ALLAH’IN RAHMETİ ÜZERİNE OLSUN EKREM ZEREN
“Bana her şeyi öğrettiniz hakkınızı helal ediniz” dediğimde gözleriniz yaşarmış ve: “Ne demek... helal olsun. Sizleri böyle liyakatli görünce bin kez helal ederim. Ama siz asıl eksik kalan bir şeyler varsa onun için hakkınızı helal edin” demiştiniz. Baki alemde rahmet içinde uyuyun.
Küçüktüm
ufacıktım, okuyup adam olacaktım. Beş yıl Eyüp sabrı ve büyük bir itina
ile bizleri işlediniz. Bir çocuktan bir
delikanlı olmamızı sağladınız. Beşinci sınıfımızın son aylarında sık sık
gözlerinizin dolmasından, yaptığımız tüm haşarılıklara, haylazlıklara gülerek
müsamaha etmenizden bunun sadece bir meslek aşkı olmayıp içinde kutsal bağları
da barındıran bir atalık duygusu olduğunu anlamıştık.
“Bana her şeyi öğrettiniz hakkınızı helal ediniz” dediğimde gözleriniz
yaşarmış ve: “Ne demek... helal olsun.
Sizleri böyle liyakatli görünce bin kez helal ederim. Ama siz asıl eksik kalan
bir şeyler varsa onun için hakkınızı helal edin” demiştiniz.
Baki alemde rahmet içinde uyuyun.
Ama o öğrettiklerinizin yanında
öğretmediklerinizden, öğretmekten kaçındığınız ve öğrenmemize engel olduğunuz
şeyler yüzünden çok çektik. Şahsım için öyle de, diğer öğrencilerinize
bakıyorum onlarda da aynı sorun var. Sizin öğretmediğiniz şeyler yüzünden
epeyce çektik. Bizlere şerefsizliği, hırsızlığı, uğursuzluğu, develete
saygısızlığı, çevreye duyarsızlığı, insanlara kayıtsızlığı, yaşlıya
hürmetsizliği, küçüğe sevgisizliği, bencilliği, düşene tekme atmayı, adam
harcamayı, yalan söylemeyi, rüşveti, torpili, iltiması, yanlışa kayıtsız
kalmayı, parsa toplamayı, yaratılanı hoşgörmemeyi, çirkinliği sergilemeyi, yan
çizmeyi, pislik içinde ezilmeyi, haksızlığa boyun eğmeyi, pisliğimizi
başkasının üzerine silmeyi, haram kazanmayı ve helalmiş gibi yemeyi vs..
öğretmediniz. Bunları bilmeyince de bu günün düzeni içinde başımıza gelmeyen de
kalmadı hani.
İlahi nizamın ve evrensel
güzelliklerin bir kenara bırakılıp da bu saydıklarımızın egemen olduğu toplumda
çok zorlandık.
Sizden yediğim iki okkalı dayaktan
bir tanesi kumar seyretmek, diğeri de ödevimi yaptığım defterimi evde unuttum
diye yalan söylemekten dolayı idi. Bir sorunuzu bilemediğimizde yüzünüz allak
bullak olur, bilemediğimize kızmak şöyle dursun, öğretememiş olmanızın vicdan
azabını yüzünüzde görürdük. Bilgi öğrenilecek şey, ama ahlak yaşanılacak bir
olguydu. Bilgi eksiği suç değil ama ahlaki eksiklik şiddetli suçlar arasında
idi. Beş yılda o iki dayak beni iki büyük pislikten uzak tuttu. Gerçi yalanı
kıvıramadığımızdan da epey çektik yani...
Her zaman pırıl pırıl traşlı yüzünüz,
başrol artisti edasında taralı ve bakımlı saçlarınız, sakız beyazlığında
gömleğiniz, tiril tiril ceketiniz, jilet keskinliğinde ütülenmiş pantalonunuz
ve altında ayna parlaklığında ayakkabılarınız temizlik dersini gerektirmese de
siz yine de madden manen ve bedenen temiz olmayı öğrettiniz. Gün geldi yoğurt
mayalamayı, gün geldi kaymaktan tereyağ çıkarmayı öğrettiniz. Gün geldi
çaresizliklerin kol gezdiği dönemlerde labaratuvar ortamlarında fizik kimya
biyolojinin temellerini işlediniz.
