Karadağ'ın Makus Talihi
Konunun önemi nedeni ile yazımız makale uzunluğunu aşmıştır. Sabrınız için teşekkür ederiz.
Karadağ ile ilgili birçok sefer yazdık çizdik. Karadağ
kenarındaki bir köyün çocuğu olarak her bölge insanı gibi biz de Karadağ’a
tutkunuzdur. Daha da ileri giderek söyleyebiliriz ki Karadağ bizim KAF
Dağımızdır.
Gizli güzellikleri vardır. Keşfetmek gerekir. Sabahı bir
başka güneş ile başlar, akşamı bir başka güneşin batışı ile başlar. Dünyanın
sayılı kraterlerinden birisine sahiptir. Kalderası kusursuz geometrik şekiller
sunar.
Çocukluğumuzda merkeplerle tırmandığımız bu Dağ binlerce yıl
önceki nesiller tarafından da keşfedilmiş ve görkemli medeniyetlere beşik
olmuştur. Bilinçsizlik, adı 1001 olan birkaç kilisenin ve yerleşim yerinin, birkaç
taşını günümüze ancak ulaştırmıştır. Geniş bir coğrafyadaki tüm binalar bu
kiliselerin yıkılması ile elde edilen taşlardan elde edilmiştir.
Üzerinde ender bulunan kasnak meşesi ile bir zamanlar tamamı
kaplı Karadağ bu gün yarı çıplaktır. Sadece odun için kesilse bir ülkeye
yetecek ormanların çoğu keyif için, otlak açmak için veya tarla elde etmek için
yakılmış yok edilmiştir. Bu gün büyük uğraşlarla yeniden çoğalmaya başlayan bu
özel meşeler yazın ayrı kışın ayrı bir güzelliktedir. Geçmişin güzel hizmet
adamlarından Ahmet Duran canla başla, bilinçli ve liyakatli olarak bölgede bir
pozitif ışık yaktı ama o gitti iş bitti.
Günümüz teknolojilerine meydan okuyan bir inşaat harikası
olan Roma Havuzu, bölgenin su ihtiyacını karşılanmasına yönelik çok sayıda sarnıcı,
müstahkem kule ve savunma sistemlerinden bugün sadece izler kalmıştır. Zirveye
çok yakın bir mıntıkada yıl boyu erimiş kar suyunu bizlere sunan bir pınarı
(çeşme) ve tüm fizik kurallarına meydan okuyan bir de kuyusu vardır ki başlı
başına bir inceleme konusudur.
Bölgede Televizyon Kulesi inşaatı söz konusu olunca zirveye
ilk yol açılmıştı. İlk zamanlar iş makinaları ve traktörlerle gidilen bu yol bu
gün kullanılmakta ve misafirlere hizmet etmektedir.
Yıllar önce Muhterem büyüklerimizden ve özellikle Babamdan
dinlediğimiz yılkı hikâyeleri zamanla farklı bir boyut kazandı. Tarımda
makineleşme başlamadan önce geniş arazi işleyen çiftçiler çok sayıdaki atlarına
kışın bakım yapmaktan kaçınmak için Karadağ’da bir uygulama yaparlarmış. Kış
aylarında lazım olacak birkaç atın dışındaki atlarını Değle Köyüne yakın bir
mıntıkadan Karadağ’a bırakır dönerlermiş. Civar köylerden çiftçilerin
bıraktıkları bu atlar doğaları gereği kısa sürede sürüler oluşturup özgürce yaşar
kış aylarında zorlu tabiat şartlarında dayanıklı hale gelirlermiş. Değle
köyünde bu konuda uzmanlaşmış kişiler bu atları bahar aylarında sahiplerinin
isteği ile tek tek yakalar ve çiftçilere teslim ederlermiş. Tüm bu zorlu
şartlara rağmen zayiat yok denecek kadar da az olurmuş.
Böyle başlayan Yılkı Atı kavramı makineli tarıma geçilmesi
sonucunda şekil değiştirmiş ve atlar doğa ile baş başa kalmış. Günümüzde
Karadağ’ın simgesi haline gelen bu atlar, bölgeye salınan yaban koyunları ile
bölgeye dikkatleri daha fazla çeker oldu.
Çok geniş alanlarda haberleşmeyi ve TV yayınlarını sağlayan
Karadağ Vericisi, karşı tepeye kurulan savunma radarı ve daha sonra kurulan
meteoroloji istasyonu ile zirveyi günlük hayata taşıdı. Bir zamanlar hevesle
başlayan ve kişiye özel bir gündem olan yamaç paraşütü de bölgeye kıza bir süre
dikkat çekti.
Bölgeye Devlet yollarından ayrılan 3 yol ile gitmek mümkün.
Bunlardan birisi sadece arazi araçları ile tırmanılabilen Başdağ (Roma Havuzu)
yolu. Bir diğeri de yıllardır kullanılan Madenşehri-Değle yolundan sonra ilk
açılan ve kraterin kalderasını dolaşarak zirveye ulaşan yol. Üçüncü yol ise
Radara daha rahat ulaşımı sağlayan yol. Bu yollara ek olarak Kisecik ve
Süleymanhacı köylerinden de bu yollara bağlantılar var.
Bu yolların üçü de şu an perişan durumda.
