Bir kez gönül yıktın ise…

“Bir kelebeğin canını yaktığında, ertesi gün özür dileyemezsin!”

04 Nisan 2015 22:15

 

“Bir kelebeğin canını yaktığında,ertesi gün özür dileyemezsin!”

Son zamanlarda vicdan ile alakalı karşıma çıkan en harika cümlelerden birisidir, her kelimesinde naiflik barındıran bu cümle. Teşbihte olmayan hatanın deyim yerindeyse, kabak gibi ortaya çıkarılmış hali.

Vicdan önemli mesele… Hatta hayatın tam ortasında, hayatın vazgeçilmezi bir kavram.

Dikkat ederseniz “insan hayatı” demiyorum. Hayat diyorum. Nitekim vicdan denen haslet, yeryüzünde yaşayan tüm canlıların içinde barınan bir özellik.

Şimdi geldik vicdan mevhumunun insan hayatındaki yerine…

Maalesef gelemedik a dostlar. Lakin dünya kurulduğundan ve insanoğlu yaratıldığından bu yana, insanoğlundan başka her canlıda görebileceğimiz bir durumun ta kendisidir vicdan. Bu durumu insanın düşünme yetisine bağlayanlar çıkacaktır elbette.

Yani insan, düşünme ve mantık yetisine sahip bir canlı olduğundan, çevresinde gelişen olayları yorumlama ve bu olayların gerek oluş biçimine ve gerekse de sonuçlarına göre kendine bir yer belirlemekte diğer canlılara göre daha analitik bir durum sergiler. Bunun bir diğer adı da “menfaat”tir zaten.

Yaşadığı dünyayı sadece kendine ait zanneden, sosyal çevre denen uydurulmuş ve kuralları kim tarafından konduğu belli olmayan güdük yapıda, başka insanlara karşı bir katman yaratma telaşını taşır.

Ünlü Yunan düşünürü Aristoteles’e göre insan, “düşünen hayvan” olarak tarif edilir. Hakkı da vardır bilgenin. Lakin insanı, kendinden başka canlılardan ayıran özeliklerin başında “düşünmesi” gelir… yine bir lakin ile bağlamak gerekirse, “kendini düşünmesi” bu durumun çemberini daha da daraltır.

Şimdi yine yukarıda anlattığım duruma geliyoruz. Yani menfaate.

Bir insan kendini neden düşünür?

Aklınızdaki cevapların özünde “menfaati için” kelimeleri mutlaka geçiyordur. Evet, insan olarak kendimizi düşünürüz…

İşte vicdan kavramının da burada devreye girmesi beklenir… ve her seferinde de devreye girer. Hem de yanlışın yanlış olduğunu, doğrunun da dosdoğru olduğunu en kestirme yoldan söyler. Onu kandırmak asla mümkün değildir. İnsan aklına kaçacak fare deliği bile bırakmaz.

Peki, gönül yıkmak konusu ne alaka?

Kişisel çıkarları tavan yapan insanların, çıkarları uğruna gülistana fil sokmalarına benzer hareketlerde bulunmaları…

Sosyal çevrelerinin güdük kuralları doğrultusunda başkalarını incitmeleri…

Etraflarındaki her varlığın ve her düşüncenin sadece kendilerine hizmet edilmesi için yaratılmış olduğuna inanmaları…

Sırf insan hayatına değil, tüm doğal hayata olan saygısızlıkları, kural tanımazlıkları ve her türlü kanunda kendi menfaatlerine doğru bir yol inşa etmeleri…

Saymakla bitmez!

Ve yıkılan bir gönlün vicdani muhasebesi, yapılan ibadethanelerde giderilemez. Giderildiği sanır. Amaca giden her yolda ortaya konan her hareketin mubah olduğuna inanılır. Bu düşünceyle, her şartta hırsıyla mücadele içinde olan ve ekseriya o hırsa mağlup olan insanın alt benliği, uyanık(!) olduğu her anda bir savaşta olduğunu durmadan fısıldar. Oysa savaştığı birlikte yaşadığı insanlardır. Selam verdiği, işini yaptırdığı, emri altında çalışan insanlardır. 

Ölüm fikri asla aklında yer almaz. Kıyamete kadar yaşayacağı inancıyla, bu savaşa her an devam eder.

Ve ne yazık ki bu durum insan hayatına yön veren iş yaşantısında, siyasette, aile ilişkilerinde, arkadaşlık ilişkilerinde sürer gider.

Ve yine ne yazık ki bu bencillik kokan alt benliklerde gidenler hep haksızdır.

Ve ne yazık ki o lanetli savaşın bir cephesinde de pis bir zafer kazanılmıştır.

Ve ne yazık ki vakti geldiğinde musalla taşında haklar dille(!) helal edilir…

Başlığı bağlamanın vakti geldi;

“…Bu kıldığın namaz değil,

Yetmiş iki millet dahi,

Cenazeni yumaz değil.”

 

 

Haftaya görüşmek üzere…    

 
vicdan gönül merhamet menfaat
Bu Haber 2125 defa okunmuştur.
 
Yorum Ekleyin