Karadağ’ın DAĞ Gibi Sorunları

Karadağ bir hazinedir. Hazineye sahip olmak lazım. Karadağ’a sahip olacak yetkili ve sorumlular lazım…

07 Eylül 2016 11:37

Karadağ Karamanımızın en büyük zenginliğidir. Tarihi yapısı ve doğal güzellikleri ile her karışı bir maden gibidir.

Ancak bu maden bu güne kadar işlenmemiştir. Üstelik talan edilerek değerler yok pahasına indirgenmiş, her geçen gün de bu değerler yok olmaktadır.

Karadağ’ın Bin Bir Kilise olarak adlandırılmasına sebep olan Kiliselerden en karakteristik olan 1 Nolu kilise Madenşehri köyünün örenleri arasında kaybolmuş ve yok olmak üzeredir. Yüzlerce yıllık doğa koşullarına ve insanların yıkımlarına direnen kilisenin bazı duvarları tek taş üzerinde durmaktadır. Bir taşı yerinden oynatsanız 2 Bin yıl dayanmış doku bir anda yok olacak durumdadır.

Göz önünde olmayanları varın siz düşünün.

Çocukluğumuzun ve gençliğimizin Kaf Dağı olan Karadağ’ın gerçek bir sahibi yoktur. Belki Orman Md. ve Turizm Md. çalışanları iyi niyetlerle çırpınıyorlar ama sonuç maalesef yine de çok kötü.

Karadağ’ın karakteristik simgelerinden Yılkı Atları ve Yaban Koyunlarından öte endemik bitki yapısı da tehlike altında. Yaban hayata uyum sağlamış bu hayvanların o yaban olan ortamlarını, her gün bölgeye akın eden bilinçsiz ziyaretçiler yok etmekte.

Türk insanının sapkınlığa dönüşen piknik maceraları bölgede ateş yakılmadık yer bırakmıyor. Her adım plastik ve pet yığınları ile dolu. Çocuğunun bezini poşetleyip atmaktan utanmayan utanmaz insanların çöplüğü halinde. Her saniye atış poligonunu andıran silah atışları yapılıyor. Arabalar ralli yarışçılarına taş çıkartan manevralarla dağı inletiyor.

Daha vahimi ve insanlık dışı olay ise atların su ihtiyaçları. Yazın kavurucu sıcaklarında susayan ve takatsiz kalan sürüler damla damla akan dağın tek pınarından su içmeye geldiklerinde, her biri büyük yönetmen edalarında insanlar çeşmeye hücum ederek, fotoğraf çekme sevdaları ile atları ürkütmekteler. Masum hayvanlar çareyi kaçmakta bulup, insanların şerrine susuzluğu tercih etmekteler. Bir fotoğraf sevdasına susuz bıraktığımız mübarek hayvanların çilesinden sadistçe bir zevk alanlar doğal hayatı da katlediyor.

Yine büyük reklamlarla boy boy poz vererek ve kariyerimize puan eklemek için yaygara kopardığımız meşhur sulama havuzu ve önündeki yalaklar bomboş. Susuzluktan kıvranarak yalak başına gelen sürüler yıkkın bir biçimde boş yalakların dibine kadar yoklayıp geri dönmekteler.

En boş işlere 3-5 görevli verip bomboş oturtan Devlet böyle bir hazineyi başı boş, vicdansızların insafına terk etmiş durumda.

Değle öreninde yapılan ve bizleri heyecanlandıran kazıların sonuçları mükemmelliği ile ortada dururken, sahipsizliği de yürekleri burkuyor. Her gelenin bir taş yıktığı örenlerde, Kiliselerdeki dayanma süresi bu güne kadarki dirençlerinin binde biri. Yani birkaç yıl içinde taş üstünde taş kalmayacak gibi.

Gedik Ahmet’ten daha hızlı yıkımlar gerçekleştiriyoruz.

Bir zamanlar Karadağ eteklerindeki onlarca köyün tamamını inşa eden taşların bölgedeki kiliselerden çekildiğini düşünürsek, o günden beri bilinçlenme konusunda bir adım iler gitmediğimiz ortada.

