Su Kesintisi Felaketi!
Ama bu gün yaşıyoruz, sular kesiliyor ve trafikte sorun büyük. Sular kesilebilir. Arıza olur, kuraklık olur, bir takım sıkıntılar olabilir. Ama bundan daha önemli bir konu var ki o da bu konudaki zihniyetler…
“Su kesintisi” cümlesi bana öğrencilik yıllarımdaki
Ankara’yı hatırlatır.
Bir gün değil, bir hafta değil, yıllar boyu musluklar
kupkuru kalırdı. Münavebeli olarak semtlere bazen günde, bazen iki günde bir
kısa sürelerle su verilir, plastik bidon vs. gibi malzemeler de olmadığından
mutfak kaplarının tamamı sular geldiğinde doldurulur ve onlarla idare edilirdi.
Tabi o saatte evde olmanız şartı ile. Çalışıyorsanız ve semtinizin su saati mesai
saatlerine denk geliyorsa vay halinize…
Meşhur cam şişelerde 350 cc olarak satılan sulardan paranız
kadar alıp temizlikte bile kullanma mecburiyetinde kalırdınız.
O yıllar Karamanım bu cümledeki kelimelerden birinciyi iyi
bilir çünkü sular içinde yaşardı. Ev ve sokak çeşmelerini musluklarından çok
kaliteli sular, sokaklarındaki küçük arklardan da çürük sular akardı.
İkinci kelime ile hiç tanışmamıştı.
Yıllar sonra Belediye için DSİ ile bir anlaşma yaparak,
Dereköy Barajından bir hat çekilerek sulama suyu olarak kullanılması haline
büyük tasarruf sağlanabileceğini teklif ettiğimizde “ooo çok iyi bir fikir”
olarak övgü aldık, Karaman da havasını…
Karaman sular içinde yüzüyordu. Dönemin Belediye Başkanı çok
kıt imkanları ile, ilkel araçlarla insanlara hizmet veriyor, 35-40 bin olan
nüfusa yeterli su var iken 100-150 bin nüfus hedefleyerek çalışmalar yapıyordu.
Engellemeler ve alaylara kulak asmıyordu.
Aynı Başkan yeşil alanları meclis kararları ile konut
alanına çevirmiyor, ruhsata aykırı inşa edilen binayı, tüm ekabirin baskısına
rağmen dozerin başında durup yıktırıyordu. Ankara’ya gidip projelerini
anlatıyor ve bunlar için bulabildiği paralarla Molla Fenari Caddesi, Kemal
Kaynaş caddesi gibi ana arterleri açıyor, saatte bir tane dahi otomobil
geçmeyen geniş yolları “ilerisi için gardaşım” diyerek açtırıyordu.
Kısa bir zamana kadar yeterli olan o günün çalışmaları
olumsuz sinyal vermeye başlamıştı. Bunları gerek yazılarımızda gerekse özel
konuşmalarımızda ilgili, yetkili kişilere ilettik.
Ama bu gün yaşıyoruz, sular kesiliyor ve trafikte sorun
büyük.
Sular kesilebilir. Arıza olur, kuraklık olur, bir takım
sıkıntılar olabilir.
Ama bundan daha önemli bir konu var ki o da bu konudaki
zihniyetler…
İlgili ve sorumlu kişiler bu konuda hangi zihniyetle iş
görüyor, ne kadar çaba sarf ediyor, hangi araştırma ve incelemelerini hangi
projelerle hayata geçirmeyi hedefliyor?
İşte bütün mesele bu…
Yukardaki Sayın Başkan farklı bir siyasi görüşten
olduğundan, biz de çocukluk haleti ruhiyemizle birilerinin gazı ve kumandası
ile her gün, ama istisnasız her gün acımasız eleştiri yazıları yazardık. Yönettiğim
ve o günlerin tek gazetesi olan Uyanış dağıldıktan sonra bu eleştiri
yazılarımız çek ses getirir, meşhur ahırın ve Cumhuriyet Parkının “Günün
Konusu” köşesinde ateşli tartışmalara vesile olurdu.
Amacı HALKA HİZMET HAK RIZASI içindir olan Sayın Başkan bu
acımasız eleştirilere rağmen, çoluk çocuk demez ziyaretimize gelir,
karşılaştığımız ortamlarda bizden sempatisini esirgemez, yaptıkları ve
yapacaklarının gerekçelerini uzun uzun anlatırdı. Tüm görevi süresince devam
eden bu periyot bir tek gün satırlarımızda hakaret, iftira, küfür ya da kişilik
haklarına tecavüz olarak uygulanmamıştır. Karşılığında Sayın Başkandan
gördüğümüz de İYİ Niyetle ikna ve bir kardeşe duyulan derin muhabbet olmuştur.
Üstüne de eleştirilerimiz için KOCAMAN BİR de teşekkür…
Günümüzde hizmet için o mevkide oldukların söyleyenler, lise
talebesi mantığı ile davranarak, eyyamcı yaklaşımla oluşturdukları ekiplerle,
büyük tezgahların planlayıcılarının niyetlerinden habersiz, onların piyazlarına
ağzı açık ayran delisi tavrında sırıtmalarla bir saltanat sürüyorlar.
İşte orada bir zihniyet felaketi yatıyor.
Su kesintisi bir felaket değildir.
Trafik kargaşası da bir felaket değildir.
Herkesin atı arabası var iki plastik bidonla birkaç gün
idare edersiniz, aracınızı iki sokak öteye park edersiniz. Ama zihniyetler
kısır kalmış, ya da rayından çıkmışsa, yapmak yerine olanı yok etmekle
uğraşıyorsa, sen yerine ben diyorsa, edep yerine hır gür yapıyorsa bu bir felakettir.
Yıllarca haftada sadece birkaç saat su alan Ankara’nın o
günkü iktidar il başkanı bir gazeteciyi kendisini en nazik biçimde eleştirdi
diye tehdit edip şantaj yapmamıştır.
Geçmişin bu unutulmaz Belediye Başkanı her gün ama
istisnasız her gün sırf başka partiden olduğu için acımasız eleştirilerde
bulunan, kumanda altındaki bir çocuğa “bizden bir takım talepleri oldu da,
yerine getirmedik, ondan yazıyor” diye laf edip pişkinlik yapmamıştır.
O şehirlerin muhalefet parti meclis üyeleri, tüm olup bitenler
karşısında hangi amaçla, hangi endişeyle olursa olsun, üç maymunu
oynamamışlardır.
O şehirlerde seçilmiş milletvekilleri, bir takım mide
bulantılarından dolayı ciddi bir atılım yapmak üzereyken, ortaya çıkıveren
erken seçim söylentileri üzerine hesap sormayı planladığı kişilerin günde 5
vakit ellerini ayaklarını öpmeye başlamamıştır.
Ya da İngiltere veya ABD ye çokoprens almaya gitmemiştir…
Çünkü siyaset ahlak, edep, özveri, sabır, kabiliyet, liyakat
ve en önemlisi de ekip işidir. Günlük geyik organizatörleri ve fıkra üstatları
ile yapılmaz.
Siyaset dikkat işidir, adamı alırlar bir dolmuşa, açarlar
bir kesikçayır müziği, verirler eline bir horozlu şeker, o yalarken birileri
deveyi hamudu ile yutuverir.
Su kesintisi nedir ki?
Siyasetimizde ahlak kesintisi var ahlak!
İşte asıl felaket budur!









