Sansür mü Kalkmış? Nerede? Ne Zaman? Nasıl?

Her türlü yayının, sinema ve tiyatro eserinin yayınının ve gösterilmesinin izne bağlı olması, sıkı denetim” Kestik kopyaladık yapıştırdık. Bu tanım doğru mudur? Size bırakıyoruz.

24 Temmuz 2015 13:35

24 Temmuz Basın bayramı imiş. Bir zamanlar basın üzerindeki sansür kalkıvermiş de, yıllar sonra birisinin aklına gelivermiş de bu günü bayram ilan edivermiş de… Mişli geçmiş zamanın hikayesi.

Devletin dış politika sırlarının, askeri sırlarının çarşaf çarşaf yayınlandığı bir ülkede sansür var mıdır? Vardır…

 Ülkenin başbakanına, cumhurbaşkanına, bakanına, ana muhalefet liderine basın yolu ile hakaret, hatta küfür edilen bir ülkede sansür var mıdır. Vardır…

Para babaları bir gecede dağlar kadar para kaldırsın diye sahte haberler yapılan bir ülkede sansür var mıdır? Vardır…

Rakiplerini uyduruk ve şişirilmiş haberlerle hedef gösteren yayınlar yapan yayın organlarının cirit attığı bir ülkede sansür var mıdır? Vardır…

Aile bütünlüğü, genel ahlak, çocukların ruhsal ve bedensel gelişimini kötü yönde etkileyecek biçimde kirli yayınların sayısız olduğu bir ülkede sansür var mıdır? Vardır…

Tarihi ayaklar altına alarak her gün geçmişine söven yayınlar yapan yayın organlarının izlenme rekorları kırdığı bir ülkede sansür var mıdır? Vardır…

İktidarları halk değil ben seçerim, yasaları yasama organları değil ben koyarım, yürütmeyi hükümetler ve devlet değil ben sağlarım diyen sözde medya kuruluşlarının olduğu bir ülkede sansür var mıdır? Vardır…

Tam bir keşmekeşe dönüşmüş, çirkinlikler yumağı oluşmuş, hiçbir kuralı ve kanunu tanımayan, “cezası 5 para öderiz” mantığı ile sevk ve idare olunan basın sektörünün olduğu bir ülkede, sansür den bahsedebilir miyiz?

Gönül rahatlığı ile evet demek isterdik… Ama vardır…

O meşhur ne yaptığı bilinmeyen TDK isimli kuruluş bu kelimeye ne anlam yüklemiş bir bakalım:

“sansür

isim Fransızca censure

1. isim Her türlü yayının, sinema ve tiyatro eserinin hükûmetçe önceden denetlenmesi işi, sıkı denetim

"Basın, sözde özgürlüğe kavuşmuş, sansür kaldırılmıştı." - H. Topuz

2. Her türlü yayının, sinema ve tiyatro eserinin yayınının ve gösterilmesinin izne bağlı olması, sıkı denetim”

Kestik kopyaladık yapıştırdık.

Bu tanım doğru mudur? Size bırakıyoruz.

Peki sansür neden vardır?

Her gazeteci, yazar, kalemşör ya da sıradan vatandaş basın yolu ile fikirlerini özgürce kamuoyuna yayınlayabiliyor mu?

Burada biraz duralım:

Amerika, İsrail, Pensilvanyanın gözü yaşlı meczubu, AB ve bunların gizli desteğinde olan örgüt ve kuruluşlar izin vermez ise yayınlayamazsınız. Onların şartları ne? Bu Ülkeyi yıkıcı fikirler savunmalısınız.

Yetti mi? Hayır. Para babaları, ekonomik güç sahipleri, meşhur Yahudi lobileri ve kulüpleri izin vermelidir.

Genelde bunları sıralamak çok uzun zaman alacak. Yerele, taşraya, kırsala dönüverelim.

Yüz tane güzel yazı yazdığınızda “ben yaptım o yazdı, işi ne yazacak elbet” mantığı ile tek sefer hatırlanmayan gazeteci, bir tek kelime ile haklı bir eleştiri yapmaya görsün. Kıyamet o zaman kopuverir. Parti başkanı gözündeki merteği kıçındaki çakıldağı görmez, alır eline akıllı telefonunu, yardakçılarının gazı ile, akılsız başının dikine etrafa tehditler şantajlar savurmaya başlar.

Yüzde yüz kusurlu olarak karıştığı trafik kazası haberini yaptığınız vatandaş sizi hain ilan eder.

