Demokrasiye Saygı

İnsanlar aklı yetmediği zaman kavga, Fikri yetmediği zaman küfür, İzanı yetmediği zaman da iftira ederler…

27 Ocak 2017 15:56

Tüm dünyada kaybolan bir değer hoşgörü.

Hoşgörü sevgiden kaynaklanır. Sevginin şekli değişti. Materyalistleşti.

Birbirini besleyen ve destekleyen bu iki kavramın yok olması ürkütücü.

Bu Ülke pek çok siyasi çalkantı yaşadı.

Salt çoğunluğunun solcu, -hatta kendi ifadeleri ile komünist- olduğunu ifade eden yükseköğretim kurumlarında bir tek sinkafa, cinsiyetler arası çirkin ilişkilere şahit olunmazdı. Kıran kırana yapılan siyasi kavgalarda sinkaf olmadığı gibi, canı kurtarma dışında tabanca, bıçak kullanmak ahlaksızlıktı.

Ülkücü bir gurupta, karşı taraf ile ilgili bir şeyler anlatan bir gencin “fahişe” ifadesine ortamdaki büyüğü ciddi bir tepki göstermiş “sen dahil 4 kişi gördünüz mü icrasını” diye azarladığına şahit olmuşuzdur.  

Daha önceki siyasi kargaşalarda haçlıların bize yazdığı senaryoları oynarken bile edebimizi korumuştuk.

Ama günümüzde olanlar korkunç.

Bunda sosyal medyanın “yüz yüze olamadan klavye Donkişotluğunun” da rolü elbet var. Ama gerçek sebep savunduğu siyasi fikirler konusunda bile zır cahil olmaktan kaynaklanan bir ahlaki çöküntü var.

İnsanlar aklı yetmediği zaman kavga,

Fikri yetmediği zaman küfür,

İzanı yetmediği zaman da iftira ederler…

O günler haçlı senaryosu oynadığımızda aklımız yetmiyormuş ki kavga ediyorduk. Ama fikir sahibi, izan sahibi idik ki iftira ve küfürden uzak durabiliyorduk.

Şimdi onlar da kaybolup gidiyor.

Sosyal medyada kendi fikrinde olmayanları “namussuz, akılsız, şerefsiz, satılmış, it, köpek, sığır, koyun hayvan vb. daha pek çok hakaretin yanı sıra, sinkaflı sözlerle tahrik edenlere, karşı taraf yine aynı tarz cevap vermekle meşgul.

Bugün “küçük dağları ben yarattım” kasıntısı içinde olup da, karşı tarafa yaşam hakkı vermeyecek kadar keskin uygulamalarda bulunanlara karşı infial, fikir ve edeple değil küfür ve hakaretle yapılmakta.

Bir yandan toplumda ayrıştırma yapılıyor, kamplaşmalar oluşturuluyor diyenler, gezideki lgb cilere, vandallara, satılmış ajanlara gösterdikleri hoşgörüyü, sempatiyi hemşerisine, komşusuna, yarın yüz yüze bakacağı insana göstermiyor.

Bu yanlış gidişata siyasetin önde gelenleri, kamuoyu liderleri, akil insanlar ve fikir adamları da çıkıp da dur demiyor.

Siyasetin en üst kademesindekiler bile, internet hileleri ile birilerine iftira atarak onları açığa düşürme çabasındalar.

Sayıları yüzde sıfır virgül küsür bile olmayan bu vandallar, bu davranışları ile etkin olabileceklerini sanıyorlar. Aslında her paylaşımda kendilerine yönelen nefret, savundukları fikre de nefret olarak yansıyor farkında değiller.

Demokrasi havarisi kesilip de, demokrasi elden gidiyor diyenler sandıklardan çıkan ezici üstünlükteki fikre saygı duymak yerine, o ezici üstünlüğü sağlayan kesime hakaretler ederek vahşi, faşist, bağnaz ve hegemonyacı bir tutum takınıyorlar.

Bir evin içinde yaşayanların bile farklı fikirlere sahip olmasının doğal karşılanması gereken bu koca dünyada farklı görüştekilere bir nefeslik yaşam hakkı tanımıyorlar.

Şimdi;

Allah esirgesin, bu siyasi tansiyon daha da artar da, bir çatışma ortamına sürüklenirsek ne olur halimiz? Bu gün bu kadar keskin konuşanlar o zaman neler yapabilirler? O yaptıklarından sonra bu Cennet Vatan, Bu güzel Ülkenin sahibi kim olacaktır? Yıllardır övündüğümüz, Çanakkale, Kurtuluş Savaşı ile kurtarabildiğimiz bakiye toprakların savunucusu kim olacaktır?

O gün cepheye koşanlar, birbirlerine sinkaf değil acı söz söylemeyecek kadar saygılı idiler. Son yudum suyunu, ölmek üzere olan hiç tanımadığı birisine verebilecek kadar fedakârdılar. Hiçbir çağrı, emir ve talimat almadan, anadan, yardan ve serden geçerek sandıktan mavzerlerini alıp koşacak kadar yürekliydiler.

Haçlının ilk taarruzları olan kültür, ahlak ve maneviyat savaşlarını kaybetmek üzereyiz. Son siperler ve son cephelerimiz kalmıştır.

Bu gün başta gücü elinde bulunduran ve muhalefetteki siyasiler olmak üzere, eğitimcilerimize, din adamlarımıza, aydınlarımıza, fikir adamlarımıza, medyamıza büyük bir sorumluluk düşüyor. Haçlının ilk taarruzları olan kültür, ahlak ve maneviyat savaşlarındaki kötü gidişi durdurup, kaybettiğimiz cepheleri geri almalıyız.

Bir Anayasa oylamasında bile, bir birimize küfredecek ve karşımızdaki fikrin sahiplerine yaşam hakkı tanımayacak duruma geldi isek, ekmeği aşı, işi bırakıp kırk sefer düşünmeliyiz.

İktidar sahipleri bilmeli ki; büyük olan Millettir, kendiler değil. Milleti oluşturanların içinde kendilerine oy vermese de herkesin birinci sınıf vatandaş olarak tüm haklarını, kullanmaya hakkı vardır.

Muhalefet bilmelidir ki; Millet söyledikleri ile uyguladıkları farklı olan ve kendisinden her geçen gün uzaklaşana yönetim yetkisi vermiyor.

Demokrasiye inanmak ve savunmak onu uygulamakla olur.

Demokrasiye saygı, Millete saygı…
 
Bu Haber 2496 defa okunmuştur.
 
Yorum Ekleyin