Edep(sizlik)
Biz edebimizi kaybediyoruz. Haçlı orduları, yüzlerce savaş, ekonomik baskılar ve siyasi taktiklerle yıkamadıkları bir medeniyeti, bizi biz yapan EDEP kavramımızı yok ederek yıkmayı amaçlayan Hıristiyan ve sapkın Müslüman Ülkeler işbirliği, amacına nail olmak üzere.
Yüz karası
80 ihtilalinin birkaç yıl öncesi. Ankara Cebeci. Siyasal Bilgiler, Eğitim ve
Hukuk Fakültelerinin olduğu mekânlar. Civarda birkaç öğrenci yurdu ve bazı
fakültelerin ek binaları da var. Günde birkaç kişinin kimvurduya gittiği
tarihler. Öğrenciliğimizin zor günleri…
Günlük
yaşanan olaylardan birisi yaşanıyor. İki gurup kapışıp, kıran kıran bir kavgaya
tutuşuyor. Ama ne kavga! Tekmeler, yumruklar havalarda uçuşuyor, yerlerde
yuvarlananlar, karate, judo tekniklerinin detaylarını icra edenler. Çığlıklar, naralar
ve sık sık da siyasi sloganlar, deyimler.
İlginçtir;
Ölümüne saldıranlar bir birlerinin analarının avratlarının hatırını sormuyor.
İlginçtir, sinkaf kelimesi meydanda tek sefer duyulmuyor. Yine ilginçtir,
yüzden fazla gencin karıştığı kavgada tek bir kesici, delici alet
kullanılmıyor. Tek tük taş görünüyor, o da çaresiz kalmış ve gücü tükenmiş
birisi, karşındakini caydırmak amacı ile eline alıyor, kullanmadan kavga
alanının dışına çıkıyor ve taşı bir kenara bırakıyor.
Derken garip
sirenli “furuko” diye şifrelendirilen polis araçları uzaktan görünüyor. Bu
siren, adeta kavgayı yöneten hakemin maçı bitiren üç düdüğü gibi, kavgayı
bitiriyor ve ortalık süt liman. Kavganın cazibesi ile kendinden geçenler ikaz
ediliyor ve kanlı burunlar, dudaklar silinip kitap defterler alınıp herkes
yoluna koyuluyor.
Bazıları
ebediyete intikal etmiş 3-4 siyasi lider, ekranları ve radyo haberlerini işgal
ediyor. En büyük hakaretengiz söz; Rahmetli Erbakan’ın “sizi gidi… “ sözleri.
Bu da, Anadolu’nun esprili, samimi hali ile söylenmiş bir söz. Rahmetli Ecevit,
nazik üslubu ile tane tane görüşlerini açıklıyor. Rahmetli Türkeş o davudi sesi
ile mesajlar içeren kelimeleri, birkaç süzgeçten geçirip öyle dillendiriyor.
Demirel sofralarda yenmeyecek olan harika salataları, laf ile yapıyor. En ağır
eleştiriler en nazik kelimelerle ama küfre, argoya, aşağılamaya ve hakarete
kaçmadan yapılıyor. Ülke menfaatleri ve özellikle dışa karşı duruş sergilenmesi
gerektiği zaman, muhalefet liderleri, daha bir ağırbaşlı, daha vakur ve kelimeleri
cımbızla seçilmiş cümlelerle konuları değerlendiriyor.
Yıl 2015.
Daha medeni daha kültürlü daha demokratik daha aydın olmamız gereken
günlerdeyiz.
Kavgalar
artık yumrukla ve ahlaki yapılmıyor. Bir zamanlar kancıklık, yüz karası,
şerefsizlik sayılan, sadece savaşlarda vatana saldıranlara karşı kullanılan,
kılıcın kardeşi sayılan bıçak, bu gün kavgaların baş aleti.
Birkaç metre
önümde giden 13-15 yaş arası 3 kız çocuğundan bir tanesinin ana avrat
kavratarak en galiz küfrü savurmasından sonra, beni fark etmesi ile yerin
dibine girmesini beklerken, bir de pişkinliği kanımı dondurmuştu; “Ama amca hak
ediyorlar yaaaa…”
Şakalaşan
gençler bile artık bir birlerinin analarının hatırını sinkafla sormaya başladı.
