Bizim “Yunus”
Hoş Geldiniz Sayın Küçükkerniç...
Karaman fikir hayatına hizmette yol alan FERMAN Gazetesi, Ulusal ölçekte ciddi bir yer edinmiş olan Karamanın evladı Değerli Yazar Ahmet Küçükkerniç ile yeni fikir ufuklarına doğru yolculuğuna devam ediyor.
Güçlü bir kalem olan Sayın Küçükkerniç ilk yazısında Hemşerimiz, Değerli HAK Aşığı Bizim "Yunus" u anlattığı yazısı ile sizlerle:
İnsanoğlu hayatının her döneminde bir
takım kavramları ya da ögeleri sahiplenme konusunda açgözlülüğün esiri olur.
Burada yazmanın mümkün olmadığı kadar kalabalık olan bu ögeler ya da kavramlara
sahip olabilmek adına ömrü boyunca taşımak zorunda olduğu bir takım
hasletlerden uzaklaşır ya da bu hasletlerin özelliklerini zayıflatır.
Oysa yaşadığı dünyadan biraz sıyrılıp,
önüne konan resmin büyüklüğünü fark ettiğinde aslında rahmetli Âşık Veysel’in
de dediği gibi “İki kapılı bir handa…”gece gündüz yürümekte olduğunu bazen vakit geçtiğinde anlar. İnsanoğlundaki
idrak melekesi çoğu zaman yaşadığı bir hastalıkta, yakınlarından ya da
dostlarından birinin ölümünde ya da yaşadığı maddi durumun kötüye gitmesinde
harekete geçer.
Sahiplenme konusuna gelince;
Sadece sahip olmak ve bunun yanında
sahip olunan değerin ruhu hakkında en ufak bir kaygıda bulunmamak, nefsani
doğasının tipik bir yansımasıdır.
İster Karaman, isterse de Eskişehir ya
da bir başka memleket için Yunus Emre kavramı da aşağı yukarı bünyesinde aynı
durumu barındırır.
Sahip olalım, bizim olsun, bizimle
anılsın türünden yaklaşımlar, Yunus Emre’yi anlamaktan ziyade, aziz ruhunu
incitmekten öteye gitmemektedir. Bahsettiğimiz isim, öyle sıradan bir isim
değildir hâlbuki. Korumak, kollamak, sahiplenmek onu yüceltmeyeceği gibi, Yunus
Emre’nin söylediği sözlerde Yüce Allah’ın ayetlerine bir reddiye aramak, onu
herhangi bir sebepten yermeye uğraşmak da onu asla alçaltmamaktadır.
Bir kere Yunus Emre’nin aziz ruhunun
bütün bu durumlardan çıkan sonuçlara ihtiyacı olmadığı gibi bu yaklaşımlar
sanıyorum onun hayatı boyunca insanlara anlatmaya çalıştığı felsefeyi de
içinden çıkılmaz bir hale getirmektedir.
Küçük bir esnaf dükkânından büyük
ölçekli ticari kuruluşlara, şehirlerin arasındaki bitmez tükenmez
iddialaşmalara sahne olan isminin ticari bir amblem olmadığı herkes tarafından
anlaşılmalıdır. Hele hele onun aziz ruhuna, öğretilerine ve yaşantısına
bakılarak, bugün sırf başka bir şehre mal edilmek maksadıyla banknotların
üzerine basılan resmine hiç değinmiyorum bile.
Yılda bir yapılan anma törenleri, Yunus
Emre’yi anlatması için başka şehirlerden para verilip getirilen konuşmacıların
verdiği konferanslar ve bu konferanslarda yıllardır anlatılan basmakalıp
ifadelerle Yunus Emre’nin bizlere neler anlatmaya çalıştığı katiyen
anlaşılamaz. Protokollerle sarmalanan bir mutasavvıfın insanlara ulaştırılması
için önce bürokrasi denen örümcek ağından kurtarılması gerekmektedir.
Yunus Emre’yi Karaman’a geldiğinde
başka, Eskişehir’e gittiğinde başka anlatan sözüm ona aydınların, bürokratların,
siyasilerin ve daha acısı kraldan fazla kralcı olan zevatın prangalarından
kurtarmak sadece ve sadece insanımıza düşmektedir.
Yunus Emre’yi şehirlerin tanıtımı
konusunda önemli bir dinamik gibi görmek, ona yakınlaşmaktan çok, ondan giderek
uzaklaşmaktan başka bir şekilde açıklanamaz.
Nerede doğduğu, nerelerde yaşadığı ve
mezarının nerede olduğunu tartışmaktan ziyade, onun şiirlerinin olduğu
divanları okumayı, her bir kelimesinde neler anlattığını anlamayı ve sahip
olduğu ruhu içimize çekebilmeyi başarabilirsek, işte o zaman Yunus Emre “Bizim Yunus” olacaktır.
Yunus Emre’yi, başka şehirlerden
parayla konuşmaya gelen birilerinin anlattıklarıyla öğreneceksek, şiirlerini
sadece sosyal medyada beğeni ya da retweet alabilmek için internetten aratacaksak,
yılda bir gün onu anıyoruz tantanalarına gireceksek ve daha önemlisi
yaşadığımız şehrin, başka şehirlerden daha tanınır hale gelmesi amacıyla yılda
birkaç gün tantanalı programlar, şaşalı konferanslar düzenleyeceksek, isterse
evimizin bahçesinde olsun; Yunus Emre’nin mezarının nerede olduğunun zerre
kadar önemi yoktur!
O bir yere yatmıştır ve o yattığı yerde
“Bizim Yunus!” olmuştur!
Sonrası mı?
Sonrasını divanlarından okuyup,
anlayabilirsiniz. Karaman Belediyesi’nin destekleriyle çıkan Yunus Emre Divanı
bu konudaki ilk önerimdir.
Umarım hepimiz bir gün “Bizim Yunus”
diyebiliriz.
Haftaya görüşmek üzere…









