5N 1K Nerede?
Aşırı siyasi yapıya bürünme ve kapitalist kaygılar gazetecilik mesleğinde ciddi bir erozyon oluşturdu.
Basın sektöründeki gerileme sadece yerelde Karamanın değil
genelde tüm Türkiye’nin sorunu.
Aşırı siyasi yapıya bürünme ve kapitalist kaygılar
gazetecilik mesleğinde ciddi bir erozyon oluşturdu.
Sosyal medyada meydana gelen hızlı değişim ile haber verme gücünden
de büyük bir değer kaybeden basın maalesef şu an hızlı bir çöküş içinde.
Bir zamanlar genelde milyonlarla ifade edilen baskılar yapan
gazeteler yok satardı. Tüm sayfalarda ilaç için imla, tashih ve baskı hatası
bulamazdınız. Haber sekretaryası ve tashih servisi ile mizanpaj servislerinde
iş bulabilmek için yüksek diplomalı ve uzman olmak gerekirdi.
Teknik altyapının bu güne kıyaslandığında çok zayıf olduğu
dönemlerde baş döndürücü bir hızla rotatiflere hazırlanan kalıplar bu günkülere
göre birer sanat eseri idi.
Yerelde her bir harfi tek tek elle dizilen, her bir baskısı
yine pedal denilen makinelerde tek tek basılan gazeteler nüfusa oranlandığında
40-50 kişiye bir gazete düşecek tirajlarda basılır ve tek bir harfi kalmadan
okunurdu.
Her ulusal gazetenin 5-10, her yerel gazetenin 1-2 köşe
yazarı olur, bunlar nezaket, üslup ve fikir olarak öylesine donanımlı olurlardı
ki yazdıklarını sorgulama gereği duyulmazdı. Siyasi bir yönleri bile olsa bunu
büyük bir saygı ve mantık çerçevesinde sunarlardı. Yazılarda üslup, edep ve
fikrin yanı sıra kültür, eleştiri, öneri ve öngörüler de yer alır, okuyana bir
şeyler sunardı.
Daha ilk birkaç yazımızda bizzat okuyucu tarafından
eksiklerimiz bize ulaşır, ustalarımız, büyüklerimiz bilgilerini kıskanmadan
aktarır, her fırsatta meslek içi eğitimler düzenlenir ve bu konuda açığı
olanlara destek ve yardımcı olunurdu. Bir kelime bilgi için ustalara müracaat
edilir onlara şükran duyulurdu. Amaç doğruyu yapmaktan başka bir şey değildi.
Doğruyu yapınca, kazanç da, satış da, reklam da, şan şöhret
ve saygınlık da kendiliğinden gelirdi zaten.
Bu gün şehrimizde çınar olarak varlığını sürdüren yazılı ve
internet basınından bu güzel örnekleri görmek mümkündür.
Ama şimdi doğrunun d sini hedeflemeden tüm bunlara sahip
olma hırsı sardı.
Basit klasikler vardır. Adam/köpek hikayesi. (Bir köpek bir
adamı ısırırsa haber değeri yoktur, bir adam bir köpeği ısırırsa en büyük
haberdir) Şimdilerde her haber yazmaya başlayan, adama köpek ısırtmak peşinde.
Bir kişi bir kurumu, bir kurum bir kişiyi ziyaret edip geyik muhabbetinden
başka bir şey konuşmasa bile bu haberi sansasyonel hale getirmek için atılmadık
takla kalmıyor.
Siyasiler ve reklam verenler özel sınıf kişiler, nefes
alsalar haber, esneseler manşet (afedersiniz) gaz çıkarsalar parfüm olarak
sunuluyor. Siyasi yandaşlar ve menfaat sağlananlar evliya, muhalifler ve
menfaat taleplerine cevap vermeyenler kara listelere alınıp lain ilan ediliyor
ve olmayan açıkları veryansın gündeme taşınıyor.
Yapılan haberin topluma katkısı, zararı, kişilik hakları il
ilişkisi, basın ahlak yasası, evrensel ahlak kuralları, geleneksel örf adetler,
ahlak, maneviyat, sosyolojik dejenerasyon, insan hakları, kul hakkı gibi
değerlere etkisi zerrece düşünülmüyor, dikkate alınmıyor.
Bir başka klasik de 5N 1K diye tabir edilen haber kalıbıdır.
