu açmışlar, hem de Müslümanların zihninde oluşmaya başlayan Ümmet fikrinin ortadan kalkmasını sağlamışlardır.

1905 Yıldız Suikastı ve 1909 Ayaklanması ve Sultan 2. Abdülhamid Han’ın tahtan indirilmesi, insanlarımız tarafından iyi anlaşılmalı ve anlatılmalıdır.

Zira Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde yükselen bu fikrin, kimleri rahatsız ettiği ve bu fikre hamilik eden Sultan 2. Abdülhamid Han’ın nasıl bir mücadele içinde bulunduğu daha net anlaşılacaktır.

Tarih tekerrürden ibarettir demiştim. Sözü fazla uzatmadan sadece şunu söyleyebilirim;

Ümmet fikriyle birlikte İslam dinine karşı beslenen düşmanlık, Mekke’de ve Osmanlı İmparatorluğu’nda nasıl uygulandıysa, bugün de aynı sistematik karalama ve engelleme kampanyalarıyla devam etmektedir.

Allah’ın, Mukaddes Kitabımız Kuran-ı Kerim’de de belirttiği üzere İsrailoğulları başta olmak üzere onların kontrolündeki iç ve dış mihraklar, beyhude bir dünya egemenliği sevdasıyla 1500 yılı aşkın bir süredir saldırılarını devam ettirmekte ve Müslümanların birleşmelerinin önüne geçmek için her türlü planı uygulamaktadırlar.

Bu konuda Müslümanlara düşen görev ise, ilk olarak Mukaddes Kitabımız Kuran-ı Kerim’i anlayarak okumak ve yeryüzündeki bütün Müslümanlara, Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’in (s.a.v.) de ifade ettiği gibi kardeşleri gibi davranmaktır.   

 
Ümmet islamiyet halife dünya
Bu Haber 2172 defa okunmuştur.
 
Yorum Ekleyin