Savaşı Kaybetmek Üzereyiz
Bu savaşın en büyük cepheleri, başta Türkiye olmak üzere İslam Ülkeleri.
Kavimler
savaşlarından 2. Dünya Savaşına kadar pek çok savaş yeryüzünü kasıp kavurdu.
Medeniyetler yıkıldı, devletler yok oldu, insanlar katledildi.
Günümüzde
Dünya Barışından söz ediliyor. Gerçekten şu an Dünya’da barış hüküm sürüyor mu?
Her kıtada
adına asker değil de örgüt denilen pek çok silahlı güç, adı konmamış bir
savaşın değişik cephelerinde savaşıyor.
İyi bir
inceleme ile bunların, oluşum, silahlanma ve yöntem itibarı ile tekelden
yönetildikleri kanaati kesinlik kazanıyor.
Net olmayan
bir şey de silah kullanılmayan bir savaşın tüm hızı ile sürdüğü.
Bu savaşın
en büyük cepheleri, başta Türkiye olmak üzere İslam Ülkeleri.
Bu savaşta
canlar yanmıyor, silahlar toplar tüfekler yok. Ateş barut kan da yok hatta.
Aksine keyif veren, zevk veren, dünya nimetlerinden tat almayı kolaylaştıran
bir savaş.
Bunun adına
ister soğuk savaş, subliminal savaş,
illuminati savaşı gibi isimler verin, isterseniz silahsız HAÇLI ORDUSU deyin bu
bir Dünya savaşıdır.
Bu savaşta bir masa başında oturan kurmayların askerleri,
savaşılan ülkelerin insanlarıdır. Bu kurmayların kendi askerleri yoktur.
İhtiyaç hissetmezler. Savaş verecekleri ülkelerden seçtikleri hırs sahibi
insanları, zaaflarına göre satın alır ve onlara yardım ve iyilik etme adına
onlara dilediklerini çok rahat ve kolaylıkla yaptırırlar.
Diledikleri parlar, zengin olur, kariyer sahibi olur, bilim
adamı olur, siyasetçi olur hatta spor adamı ya da medya patronu olur. Bunlar
kendilerinin kazandıklarını zannettikleri bu gücü, bir kere tatmaya görsün
ellerinde tutabilmek için her yolu denerler. Gittikleri yol yanlış ve kötü de
olsa onlara verilen mantık çizelgesine göre haklı mazeretlerle bu yanlışları
toplumun yararına kullandıklarını iddia ederler.
Bu ekiplerin kullandığı en büyük silah lükstür. Bu lüksün
araçlarından radyo, sinema, televizyon, tiyatro gibi materyaller vardır. Moda,
sosyal eğlence hayatı, cep telefonu, internet, sosyal medya, futbol gibi
kavramların da ilavesi ile bu yelpaze bir hayli genişlemiş işleri kolaylaşmıştır.
Ele geçirdikleri satılmış askerleri vasıtası ile sessiz savaş
açtıkları ülkelerdeki ilk hedef dildir. Sonra, ahlaki yapı, sosyal doku,
örf adet gelenek gibi değerlerin yıpratılıp yok edilmesi
gelir. Bunları sunuşta izlenen yol da küresel Dünya yutturmacasıdır.
Bir zamanlar genel mekanlarda nikahlı karsının elini
tutamayan bir toplum bu gün yollarda öpüşen, parklarda sevişen bir toplum
olmuştur. Hırsızlığın, dolandırıcılığın üçkâğıtçılığın, görevi kötüye
kullanmamın lanetlendiği bir toplumdan, bu gün bunları kitabına uygun yapanları
lider, yönetici, kahraman ilan eden bir toplum oluşmuştur.
“Komşusu açken tok yatan bizden değildir” mantığındaki
insanların torunları bu gün bir birinin ağzından lokmasını kapıp, “gemisini yürüten
kaptandır – yükselmek ve başarılı olmak için her yol mubahtır” diyerek
böbürlenmektedir.
Hiçbir gelir temin edemeyecek derecede malül bir şahsı bir
ömür yaşatan mahalle halkı, komşusunun ölümünden üç – beş gün sonra haberdar
olabilmektedir.