5N: Ne, Nerede, Ne zaman, Nasıl ve Niçin
1K: Kim
Sorularını içeren metinlerin şart olduğunu gösteren bir
basit kuraldır. Yıllar öncesinde ilk haberini hazırlayan gazetecinin dahi bilip
kati olarak uyguladığı bir kalıptır. Bunu mektepli ya da alaylı olsun okul
gazetesi çıkaran ilkokul çocukları dahi bilir ve uygulardı. Ama günümüzde
yerelde her an rastladığımız bu kalıp hatasına ünlü ulusallarda bile sık sık
rastlamak mümkün.
Şimdi sormak lazım 5N 1K yı…
Ne yapıyorsun? (Çünkü yapılan tam anlamı ile gazetecilik
değildir)
Nerede yapıyorsun? (Yerelde ulusal haberleri
kes-kopyala-yapıştır ile sunan, yer ve mekan belirtmeden yerelmiş izlenimi ile
verilen haberler her an karşımızda)
Niçin yapıyorsun? (Kazanç ve kariyer için ise, Gazetecilik
yapmadan sadece sıfatı kazanmakla Gazeteci olunmaz ancak kartvizit gazetecisi
olunur. Kazanç için de olsa, kariyer için de olsa gazetecilik önce hakkı ile
yapılmalıdır ki bunlar elde edilebilsin)
Ne zaman yapıyorsun? (Çağımız dizgi ve baskı teknolojisinde
mükemmeli yakalamıştır. Bu çağa uymak, araç, gereç ve donanım olarak bu
teknolojileri elde ederek bunları en verimli şekilde kullanmak gerekir. Ayrıca
sosyal medya ile seviyeli bir ilişki içinde Gazeteciliğin gereği yapılarak
araya mesafe konulmalıdır. Günümüz dünyasını ve yereli iyi tanımalı, gerek
haber ve gerekse köşe yazılarını buna göre şekillendirmek gerekmektedir)
Nasıl yapıyorsun? (Gönderilen e-postaları
kes-kopyala-yapıştır yapıp, her biri günümüzde ya yemekli ya da kahvaltılı olan
basın toplantılarına katılıp, “bak doyurduk, yediğini öde” kabilinden verilen
basın bültenlerini harfiyen yayınlamak günümüz modası oldu. Boşlukları da büyük
bir imkân olan net sayfalarından birkaç süslü metinle doldurdunuz mu olay
tamam. Kes-kopyala-yapıştırdan sonra imla hatası, noktalama hatası veya ifade
bozukluğu, 5N 1K gibi kalıplara falan da gerek yok zaten, kim okuyor da?)
Kim: (Mesleği kim için yapıyorsun? Kendin için mi? O zaman
diyecek bir kelime yok. Yazının buraya kadar olan bölümünü okumadınız ve biz de
yazmadık sayarız.
Peki Kim için?
Sana seçimden seçime 5 – 10 lira verip de teşekkür etme
nezaketi bile göstermeden “paramla varsın, verdim paramı yazdın hakkımda olumlu
yazıyı, diyenler için mi?
Senede birkaç sefer sırtını sıvazlayıp “naber” diye soran,
ziyaretçi kabulü ve birilerini ziyaretten başka şiarı olmayan bürokratlar, STK
başkanları veya seçilmişler için mi?
Aylık 20 yıl öncesinin rakamlarının yarısını bile bulmayan
reklam ücretleri ile reklam aldığın kişiler için mi?
Bana gazeteci desinler, şanım yürüsün, vardığımda bu sıfatla
bir mecliste yer bulayım diye mi?
Yoksa;
Gerçekten Allah rızası,
Milletin kalkınması,
Yerelde bölgenin daha müreffeh bir hale kavuşması,
Var olan kültürel birikimi bu kanal ile halka aktarmak,
Toplumda bir bilinç sağlamak,
Ve GAZETECİLİK Mesleğinin hakkını vermek
Bu hizmetleri sağlayıp, devamı için gerekli olan parayı ve
gücü kazanmak için mi?
Daha önce bu konudaki yazılarımızda, bir nokta için
attığımız taştan sonra “of başım diyerek” hak etmediği halde üzerine alınıp
kendini daha da kötü ve komik duruma düşüren başkaları da olmuş. Sonradan
duyduk, hem üzüldük hem de acı acı güldük. Bu yazı ile de yine hak etmeyen
birileri “of başım” derlerse o da onların güvensizliği olsun…
Çınar ağaçları meltemlerle serinler, kırılmaz, yıkılmaz ve
hissetmez bile, başı göklerdedir. Söğüt dalları da zaten bir mevsimlik
varlıkları ile esenin rüzgar olduğunu anlamaz, felaket sanır, kimse kırmadan
kendisini derenin sularına bırakır ve gider başka yerde bir mevsimlik tekrar
yeşerir…