Sizin için not iki kere ikiyi bilene
değil, kaliteli vatandaş olabilecek sıfatlara erişmiş olgunlukta bireylere
verilirdi. Kendi ifadenizle tek kusurunuz olan sigarayı içtiğinizi bile
öğrenciliği süresince pek çok öğrenciniz görmemiştir. Örnek olmak sizin en iyi
öğretim metodunuzdu. Devlete ve büyüklere saygı, millete ve küçüklere sevgi
gerekirdi. Bayrak kutsal, bağımsızlık, sebebi hayatımızdı. Din insanı insan
yapan bir inanç bütünü, iman yaratılmışların en büyüğü olanın içinde yaşatıp,
çevresinde yaşayacağı bir kati kuraldı.
İnsan olabilmek için, teneşirde
yıkanıp da paklanmak yerine toprağa pak girmenin yolu: doğruluk, dürüstlük,
güzel ahlak, ilahi kurallara uymak, devletine saygılı milletine sevgili olmak, evrensel ahlak
kurallarından kesinlikle taviz vermemekle mümkün olmaktı.
Sizin öğrenciniz olmak Türkçeyi en
güzel haliyle kullanmak, el yazısını inci gibi döktürmek, bir yazar kabiliyeti
ile yazılar yazmak, hiç aralık vermeden okumak, güzel olan her şeyi sevmek,
tertemiz giyinmek, güleryüzlü olmak, kavgadan uzak durmak, gerektiğinde ise
hakkını canı pahasına savunmak, kendine yeterli, topluma yararlı olmaktı.
Aradan yıllar geçip de, sık sık
işyerime misafir olarak geldiğiniz günlerden birisinde şahit olduğunuz bir olay
üzerine: “Evladım size verdiğimiz
değerler kurşun kalemin zor bulunduğu, penisilin kapağından silgi yapıldığı
günlerde ne kadar geçerli ise, bu gün daha da fazla geçerlidir. Medeniyetin
başdöndürücü bir hızla değiştiği, teknolojinin füze hızı ile geliştiği günlerde
imkanlar zorlayıcı olabilir. Bu zorlamalar karşısında evrensel ahlaki
değerlerden taviz vermeye başladığnızda kazançlarınız aslında kayıp olacaktır.
Sakın unutmayın” demiştiniz.
Vermedik Rahmetli Ekrem Öğretmenim.
Karşılığında binlerce kaybımız olsa da taviz vermedik. Tek başımıza bu kirlenmeyi
engellemeye gücümüz yetmedi. Ama engellemeye çabalamaktan da yılmadık. Daha
güzeli o çarkın içinde ufalanıp gitmedik.
Bizlere verdiğiniz katkıda sık sık
birbirinize destek olduğunuz saygıdeğer Necati Güngör Öğretmenimin sağ ve
sıhhatte oluşu, ondaki o üstün güzelliğin hala bu dünyada devam etmesi sizin
yokluğunuzun acısını hafifletiyor. Allah onu bize bağışlasın ve uzun ömürler
versin.
Günümüzde sizin ölçeğinizde değerli meslektaşlarınızı görünce sizi görmüş
gibi oluyoruz. Onların önünde de saygı ile eğiliyoruz.
Sizler geçmişte yaptıklarınızla, sizin ölçeğinizdeki meslektaşlarınız da
bugün yaptıkları bu devletin baki, bu milletin müreffeh olmasını sağlayacaktır.
O bize öğretmediğiniz, öğrenmemize de engel olduğunuz değerler ise bu günkü
liyakatli meslektaşlarınız sayesinde yok olacaktır.
Bize öğrettiğiniz güzellikler için minnet, öğretmediğiniz ve
engellediğiniz çirkinlikler için de şükranlaımızı arz ederiz.









