Bizim “Yunus”

Hoş Geldiniz Sayın Küçükkerniç...

07 Mart 2015 23:30

  Karaman fikir hayatına hizmette yol alan FERMAN Gazetesi, Ulusal ölçekte ciddi bir yer edinmiş olan Karamanın evladı Değerli Yazar Ahmet Küçükkerniç ile yeni fikir ufuklarına doğru yolculuğuna devam ediyor.

Güçlü bir kalem olan Sayın Küçükkerniç ilk yazısında Hemşerimiz, Değerli HAK Aşığı Bizim "Yunus" u anlattığı yazısı ile sizlerle:  

İnsanoğlu hayatının her döneminde bir takım kavramları ya da ögeleri sahiplenme konusunda açgözlülüğün esiri olur. Burada yazmanın mümkün olmadığı kadar kalabalık olan bu ögeler ya da kavramlara sahip olabilmek adına ömrü boyunca taşımak zorunda olduğu bir takım hasletlerden uzaklaşır ya da bu hasletlerin özelliklerini zayıflatır.

Oysa yaşadığı dünyadan biraz sıyrılıp, önüne konan resmin büyüklüğünü fark ettiğinde aslında rahmetli Âşık Veysel’in de dediği gibi “İki kapılı bir handa…”gece gündüz yürümekte olduğunu bazen vakit geçtiğinde anlar. İnsanoğlundaki idrak melekesi çoğu zaman yaşadığı bir hastalıkta, yakınlarından ya da dostlarından birinin ölümünde ya da yaşadığı maddi durumun kötüye gitmesinde harekete geçer.

Sahiplenme konusuna gelince;

Sadece sahip olmak ve bunun yanında sahip olunan değerin ruhu hakkında en ufak bir kaygıda bulunmamak, nefsani doğasının tipik bir yansımasıdır.

İster Karaman, isterse de Eskişehir ya da bir başka memleket için Yunus Emre kavramı da aşağı yukarı bünyesinde aynı durumu barındırır.

Sahip olalım, bizim olsun, bizimle anılsın türünden yaklaşımlar, Yunus Emre’yi anlamaktan ziyade, aziz ruhunu incitmekten öteye gitmemektedir. Bahsettiğimiz isim, öyle sıradan bir isim değildir hâlbuki. Korumak, kollamak, sahiplenmek onu yüceltmeyeceği gibi, Yunus Emre’nin söylediği sözlerde Yüce Allah’ın ayetlerine bir reddiye aramak, onu herhangi bir sebepten yermeye uğraşmak da onu asla alçaltmamaktadır.

Bir kere Yunus Emre’nin aziz ruhunun bütün bu durumlardan çıkan sonuçlara ihtiyacı olmadığı gibi bu yaklaşımlar sanıyorum onun hayatı boyunca insanlara anlatmaya çalıştığı felsefeyi de içinden çıkılmaz bir hale getirmektedir.

Küçük bir esnaf dükkânından büyük ölçekli ticari kuruluşlara, şehirlerin arasındaki bitmez tükenmez iddialaşmalara sahne olan isminin ticari bir amblem olmadığı herkes tarafından anlaşılmalıdır. Hele hele onun aziz ruhuna, öğretilerine ve yaşantısına bakılarak, bugün sırf başka bir şehre mal edilmek maksadıyla banknotların üzerine basılan resmine hiç değinmiyorum bile.

Yılda bir yapılan anma törenleri, Yunus Emre’yi anlatması için başka şehirlerden para verilip getirilen konuşmacıların verdiği konferanslar ve bu konferanslarda yıllardır anlatılan basmakalıp ifadelerle Yunus Emre’nin bizlere neler anlatmaya çalıştığı katiyen anlaşılamaz. Protokollerle sarmalanan bir mutasavvıfın insanlara ulaştırılması için önce bürokrasi denen örümcek ağından kurtarılması gerekmektedir.

Yunus Emre’yi Karaman’a geldiğinde başka, Eskişehir’e gittiğinde başka anlatan sözüm ona aydınların, bürokratların, siyasilerin ve daha acısı kraldan fazla kralcı olan zevatın prangalarından kurtarmak sadece ve sadece insanımıza düşmektedir.

Yunus Emre’yi şehirlerin tanıtımı konusunda önemli bir dinamik gibi görmek, ona yakınlaşmaktan çok, ondan giderek uzaklaşmaktan başka bir şekilde açıklanamaz.

Nerede doğduğu, nerelerde yaşadığı ve mezarının nerede olduğunu tartışmaktan ziyade, onun şiirlerinin olduğu divanları okumayı, her bir kelimesinde neler anlattığını anlamayı ve sahip olduğu ruhu içimize çekebilmeyi başarabilirsek, işte o zaman Yunus Emre “Bizim Yunus”  olacaktır.

Yunus Emre’yi, başka şehirlerden parayla konuşmaya gelen birilerinin anlattıklarıyla öğreneceksek, şiirlerini sadece sosyal medyada beğeni ya da retweet alabilmek için internetten aratacaksak, yılda bir gün onu anıyoruz tantanalarına gireceksek ve daha önemlisi yaşadığımız şehrin, başka şehirlerden daha tanınır hale gelmesi amacıyla yılda birkaç gün tantanalı programlar, şaşalı konferanslar düzenleyeceksek, isterse evimizin bahçesinde olsun; Yunus Emre’nin mezarının nerede olduğunun zerre kadar önemi yoktur!

O bir yere yatmıştır ve o yattığı yerde “Bizim Yunus!” olmuştur!

Sonrası mı?

Sonrasını divanlarından okuyup, anlayabilirsiniz. Karaman Belediyesi’nin destekleriyle çıkan Yunus Emre Divanı bu konudaki ilk önerimdir.

Umarım hepimiz bir gün “Bizim Yunus” diyebiliriz.

Haftaya görüşmek üzere…

 
Yunus Emre Yunus emre Ahmet küçükkerniç karaman sevg
Bu Haber 2134 defa okunmuştur.
 
Yorum Ekleyin