Sansür mü Kalkmış? Nerede? Ne Zaman? Nasıl?
Her türlü yayının, sinema ve tiyatro eserinin yayınının ve gösterilmesinin izne bağlı olması, sıkı denetim” Kestik kopyaladık yapıştırdık. Bu tanım doğru mudur? Size bırakıyoruz.
24 Temmuz Basın bayramı imiş. Bir zamanlar basın üzerindeki
sansür kalkıvermiş de, yıllar sonra birisinin aklına gelivermiş de bu günü
bayram ilan edivermiş de… Mişli geçmiş zamanın hikayesi.
Devletin dış politika sırlarının, askeri sırlarının çarşaf
çarşaf yayınlandığı bir ülkede sansür var mıdır? Vardır…
Ülkenin başbakanına,
cumhurbaşkanına, bakanına, ana muhalefet liderine basın yolu ile hakaret, hatta
küfür edilen bir ülkede sansür var mıdır. Vardır…
Para babaları bir gecede dağlar kadar para kaldırsın diye
sahte haberler yapılan bir ülkede sansür var mıdır? Vardır…
Rakiplerini uyduruk ve şişirilmiş haberlerle hedef gösteren
yayınlar yapan yayın organlarının cirit attığı bir ülkede sansür var mıdır?
Vardır…
Aile bütünlüğü, genel ahlak, çocukların ruhsal ve bedensel
gelişimini kötü yönde etkileyecek biçimde kirli yayınların sayısız olduğu bir
ülkede sansür var mıdır? Vardır…
Tarihi ayaklar altına alarak her gün geçmişine söven
yayınlar yapan yayın organlarının izlenme rekorları kırdığı bir ülkede sansür
var mıdır? Vardır…
İktidarları halk değil ben seçerim, yasaları yasama
organları değil ben koyarım, yürütmeyi hükümetler ve devlet değil ben sağlarım
diyen sözde medya kuruluşlarının olduğu bir ülkede sansür var mıdır? Vardır…
Tam bir keşmekeşe dönüşmüş, çirkinlikler yumağı oluşmuş, hiçbir
kuralı ve kanunu tanımayan, “cezası 5 para öderiz” mantığı ile sevk ve idare
olunan basın sektörünün olduğu bir ülkede, sansür den bahsedebilir miyiz?
Gönül rahatlığı ile evet demek isterdik… Ama vardır…
O meşhur ne yaptığı bilinmeyen TDK isimli kuruluş bu kelimeye
ne anlam yüklemiş bir bakalım:
“sansür
isim Fransızca censure
1. isim Her türlü yayının, sinema ve tiyatro eserinin
hükûmetçe önceden denetlenmesi işi, sıkı denetim
"Basın, sözde özgürlüğe kavuşmuş, sansür
kaldırılmıştı." - H. Topuz
2. Her türlü yayının, sinema ve tiyatro eserinin yayınının
ve gösterilmesinin izne bağlı olması, sıkı denetim”
Kestik kopyaladık yapıştırdık.
Bu tanım doğru mudur? Size bırakıyoruz.
Peki sansür neden vardır?
Her gazeteci, yazar, kalemşör ya da sıradan vatandaş basın
yolu ile fikirlerini özgürce kamuoyuna yayınlayabiliyor mu?
Burada biraz duralım:
Amerika, İsrail, Pensilvanyanın gözü yaşlı meczubu, AB ve
bunların gizli desteğinde olan örgüt ve kuruluşlar izin vermez ise yayınlayamazsınız.
Onların şartları ne? Bu Ülkeyi yıkıcı fikirler savunmalısınız.
Yetti mi? Hayır. Para babaları, ekonomik güç sahipleri,
meşhur Yahudi lobileri ve kulüpleri izin vermelidir.
Genelde bunları sıralamak çok uzun zaman alacak. Yerele,
taşraya, kırsala dönüverelim.
Yüz tane güzel yazı yazdığınızda “ben yaptım o yazdı, işi ne
yazacak elbet” mantığı ile tek sefer hatırlanmayan gazeteci, bir tek kelime ile
haklı bir eleştiri yapmaya görsün. Kıyamet o zaman kopuverir. Parti başkanı
gözündeki merteği kıçındaki çakıldağı görmez, alır eline akıllı telefonunu,
yardakçılarının gazı ile, akılsız başının dikine etrafa tehditler şantajlar savurmaya
başlar.
Yüzde yüz kusurlu olarak karıştığı trafik kazası haberini
yaptığınız vatandaş sizi hain ilan eder.
