Mevlana Biter mi?
Son yıllarda yaşadığımız İslami ağırlıklı yaşam stilleri, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olduğumuzu da gözler önüne serdi.
Başka
milletlere ait olan insanlar nasıldır bilemem ama bizim insanımızın ilginç bazı
huyları var. Maksadım burada bir karşılaştırma yapmak değil elbette. Sadece
şahsi görüşüme bağlı olarak gözüme çarpanları aktarmak istedim o kadar.
Devlet
dairesindeki en önemli işi ikametgâh ilmühaberi çıkarmaktan öteye gitmeyenlerin
devlet işleyişi hakkında, bankalardaki en önemli işi kredi taksiti ödemek
olanların ülke finansı hakkında, birkaç yılda bir sandığa gidip oy vermek
dışında siyasetle alakası olmayanların ülke siyaseti hakkında, izlediği
dizilerden ya da filmlerden edindiği kendine göre ilginç gelen kısımları temel
alarak istihbarat hakkında ahkâm kesenler hepimizin malumu. Bunlar kimi zaman
insana komik gelen ve çoğunlukla hiç kimse tarafından ciddiye dahi alınmayan
örnekler.
Lakin
bu ve bunun gibi örneklere son zamanlarda yeni bir örnek daha eklendi; Tasavvuf
ve bu yolu insanlara öğreten Mutasavvıflar…
Celaleddin
1207 yılında Belh’te doğduğunda ilerleyen zamanlarda Mevlana olacağını bilir
miydi, bilinmez, ilerleyen yıllarda bir önce bir edebiyat, daha sonrasında bir
sosyal medya fenomeni olabileceğini az buçuk kestirmiş olacak ki;
“Ben yaşadıkça Kuran’ın bendesiyim,
Ben Hazreti Muhammed’in ayağının
tozuyum,
Biri benden, bundan başkasını naklederse,
Ondan da bizarım, o sözden de bizarım!”demiştir.
Günümüzde
gelinen noktaya bakıldığında hayatımızdaki her şeyin içini boşaltma
gayretimizden, maalesef ki İslam mutasavvıfları da nasibini aldı.
Az
önce ifade ettiğim gibi, yapılan küçük işlerden kendi nam-ı hesabına büyük
anlamlar çıkarmaya çalışan bizler bu kavramın da hızla içini boşaltmakta en
ufak bir tedirginlik yaşamadık.
Acaba
kaç beğeni alabilirim, sayfamda kaç takipçim olur ve mutasavvıfların sözlerini
paylaşırsam izlenme oranım artar mı, düşünceleri artık önüne geçilmez bir hal
aldı. Haliyle bu davranışlar yanında yeni davranışların ortaya çıkmasına da
sebep oldu.
Son
yıllarda yaşadığımız İslami ağırlıklı yaşam stilleri, bilgi sahibi olmadan
fikir sahibi olduğumuzu da gözler önüne serdi.
Kuran-ı
Kerim’i okumadan Müslümanlık hevesine kapılanlar, Tasavvufi eserleri okumadan
da mutasavvıf olma yolunda hayali bir yol kat ettiler.
Örnek
vermek gerekirse, Mesnevi’nin kapağını kaldırmayanlar, sırf egolarını tatmin
etmek adına Mevlana’yı ağızlara sakız yapmaktan bir an olsun çekinmediler.
Geçen
haftaki yazımda anlattığım Yunus Emre’nin başına gelenler, Mevlana’nın da
başına gelmekte hiç gecikmedi.
Dünya
malını beyhude gören anlayışlarıyla anlayanların gönüllerinde taht kuran Allah
Dostları, dünya malını vazgeçilmez gören kim varsa kazanç kapısı haline
dönüştürüldüler. Hatta ve hatta durum öylesine vahim bir hal aldı ki –hangi
aklın nasıl bir kararıdır yıllarca anlayamadım- bir böreğin ismine verilecek
kadar ayakaltı edildiler.
Şimdi
burada bana çok kızan, çok küfreden olacak; bunları kuşkusuz tahmin
edebiliyorum. İşte kalemin kılıçtan keskin olduğu nokta da burada ortaya
çıkıyor.
Son
yıllarda basılan dini eksenli kitapların geneli Mevlana ve etrafındaki isimlere
ait… Hızla tüketilen bir kavram oluştu.
Bir
yayıncı dostum bana şunu söyledi;
“Mevlana bitti hocam! Bu türden kitap
yazanların işlerini artık yayınlamıyoruz. Tasavvufu hele perişan etti bu ekran
hocaları. İnsanlar bıktı. Yeni şeyler istiyorlar…”
Allah
Dostlarını ne hale getirdiğimizin özeti ortada…
Sırada
kim var bilinmez, ama “Bu tasavvuf işinde
güzel para var. Allah de ötesini bırak hocam, bu millet her türlü yer. İslam
dünyasında mutasavvıf mı kalmadı?” türünden bir kurnazlıkla;
“Sizin taptığınız benim ayağımın
altındadır!” diyen Muhyiddin ibn-i Arabi’ye,
“Cübbemin altında Allah’tan başkası
yok!” diyen Beyazıd-ı Bistami’ye,
“Enel Hak!”diyen Hallac-ı Mansur’a el atmamalarıdır, âcizane temennim.
Ve
insanlardan temennim;
Bilgiyi
kaynağından okumadan, ekranlarda yüksek rakamlar karşılığında vaaz veren
bezirgânların dediklerine kulak asmamaları…
Allah’ın
ilk ayetini hayatlarının her alanında uygulamaları;
“Oku!”
Haftaya
görüşmek üzere…