Kasten işlenmemiş suçların bizzat müştekisi tarafından örtbas
edildiği günlerden, işlenmemiş suçlar için iftiralar atan ve tezgahlar kuran
bir nesil yetişti.
Ağlayarak Cami kürsülerinden ateşli vaazlar verip, devletin
temeline dinamit koyacak kadar satılmış gözü yaşlılar kitleleri kandırdı. Bir
ülkeyi dış güçlerin yardımı ile teslim alıp, acımasız bir rejim uyguladıktan
sonra, kendisine o ülkeyi kendisine teslim edenler tarafından idam edilip,
ülkesini kurtardık diye o ülkeye yabancı devletlerin yerleşmesine sebep olan
diktatörler, (Saddam, Kaddafi, Esed, Sisi) türemeye başladı.
Bir zamanlar onlarca ülkeden Hıristiyan Askerler toplayıp
kiliselerin mücevherleri ile desteklenen ve her seferlerinde perişan olan Haçlı
Orduları yerine (Güya) İslam olup Şeriatı uyguladıklarını iddia eden bu vesile
ile de önlerine gelen Müslümanı kesen batılılardan oluşan örgütler çıktı
ortaya.
Karıncaların itlafı için Şeyhülislamdan fetva isteyip
“ahirette Süleyman’dan hakkın alır karınca” mantığından, insanları hunharca
katledip pişmiş kelle gibi sırıtan nesiller ortaya çıktı.
Kendileri her sene suç işleyen birkaç yüz kişiyi idam edenler
bizim ülkemizde idamı yasakladı. CMUK, Adalet reformu vs. aldatmacaları ile
cana, namusa, genel ahlaka karşı işlenen suçları nerdeyse mükâfatlandıracak
kurallar icat ettiler.
Tüm bunlar daha lüks evlerde oturma, daha lüks arabaya binme,
daha lüks yemekler yeme ve daha modaya uygun giyinme çabasındaki toplumlara,
radyo, televizyon, tiyatro, spor müsabakaları, gazeteler, konserler, şenlikler
adı altında tezgahlandı. İnsanların önce libidolarını harekete geçirip, daha
sonra da işledikleri suçların görülmeden gizli ödüllendirilmesi ve
desteklenmesi ile oluştu.
Maneviyatçıyız, mukaddesatçıyız diyen bir hükümetin Aileden
Sorumlu Bakanı bile, bir dizideki 5 erkeğin, dizideki 5 kadınla çarpık, iğrenç
ve evrensel ahlakın yüz karası ilişkilerini görmez hale geldi.
Günlük hayatta kullandığımız kalıp kelimeler yerini bu kanalların
dayatması sonucu yabancı kültürlerin kalıplarına uyarlandı.
Misafir olduğu evde ev sahibine ve yediği yemeklere bin bir
hakaret sıralayan yarışmalar, araba kazanacağım diye karsına – kocasına
milyonlar önünde hakaretler edilen yarışmalar, en mahrem yerlerini sergilemek
de dâhil olmak üzere kadını bir cinsellik aracı olmaya iten giyim, süslenip
püslenip büyük bir lüks içinde sunularak insanları travmalara sürükleyen yemek,
bir insan hayatındaki en önemli manevi olayın bir pazarlama şirketi edasında
sunulduğu evlenme, bilmem hangi Amerika ülkesinde edep dışı kıyafetlerle kazanmak
adına birbirleri ile insanlık dışı mücadelelerin verildiği yarışma, klasik edebiyat
eserlerinin içine, toplumun değerlerini yok etmek adına tonlarca zehir boca
edilmiş dizileri arz etmek bu toplumu hızlı bir çürüme ve çöküşe götürüyor.
Aile evde verdiği edebin sokakta yok olmasına engel olamıyor.
Okullar eğitmek yerine var olan değerlerin de yok olması pahasına birer “kazan,
yoksa yok olursun” kurumu olmaya başladı.
Düşmanlarımız on bin yıldır yenemedikleri bizleri yenmek
üzere, son taarruzlarını yapıyorlar…
Tüm bunlar bu Ülkede olurken “Gelecekten Umutluyuz”
diyebilecekler de elbet bu gizli savaşta, karşı cephe tarafından kazanılmış
askerlerdendir.









