Demokrasiye Saygı
İnsanlar aklı yetmediği zaman kavga, Fikri yetmediği zaman küfür, İzanı yetmediği zaman da iftira ederler…
Tüm dünyada kaybolan bir değer hoşgörü.
Hoşgörü sevgiden kaynaklanır. Sevginin şekli değişti. Materyalistleşti.
Birbirini besleyen ve destekleyen bu iki kavramın yok olması
ürkütücü.
Bu Ülke pek çok siyasi çalkantı yaşadı.
Salt çoğunluğunun solcu, -hatta kendi ifadeleri ile
komünist- olduğunu ifade eden yükseköğretim kurumlarında bir tek sinkafa, cinsiyetler
arası çirkin ilişkilere şahit olunmazdı. Kıran kırana yapılan siyasi kavgalarda
sinkaf olmadığı gibi, canı kurtarma dışında tabanca, bıçak kullanmak
ahlaksızlıktı.
Ülkücü bir gurupta, karşı taraf ile ilgili bir şeyler
anlatan bir gencin “fahişe” ifadesine ortamdaki büyüğü ciddi bir tepki göstermiş
“sen dahil 4 kişi gördünüz mü icrasını” diye azarladığına şahit olmuşuzdur.
Daha önceki siyasi kargaşalarda haçlıların bize yazdığı
senaryoları oynarken bile edebimizi korumuştuk.
Ama günümüzde olanlar korkunç.
Bunda sosyal medyanın “yüz yüze olamadan klavye Donkişotluğunun”
da rolü elbet var. Ama gerçek sebep savunduğu siyasi fikirler konusunda bile
zır cahil olmaktan kaynaklanan bir ahlaki çöküntü var.
İnsanlar aklı yetmediği zaman kavga,
Fikri yetmediği zaman küfür,
İzanı yetmediği zaman da iftira ederler…
O günler haçlı senaryosu oynadığımızda aklımız yetmiyormuş
ki kavga ediyorduk. Ama fikir sahibi, izan sahibi idik ki iftira ve küfürden uzak
durabiliyorduk.
Şimdi onlar da kaybolup gidiyor.
Sosyal medyada kendi fikrinde olmayanları “namussuz,
akılsız, şerefsiz, satılmış, it, köpek, sığır, koyun hayvan vb. daha pek çok
hakaretin yanı sıra, sinkaflı sözlerle tahrik edenlere, karşı taraf yine aynı
tarz cevap vermekle meşgul.
Bugün “küçük dağları ben yarattım” kasıntısı içinde olup da,
karşı tarafa yaşam hakkı vermeyecek kadar keskin uygulamalarda bulunanlara
karşı infial, fikir ve edeple değil küfür ve hakaretle yapılmakta.
Bir yandan toplumda ayrıştırma yapılıyor, kamplaşmalar oluşturuluyor
diyenler, gezideki lgb cilere, vandallara, satılmış ajanlara gösterdikleri
hoşgörüyü, sempatiyi hemşerisine, komşusuna, yarın yüz yüze bakacağı insana
göstermiyor.
Bu yanlış gidişata siyasetin önde gelenleri, kamuoyu
liderleri, akil insanlar ve fikir adamları da çıkıp da dur demiyor.
Siyasetin en üst kademesindekiler bile, internet hileleri
ile birilerine iftira atarak onları açığa düşürme çabasındalar.
Sayıları yüzde sıfır virgül küsür bile olmayan bu vandallar,
bu davranışları ile etkin olabileceklerini sanıyorlar. Aslında her paylaşımda
kendilerine yönelen nefret, savundukları fikre de nefret olarak yansıyor farkında
değiller.
Demokrasi havarisi kesilip de, demokrasi elden gidiyor
diyenler sandıklardan çıkan ezici üstünlükteki fikre saygı duymak yerine, o
ezici üstünlüğü sağlayan kesime hakaretler ederek vahşi, faşist, bağnaz ve
hegemonyacı bir tutum takınıyorlar.
Bir evin içinde yaşayanların bile farklı fikirlere sahip
olmasının doğal karşılanması gereken bu koca dünyada farklı görüştekilere bir
nefeslik yaşam hakkı tanımıyorlar.
Şimdi;
Allah esirgesin, bu siyasi tansiyon daha da artar da, bir
çatışma ortamına sürüklenirsek ne olur halimiz? Bu gün bu kadar keskin konuşanlar
o zaman neler yapabilirler? O yaptıklarından sonra bu Cennet Vatan, Bu güzel
Ülkenin sahibi kim olacaktır? Yıllardır övündüğümüz, Çanakkale, Kurtuluş Savaşı
ile kurtarabildiğimiz bakiye toprakların savunucusu kim olacaktır?
O gün cepheye koşanlar, birbirlerine sinkaf değil acı söz
söylemeyecek kadar saygılı idiler. Son yudum suyunu, ölmek üzere olan hiç
tanımadığı birisine verebilecek kadar fedakârdılar. Hiçbir çağrı, emir ve talimat
almadan, anadan, yardan ve serden geçerek sandıktan mavzerlerini alıp koşacak
kadar yürekliydiler.
Haçlının ilk taarruzları olan kültür, ahlak ve maneviyat
savaşlarını kaybetmek üzereyiz. Son siperler ve son cephelerimiz kalmıştır.
Bu gün başta gücü elinde bulunduran ve muhalefetteki
siyasiler olmak üzere, eğitimcilerimize, din adamlarımıza, aydınlarımıza, fikir
adamlarımıza, medyamıza büyük bir sorumluluk düşüyor. Haçlının ilk taarruzları
olan kültür, ahlak ve maneviyat savaşlarındaki kötü gidişi durdurup, kaybettiğimiz
cepheleri geri almalıyız.
Bir Anayasa oylamasında bile, bir birimize küfredecek ve
karşımızdaki fikrin sahiplerine yaşam hakkı tanımayacak duruma geldi isek,
ekmeği aşı, işi bırakıp kırk sefer düşünmeliyiz.
İktidar sahipleri bilmeli ki; büyük olan Millettir, kendiler
değil. Milleti oluşturanların içinde kendilerine oy vermese de herkesin birinci
sınıf vatandaş olarak tüm haklarını, kullanmaya hakkı vardır.
Muhalefet bilmelidir ki; Millet söyledikleri ile
uyguladıkları farklı olan ve kendisinden her geçen gün uzaklaşana yönetim
yetkisi vermiyor.
Demokrasiye inanmak ve savunmak onu uygulamakla olur.