Radar Yolu güzergahında tabiatın en zor şartlarına rağmen bir boru döşeme çalışması gözleniyor ama ne olduğu konusunda pek bir emareye rastlanmıyor. Eğer bu çalışmalar Karadağ zirvesine su götürme çalışmaları ise yapanları alkışlamak gerek. Ama böylesi sessiz sedasız, gece urdusu tarzında bir çalışmayı da biraz manidar bulduğumuzu söylemekten de geri durmayacağız!

Yanılmayı ve bu konudaki önsezilerimizden mahcup olmayı çok isteriz. Çünkü Karadağ’ın sahipsizliğinden sonraki en önemli konu susuzluktur.

Yıllardır çok geniş bir alana hizmet veren Verici Kule sularını zor şartlarda taşır. Daha sonra inşa edilen Radar İstasyonu yine öyle. Yeni kurulan Meteoroloji İstasyonu ile su ihtiyacı artmıştır. Bunlara Karadağ’ın süsleri yaban hayvanlarını da katarsak su Karadağ için hayattır.

 Bir garabet de yerleşim ve yapılaşmada. Madenşehri Köyünü ve Değle Köyünü sit alanlarından taşıma kavgası verenler, onlara taş üstüne taş koydurmayanlar, dağın herhangi bir yerine besi ahırı, barınak, villa yapımına seyirci kalmaktadır. Uluçukur parsellenmiş bir yerleşim alanına dönüşmüştür. Babadağ etekleri açık hava hayvancılığı için bir üst haline dönüştürülmüş işgal edilmiştir. Kızıldağ yağmalanmaktadır. Yüzlerce görevlinin, sorumlunun gözleri önünde olanlara müdahale eden yoktur. Bu gidişle birkaç yıl içinde Karadağ bir şehir nüfusundaki insan tarafından işgal edilecek ve yaban hayatı, doğal sit alanı, milli park kavramlarından öte milli rezalet oluşacaktır.

Ahmet Duran isimli değerli bir Müdürün yaptığı çalışmalar, gösterdiği özen ve liyakat bugün geri dönüşlü bir yok olmaya gitmektedir.

Kaf Dağı can çekişmektedir. Karamanın turizm ve tanıtımı için boyalı salonlarda, dijital kameralara karşı söylemlerini teyit için arada bir o bölgeyi (tebdili kıyafet) teftiş etmeli ve bir süre oyalanmalıdır. Maiyetinde, kendisine methiye düzecek ve sicil puanlarını arttırma gayretinde heyetlerle, sadece kendilerine gösterilen yerleri görmek adına, adeti adiyeden bir ziyaret yapacaksa hiç zahmet etmesin. Kendisine söylenenler ve gördükleri sayesinde Karadağ’ın katline katkıda bulunmaktan başka bir işe yaramaz bu ziyaret.

Bire bir oradaki çobanı dinlemek lazım, Değlenin muhtarını dinlemek lazım, 70 yaşındaki dedeyi dinlemek lazım, susuzluktan kıvranan ve bitap düşmüş atları izlemek lazım, Karadağ’a pikniğe gidiyoruz diyerek Karadağ’ı katledenleri izlemek lazım, her gece kaçak kazılan bölgelerin yerlerine göz atmak lazım, her gün bir ya da bir kaçı eksilen, bir zamanlar bir kilisenin duvarını süsleyen taşların sayılarını not etmek lazım, endemik bitkilerin masum ve gariban turistçikler tarafından çaktırmadan aşırıldığına şahit olmak lazım, yılkı atlarının salam sosis ve sucuğa dönüştüğünü kavramak lazım.

Karadağ bir hazinedir. Hazineye sahip olmak lazım.

Karadağ’a sahip olacak yetkili ve sorumlular lazım…

 

 
Karadağ,  yılkı,  turizm,  tarih,  kilise,  karaman,  kalkınma,  devlet,  siyaset,  vatandaş, 
Bu Haber 2582 defa okunmuştur.
 
Yorum Ekleyin