Mevlana Biter mi?

Son yıllarda yaşadığımız İslami ağırlıklı yaşam stilleri, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olduğumuzu da gözler önüne serdi.

15 Mart 2015 00:06

Başka milletlere ait olan insanlar nasıldır bilemem ama bizim insanımızın ilginç bazı huyları var. Maksadım burada bir karşılaştırma yapmak değil elbette. Sadece şahsi görüşüme bağlı olarak gözüme çarpanları aktarmak istedim o kadar.

Devlet dairesindeki en önemli işi ikametgâh ilmühaberi çıkarmaktan öteye gitmeyenlerin devlet işleyişi hakkında, bankalardaki en önemli işi kredi taksiti ödemek olanların ülke finansı hakkında, birkaç yılda bir sandığa gidip oy vermek dışında siyasetle alakası olmayanların ülke siyaseti hakkında, izlediği dizilerden ya da filmlerden edindiği kendine göre ilginç gelen kısımları temel alarak istihbarat hakkında ahkâm kesenler hepimizin malumu. Bunlar kimi zaman insana komik gelen ve çoğunlukla hiç kimse tarafından ciddiye dahi alınmayan örnekler.

Lakin bu ve bunun gibi örneklere son zamanlarda yeni bir örnek daha eklendi; Tasavvuf ve bu yolu insanlara öğreten Mutasavvıflar…

Celaleddin 1207 yılında Belh’te doğduğunda ilerleyen zamanlarda Mevlana olacağını bilir miydi, bilinmez, ilerleyen yıllarda bir önce bir edebiyat, daha sonrasında bir sosyal medya fenomeni olabileceğini az buçuk kestirmiş olacak ki;

“Ben yaşadıkça Kuran’ın bendesiyim,

Ben Hazreti Muhammed’in ayağının tozuyum,

Biri benden, bundan başkasını naklederse,

Ondan da bizarım, o sözden de bizarım!”demiştir.

Günümüzde gelinen noktaya bakıldığında hayatımızdaki her şeyin içini boşaltma gayretimizden, maalesef ki İslam mutasavvıfları da nasibini aldı.

Az önce ifade ettiğim gibi, yapılan küçük işlerden kendi nam-ı hesabına büyük anlamlar çıkarmaya çalışan bizler bu kavramın da hızla içini boşaltmakta en ufak bir tedirginlik yaşamadık.

Acaba kaç beğeni alabilirim, sayfamda kaç takipçim olur ve mutasavvıfların sözlerini paylaşırsam izlenme oranım artar mı, düşünceleri artık önüne geçilmez bir hal aldı. Haliyle bu davranışlar yanında yeni davranışların ortaya çıkmasına da sebep oldu.

Son yıllarda yaşadığımız İslami ağırlıklı yaşam stilleri, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olduğumuzu da gözler önüne serdi.

Kuran-ı Kerim’i okumadan Müslümanlık hevesine kapılanlar, Tasavvufi eserleri okumadan da mutasavvıf olma yolunda hayali bir yol kat ettiler.

Örnek vermek gerekirse, Mesnevi’nin kapağını kaldırmayanlar, sırf egolarını tatmin etmek adına Mevlana’yı ağızlara sakız yapmaktan bir an olsun çekinmediler.

Geçen haftaki yazımda anlattığım Yunus Emre’nin başına gelenler, Mevlana’nın da başına gelmekte hiç gecikmedi.

Dünya malını beyhude gören anlayışlarıyla anlayanların gönüllerinde taht kuran Allah Dostları, dünya malını vazgeçilmez gören kim varsa kazanç kapısı haline dönüştürüldüler. Hatta ve hatta durum öylesine vahim bir hal aldı ki –hangi aklın nasıl bir kararıdır yıllarca anlayamadım- bir böreğin ismine verilecek kadar ayakaltı edildiler.

Şimdi burada bana çok kızan, çok küfreden olacak; bunları kuşkusuz tahmin edebiliyorum. İşte kalemin kılıçtan keskin olduğu nokta da burada ortaya çıkıyor.

Son yıllarda basılan dini eksenli kitapların geneli Mevlana ve etrafındaki isimlere ait… Hızla tüketilen bir kavram oluştu.

Bir yayıncı dostum bana şunu söyledi;

“Mevlana bitti hocam! Bu türden kitap yazanların işlerini artık yayınlamıyoruz. Tasavvufu hele perişan etti bu ekran hocaları. İnsanlar bıktı. Yeni şeyler istiyorlar…”

Allah Dostlarını ne hale getirdiğimizin özeti ortada…

Sırada kim var bilinmez, ama “Bu tasavvuf işinde güzel para var. Allah de ötesini bırak hocam, bu millet her türlü yer. İslam dünyasında mutasavvıf mı kalmadı?” türünden bir kurnazlıkla;

“Sizin taptığınız benim ayağımın altındadır!” diyen Muhyiddin ibn-i Arabi’ye,

“Cübbemin altında Allah’tan başkası yok!” diyen Beyazıd-ı Bistami’ye,

“Enel Hak!”diyen Hallac-ı Mansur’a el atmamalarıdır, âcizane temennim.

Ve insanlardan temennim;

Bilgiyi kaynağından okumadan, ekranlarda yüksek rakamlar karşılığında vaaz veren bezirgânların dediklerine kulak asmamaları…

Allah’ın ilk ayetini hayatlarının her alanında uygulamaları;

“Oku!”

 

Haftaya görüşmek üzere…

 
Mevlana değer kültür kitap
Bu Haber 1860 defa okunmuştur.
 
Yorum Ekleyin