Edep yoksunu
şarlatanlar sahnelerde ne kadar çok küfreder ve edep dışı laf ederse o kadar
alkış almakta ve para kazanmakta. Üstelik bunlar “sanatçı” kimliğini de
üzerlerinde taşımaktalar.
Bir de bu
günkü siyasi üsluba bakar mısınız?
Kulak
kabartırsanız barlar sokağının müdavimleri günlük hayatlarını yaşıyor
sanırsınız…
Ne oluyor?
Türkiye
farkında olmadığı tek cepheli bir savaşı kaybetmek üzere…
Subay karargâha
gelir ve heyecanla “Komutanım savaşı kaybediyoruz” der. Komutan sorar “Neden?”
Subay “Komutanım en az yüz sebep var” der ve saymaya başlar: “Bir cephanemiz
bitmek üzere iki…” Komutan subayın sözünü keser: “Tamam tamam. Geresini saymaya
gerek yok. Beyaz bayrağı çekin” der.
Biz edebimizi kaybediyoruz.
Haçlı
orduları, yüzlerce savaş, ekonomik baskılar ve siyasi taktiklerle yıkamadıkları
bir medeniyeti, bizi biz yapan EDEP kavramımızı yok ederek yıkmayı amaçlayan
Hıristiyan ve sapkın Müslüman Ülkeler işbirliği, amacına nail olmak üzere.
Yüz sebepten
birincisi EDEP cephanemiz bitiyor.
Her olaydan
bir delil arayıp karşıya saldırmak en temel felsefemiz olmaya başladı.
Menfur bir
olay, göbek atmalara, dans etmelere, otobüs işgallerine, siyasi rakiplere
küfretmelere kadar vardı.
Adli kayıtla
ortaya konursa, bu olaya benzer daha ne olaylar yaşandı. Hatta kendi şehrimizde
bile birkaç tanesini sayabiliriz.
Bu olay bir
başka partinin iktidarında olamaz mıydı? Geçmişte nasıl olduysa yine
olabilirdi. O parti, her vicdansız caninin peşine bir güvenlik görevlisi mi
takacaktı. Yoksa ilahi bir güç kullanıp da Süpermenler ordusu ile her çığlığa
saniyede yetişen bir sistem mi geliştirecekti.
Acısı da şu
ki; bu gün bu eleştirileri yapan siyasi görüşler iktidar olsa, bugünkü iktidar
da muhalefet olarak buna benzer tepkiler ortaya koyacaktı. Hatta caninin sosyal
medya fotoğraflarında yaptığı bir siyasi işaretten dolayı belki de daha da
ileri gidecekti.
Toplumsal
edebimizi yitirdik, siyasi edebimizi yitirdik, ticari edebimizi yitirdik, sanat
edebimizi yitirdik, etnik edebimiz zaten hiç kalmadı, cinsiyet edebimiz ayaklar
altında. Yine tüm bunların en vahimi, kamuoyu lideri olabilecek yapıdaki
kişiler, toplumun rol modelleri ve kitlelere yol haritası çizerek bir kalıp
oluşturması gerekenler herkesten fazla edepsizleşti.
Bir vahşeti,
insanlık dışı bir olayı bile bahane ederek edepsizleşenler, yeni vahşetlerin
habercisidir.
İnsanlar aklı yetmediği zaman kavga,
Fikri yetmediği zaman küfür,
İzanı yetmediği zaman da iftira ederler…
Eğitilmiş
bir nefsin edepsizliği ile eğitim görmemiş bir nefsin edepsizliği farklı
olaylar ortaya koyar.
Kendisine
insan pisliği gönderen birisine, gül kokulu lokumlarla mukabelede bulunup da,
notunda “Herkes yediğinden ikram eder” yazan, tek bir cümle ile edebin en güzel
örneğini verenler ibret olmalıdır.
Edebin
kaynağı olan AİLE-OKUL-TOPLUM üçgeni derhal mercek altına alınmalı ve bunlara
yön veren MEDYA-SANAT-TİCARET üçgeni aslımıza uygun kurallar manzumesine
bağlanmalıdır.
Hepsinden de
önemli olanı toplumun ROL MODELLERİ kendilerine çeki düzen vermelidirler…