Bir kurum hakkında eleştiri ve öneride bulunsanız kara listesindesinizdir. Belediyeyi eleştirseniz suyunuz, elektrik idaresini eleştirseniz elektriğiniz kesilir. Hatta Ankara’daki Rahmetli Başbuğun yerini doldurmayı hedeflemiş bazı tosun paşalar inşaat ruhsatı vermek için işinizden atılmanızı pazarlık konusu yapar.  

Bu örnekleri de onlarca sıralamak mümkün.

Ama bir gizli sansür var ki tüm bu sansürlerin uygulanması için en büyük fırsatı oluşturuyor.

Okunabilirliği 100 kişiyi geçen 3-4 yayın organının olduğu bir şehirde 5-6 tane basın meslek kuruluşunun yer alması.

Bunlara tabela örgütü demek bile abartı olur. Tabelaları bile yok çünkü. Tabelaları bile olmayan örgütlerin yönetimi kim, üyeleri kim, ne iş yaparlar, ne fayda sağlarlar bilmek mümkün değil.

Örgütsüz dayanışma ise hak getire. Değil yardımlaşma dayanışma ve destek aksine, bin bir Bizans oyunu ile, dedikodu ve fitne ile birbirlerinin kuyusunu kazmaya çalışan ve adına yayın organı denilen, 100 den fazla okuyucusu olmayan 50 den fazla kirlilik.

Yazılan bir yazıyı okuyup anlamaktan aciz, kendi hatalarından şeşi beşine karıştığından alınganlık gösterip veryansın edenler, dayanışma kelimesinin anlamını elbet bilemezler. Basın mensubu olabilmek için gerekli altyapının binde birine sahip olmadığı halde, çok iyi tehdidci, şantajcı, Bizans oyunları senaristi, katakulleci, alavereci-dalavereci olduğundan, toplumun korku ve tiksinti içgüdüsü ile ayakta kalmaya çalışanlar, birlik ve beraberlik kavramlarını çirkin oyunları için bir alet olarak kullanmaktan geri durmazlar.

Günümüz parası ile 15-20 liraya aylık ilan ve reklam yayınlamak için 40 okka yağ çekip 40 kusuru kapatmaya çalışanlar, bir seçim döneminde sade 1-2 bin lira için siyasi partilere yalakalık yapanlar, kalemini bir paket cıgaraya değişenler, gırıgır şamata ile kendilerine değer verildiğini sanıp gaza gelenler, her fırsatta bir şey söylemiş olmak için yırtık çuvaldan çivi fırlar gibi öne çıkanlar, fotoğraf karelerine girebilmek için nen iyi açıyı seçme konusunda uzman olanlar, ne kendilerini yetiştirip mesleklerini hakkı ile icrayı, ne de ahlak, edep, şeref, haysiyet gibi kavramlara bağlı kalmayı akıllarına getiremez oldular.

Evet, Türkiye’de hem genelde, hem de yerelde bir sansür vardır. Hem de aşırı bir sansür vardır.

Geneldeki sansürün adı küresel sermaye ve güçler, yereldekinin adı da cehalet ve şaşkınlıktır.

Tüm sektörün manevi yükünü (genelde ve yerelde ) bu mesleği hakkı ile yapmaya çalışan 1-2 kurum taşımaktadır. Her türlü sindirmeye, tehdide, şantaja ve acımasız baskılara rağmen.

Bir süredir camiadan uzak yaşadığımızdan “Nerelerdesin görünmüyorsun, hayırdır?” soruları ile çok muhatap oluyoruz. Elimizde bin değnek de olsa, NÜ görünümlü hayali dev kuçulardan uzak kalmanın başka yolu yok. Günlük haberlere göz atarken “Sansürün kaldırılışı” kelimelerini görünce içimizde bir şimşek çakmıştı. “Basın kendisine kendisi sahip çıktı herhalde” diye ümitlenmiştik. Neyse bir başka zamana. Yarın 10 Ocak gelir, yine aynı salatalar doğranır tabaklara, yetmedi gelecek seneler var.

Çiftçinin karnını yarıp da içine bakmışlar “40 tane gelecek harman” çıkmış. Maalesef bizde artık gelecek bayram umudu kalmadı.

Böylesine otokontrolden uzak bir toplumda, kültür ve geleneksel yapıdan kopuk bir sosyal yaşantıda, kendi kendisine acımasız sansür uygulayan basın camiasından ne kadar laf salatası yaparsanız yapın, bir cacık olmaz. (Sözümüz genel yükü taşıyan 1-2 kuruluş haricinedir)

Bari böyle yalancı bayramlarla avutmayın. 

 
basın sansür gazete yayın yazar gazeteci medya sermaye siyaset
Bu Haber 2480 defa okunmuştur.
 
Yorum Ekleyin