Tek haneli yerleşim birimlerine en modern yapıda yol su elektrik
telefon ve internet götüren Devletimiz maalesef buranın varlığından habersiz. Yollar
Karadağ’ın kaygan kumları ve tepelerden düşen sivri keskin taşları ile kaplı. Basit
birkaç köprünün olmamasından dolayı her yağışta yollar üzerinden aşan seller
yolları daha da geçilmez kılıyor.
Bu işin sahibi var mı, kimdir, neden ilgilenilmez bizim için
meçhul.
Turizm Acentelerine bölgeyi tanıtmak üzere düzenlenmiş bir
geziye börekçi-çörekçi misali ile son anda dahil olmuştuk. O gezi esnasında
gelen sayılı ve seviyeli turizm temsilcileri bölgeye hayran kalmış ve bu hayranlıklarını
da çok yüksek seslerle dile getirmişlerdi.
Kısa zamandaki tespitleri ise bizim 50 yıldır yazıp
çizdiğimiz şeyler: Yol-su-konaklama.
Yollar perişan. Su yılkı atları ve yaban koyunlarına bile
yetmeyecek nitelikte, bölge hayvancıları ise bu kıt suyu paylaşmaktan zaten
perişanlar ve bölgeye her gelen ziyaretçi onlara neredeyse düşman, konaklama
ise içler acısı en temel ihtiyaçlar için adres çalı dibi ya da kaya arkası.
Bizler bölgede mevcut binalara bir minare koyuverip
sahiplenmişiz. Ama yeni medeniyet eserleri yapmak yerine yıkmayı ve örenlerden
toplanan taşlardan istifade yolunu seçmişiz. Bize gelinceye kadar yaklaşık 5-6
medeniyete beşiklik etmiş, su sorununu iki bin yıl önce çözmüş medeniyetlerin
günümüzde bile şaheser sayılabilecek eserleri bu gün yok olmuş ve yer geçen gün
de yok olmakta.
Örneğin tüm kiliselerin karakteristik temsilcisi 1 Nolu
kilisenin son kalıntıları bir dokunsanız yıkılacak biçimde. Birkaç ziyaret
öncesi tahta kalaslarla payanda yapıldığını görmüş gülmüştük. Ama son birkaç
ziyaretimizde o tahtaların bile artık koruma sağlamadığına şahit olunca da
ağlamaklı olduk. Zira bir ziyaretçinin tepesine yıkılıp can kaybına sebep
olabilecek ve binlerce yıllık tarihin yok olabileceği bir hale düşmüş.
Yine her biri hazine değerindeki yazılı ve şekilli taşlar
doğada “gel al beni” dercesine vurguncuları bekliyor. Binlercesi gitmiş ama
onlarcası da kurtarılmayı bekliyor.
Bir takım çalışmalarla kazılar ve tespitler başladığında
heyecanlanmış ve umutlanmıştık. Gördük ki kişiye özel bir gayretmiş. Kişi gitti
ve iş bitti. Şimdiki bu konu ile sorumlu olanların milletin vekilleri ile
Ayrancı Hazineleri konusunda çok özel çalışmalar yapmaktan başka işe vakit
kalmadığı söylentisi çok üzücü.
Yılkı atlarına gelince;
Bölgenin binlerce yıllık tarihini bile geride bırakan bir
ilgi odağı haline geliveren bu güzel hayvanlar çok hızlı ürediler. Arz talep dengesini
alt üst ettiler, otlaklar sürüler ve atlara yetersiz kalmaya başladı. Ayrıca
eğimli arazide güçlü ayak ve tırnakları ile her tırmanışta bölgenin yuvarlak
kumdan oluşan toprak yapısını bozdular. Yedikleri bitkilerin köklerini de yok
ettiler. Tabiat kendisini yenileyemez hale geldi. Besin sıkıntısından dolayı
geceleri civar köylerin tarlalarına inerek tarımsal ürünlere zarar vermeye
başladılar. Bir evde 3-5 kişi yaşayabilir ama bir eve 50-100 kişiyi
doldurursanız yaşam zorlaşır.
Bir proje başlatıldı. Devletimiz o kadar büyük ki lütfedip
insanlarımıza bu projenin detaylarını açıklamadılar. Vatandaş biliyor ki
oradaki atların çoğu yakalanıp yok edilecek. Öyle olunca da acımasız
eleştiriler ve haddi aşan hakaretler gırla gidiyor. Biz proje detaylarını
biliyoruz ve rahatız. Elbette projeye çomak sokulmaz ve hakkı ile uygulanırsa.
Öğrenmek isteyenler de küfür ve hakaret yerine ilgilileri telefon yağmuruna
tutsun öğrensin. Buradan yazması uzun…
Son birkaç söz;
Şu günler Karadağ’a gitmeyin. Yollar perişan. Uygulamalar
rezalet, büyük bir sahipsizlik ve ilgisizlik. Tüm bunları görüp de aynı şehirde
yaşadığınız, birlikte hayat sürdüğünüz ilgili ve yetkililere kahretmeyin, buğuz
etmeyin ve strese girmeyin.
Not: Konunun önemi nedeni ile yazımız makale uzunluğunu
aşmıştır. Sabrınız için teşekkür ederiz.