Bir kurum hakkında eleştiri ve öneride bulunsanız kara
listesindesinizdir. Belediyeyi eleştirseniz suyunuz, elektrik idaresini
eleştirseniz elektriğiniz kesilir. Hatta Ankara’daki Rahmetli Başbuğun yerini
doldurmayı hedeflemiş bazı tosun paşalar inşaat ruhsatı vermek için işinizden
atılmanızı pazarlık konusu yapar.
Bu örnekleri de onlarca sıralamak mümkün.
Ama bir gizli sansür var ki tüm bu sansürlerin uygulanması
için en büyük fırsatı oluşturuyor.
Okunabilirliği 100 kişiyi geçen 3-4 yayın organının olduğu
bir şehirde 5-6 tane basın meslek kuruluşunun yer alması.
Bunlara tabela örgütü demek bile abartı olur. Tabelaları
bile yok çünkü. Tabelaları bile olmayan örgütlerin yönetimi kim, üyeleri kim,
ne iş yaparlar, ne fayda sağlarlar bilmek mümkün değil.
Örgütsüz dayanışma ise hak getire. Değil yardımlaşma
dayanışma ve destek aksine, bin bir Bizans oyunu ile, dedikodu ve fitne ile
birbirlerinin kuyusunu kazmaya çalışan ve adına yayın organı denilen, 100 den
fazla okuyucusu olmayan 50 den fazla kirlilik.
Yazılan bir yazıyı okuyup anlamaktan aciz, kendi
hatalarından şeşi beşine karıştığından alınganlık gösterip veryansın edenler,
dayanışma kelimesinin anlamını elbet bilemezler. Basın mensubu olabilmek için
gerekli altyapının binde birine sahip olmadığı halde, çok iyi tehdidci,
şantajcı, Bizans oyunları senaristi, katakulleci, alavereci-dalavereci
olduğundan, toplumun korku ve tiksinti içgüdüsü ile ayakta kalmaya çalışanlar,
birlik ve beraberlik kavramlarını çirkin oyunları için bir alet olarak
kullanmaktan geri durmazlar.
Günümüz parası ile 15-20 liraya aylık ilan ve reklam
yayınlamak için 40 okka yağ çekip 40 kusuru kapatmaya çalışanlar, bir seçim
döneminde sade 1-2 bin lira için siyasi partilere yalakalık yapanlar, kalemini
bir paket cıgaraya değişenler, gırıgır şamata ile kendilerine değer verildiğini
sanıp gaza gelenler, her fırsatta bir şey söylemiş olmak için yırtık çuvaldan
çivi fırlar gibi öne çıkanlar, fotoğraf karelerine girebilmek için nen iyi
açıyı seçme konusunda uzman olanlar, ne kendilerini yetiştirip mesleklerini
hakkı ile icrayı, ne de ahlak, edep, şeref, haysiyet gibi kavramlara bağlı
kalmayı akıllarına getiremez oldular.
Evet, Türkiye’de hem genelde, hem de yerelde bir sansür
vardır. Hem de aşırı bir sansür vardır.
Geneldeki sansürün adı küresel sermaye ve güçler,
yereldekinin adı da cehalet ve şaşkınlıktır.
Tüm sektörün manevi yükünü (genelde ve yerelde ) bu mesleği
hakkı ile yapmaya çalışan 1-2 kurum taşımaktadır. Her türlü sindirmeye, tehdide,
şantaja ve acımasız baskılara rağmen.
Bir süredir camiadan uzak yaşadığımızdan “Nerelerdesin
görünmüyorsun, hayırdır?” soruları ile çok muhatap oluyoruz. Elimizde bin
değnek de olsa, NÜ görünümlü hayali dev kuçulardan uzak kalmanın başka yolu
yok. Günlük haberlere göz atarken “Sansürün kaldırılışı” kelimelerini görünce
içimizde bir şimşek çakmıştı. “Basın kendisine kendisi sahip çıktı herhalde”
diye ümitlenmiştik. Neyse bir başka zamana. Yarın 10 Ocak gelir, yine aynı
salatalar doğranır tabaklara, yetmedi gelecek seneler var.
Çiftçinin karnını yarıp da içine bakmışlar “40 tane gelecek
harman” çıkmış. Maalesef bizde artık gelecek bayram umudu kalmadı.
Böylesine otokontrolden uzak bir toplumda, kültür ve geleneksel
yapıdan kopuk bir sosyal yaşantıda, kendi kendisine acımasız sansür uygulayan
basın camiasından ne kadar laf salatası yaparsanız yapın, bir cacık olmaz. (Sözümüz
genel yükü taşıyan 1-2 kuruluş haricinedir)
Bari böyle yalancı bayramlarla avutmayın.









