Bu Dağ Ne Rüzgarlar Gördü
Bu memleketin gerçek sahipleri? Gerçek tarihe bakarsanız orada ALTIN HARFLERLE yazılmış duruyor…
Bu Dağ Ne Rüzgârlar Gördü…
Taksim’e toplanmıştı binlerce insan. Bir fikirleri vardı. Bu fikirleri
doğrultusunda bir günü kutlamak istiyorlardı.
İçlerinde sinirlisi asabisi vardı. Fikri adına dağarcığında
bir şey olmadığa halde havaya girip slogan atanlar da.
Bir anda silahlar patladı. Müthiş bir kargaşa yaşandı.
Kaçanlar, koşanlar, yatanlar, vurulanlar ölenler oldu.
Ölenler bu memleketin evladı idi.
Öldürenler? Gerçek tarihe bakarsanız orada kapkara yazı ile
duruyor…
Boykotlar, forumlar, silahlı çatışmalar, bombalama
eylemleri, suikastlar, soygunlar, cinayetler. Gece haberleri 3-5 ölü ile kapandığında
insanlar seviniyordu.
Birileri bir senaryo yazıyor, bu memleketin evlatları
ölüyordu.
Senaryoyu yazanlar? Gerçek tarihe bakarsanız orada kapkara
yazı ile duruyor…
Ermenisi, haçlısı ve siyonisti bir takım aklı kıtları
eğitip, destekleyip, eğitimsiz, kültürsüz, işsiz, çaresiz Kürtlere özgürlük
vaatleri ile ortaya çıkıp önce Kürtleri öldürerek, soyarak, haraç alarak,
tehdit ederek, perişan ederek bir kargaşa çıkardılar.
On binlerce vatan evladı öldü gitti.
Bu belayı icat edenler? Gerçek tarihe bakarsanız orada
kapkara yazı ile duruyor…
Bu milletin canını verdiği değerleri var. Vatan, millet,
bayrak, özgürlük ve özellikle de dini. Defalarca denemelerden sonuç
alınamayınca bunu kullanmaya kalkanlar, 12 Eylül sonrası yurtdışına kaçan bir
zavallı müptezeli, koruyup kollayıp parlatarak gözü yaşlı bir din adamı
portresinde bir kukla ürettiler. Bizzat zamanın Cumhur reisinin özel izni ile
bu memlekete geri yolladılar. Maddi ve manevi her desteği verip din adına işler
yaparak, dindar insanların sempatisini ve tarafgirliğini kazandılar. Sınırsız
para desteği ile taraftarlarına güzel bir hayat sağladılar ve örgütlerine
yatırımlar yaptırdılar.
Amaç tek idi. Günü gelince bu yiğitlerin ülkesini yerle bir
etmek. Ama o da tutmadı. Bir milyonu kandırsalar da Demirden Halis bir vatan
evladı başta olmak üzere gerçek vatan evlatları tuzağı sezdiler. Can verdiler
fırsat vermediler.
Bu şakını musallat edenler kimlerdi? Gerçek tarihe
bakarsanız orada kapkara yazı ile duruyor…
28 Şubatı, 12 Eylülü, 60 İhtilalini, Muhterem Nurlar içinde
uyuyan Muhsin Başkan cinayeti, Gezisi, Cumhuriyet Mitingleri, sana yağ tüp gaz
akaryakıt kuyrukları, hac dövizi için karaborsadan para arayanları vb. daha pek
çoğunu sayabiliriz.
Bu dağ ne rüzgârlar gördü…
24 Haziran 2018 günü önümüzde bir sandık var.
Bu sandık bir geçittir. Yine kurulan kumpasların,
tuzakların, yazılan senaryoların arasından bir geçittir.
Türkiye’nin durumu ortada iken, Dünyamız için yazılan yeni
senaryoların tüm detayları ortada iken, bu geçitten kazasız belasız geçmek
zorundayız. Rabbimiz kolaylık versin.
Bu tablo bir yanda dururken yerelde gücümüze giden, hoş
bulmadığımız bazı şeyleri yanlış değerlendirme yanılgısına düşmemek gerekir.
İttifaklar kuruldu. Çok da iyi oldu.
Pek çok kişinin beklediği umduğu adaylar olmadı. Taşranın
kaderidir. Birileri köşesine çekilir seyreder, hayıflanır, dertlenir. Haydi,
meydana deyince de ayağını direr. Bir başkası da köşe başına gelir ve küçük
dağları yaratmış bir yalancı tanrı edaları ile bildiğini okur.
Hesapları basittir. Küçük çıkarlar için büyük belalara sebep
olacak kararları verirken fütursuzdurlar. Kararlarına esas olan, tablonun
genelini göremediği izanı değil, ahbap çavuş ilişkileri ve gelecekte koltuğunu
garanti etme çabasıdır.
Sevgili Oktay Yılmaz ile aday adayları bile ortada yok iken
yaptığımız bir görüşmede öylesi aklı başında laflar duyduk ki alnından öpesimiz
geldi.
Münzevi yaşadığımızdan yerelin diğer yetkili siyasileri ile
ciddi bir görüşmemiz olmadı. Biz iyi biliyoruz ki; bir zamanlar on binlerce
insanın parasını pul eden, insanları perişan eden, ömrü perişanlarında bir
susam tanesi kadar faydaları olmayıp, her adımlarının arkasında yıkımlar, gözü
yaşlı insanlar bırakanlar Reis ile tesadüfen oluşan bir yakınlıkla bu
memlekette hala yanlış işlerin mimarı konumundadırlar.
Olsun… Bu memlekete bunca yüklenip de zarar veremeyen
haçlı/siyonistlerin oyunlarının parçası oldukları ile kalıyorlar.
Tüm buna rağmen bu dağ bu rüzgârı da atlatacaktır.
Hangi partiden olursa olsun adaylığı kesinleşenler bu
memleketin evladıdır. Ekmeğini yemiş suyunu içmiştir. Helal/haram kavramlarını
biliyordur. Bahsettiğimiz tabloyu da elbette bir parça da olsa görüyorlardır.
Son birkaç yıldır hizmet adına hezimeti yaşasak da, aksine
bir yaklaşım bari görmedik. Kaybımız sadece giden zamandır.
Dileriz bu yeni dönemde bari bir arpa boyu yol alırız.
Vatandaş görünen bu tablonun cevabını 24 Haziran günü
sandıkta vererek o dar geçitten şerefle geçmeyi sağlayacaktır. Seçilen hangi
partiden olursa olsun bu memleketin evladı olacaktır.
Hele ki yeni sistemle icraatın Başkanlıkta toplanması sebebi
ile Başkanını en yüksek oy ile ve güçlü bir destekle seçerek tüm Dünya’ya
“Sizin rüzgârınız bize vız geldi” mesajını verecektir.
Bu ülkeyi yöneten ne Başkan ne de Meclistir. Bu ülkeyi 15
Temmuzda olduğu gibi sahiplenen HALK yönetmektedir. 24 Haziran günü de yönetime
ağırlığını koyacaktır.
Bu memleketin gerçek sahipleri? Gerçek tarihe bakarsanız
orada ALTIN HARFLERLE yazılmış duruyor…
Mevla işimizi kolay, geleceğimizi aydınlık akıbetimizi de
hayırlı etsin…









