Faşist İhtilal’den, Satılmış Darbeye.

Ama yıl 2016 idi. 80 den beri bu köprünün altından çok sular geçmişti.

29 Temmuz 2016 14:32

12 Eylül 1980

Yurt sathında her gün onlarca genç ölüyor.

Ölen öldüreni, öldüren öldürdüğünü tanımıyor.

Öldürenin öldürmek için, ölenin de ölmek için sebebi yok.  

Gerek de yok zaten. Senaryoyu yazan ABD nin ve Haçlı Ordusunun toplum mühendisleri Türkiye’yi tam kontrol altına alarak sömürge haline getirmek ve o günlerin güçlü 2. Kutbu olan SSCB ne yakın temas için bir mevzi elde etme peşindeler.

Maksat çok ciddi bir kargaşa çıkarıp yönetime bir kukla oturtmak.

Öyle de oldu.

Eğitim birliğinde askerim. 12 Eylülden birkaç gün önce bize çok yakın olan nizamiyeden tanklar çıktı. Gün 11 Eylül olduğunda bu tanklar konvoya dönüştü. Arada bir tankların çıkması normaldi ama böyle konvoya dönüşmesi merak uyandırdı. Akşamüzeri tüm erat yemekhanelere tıkıldı ve kesin emirle dışarı çıkmak yasaklandı. “Akıl ve mantığın durduğu yer” olarak zihinlerimize kazınan ve sahte bir gazlama ile “Peygamber Ocağı” diye sunulan ama dinin imanın ahlakın ve edebin sıfır olduğu ortamda soru sormak cevap almak hatta merak etmek büyük suçtu.

Nöbetçi sayıları arttırıldı sayım saatte bir yapılmaya başladı ve ortada rütbeli kalmadı. Kalan birkaç  rütbeli tüm yönetimi ele aldı. Akşam yemeği erken yenildi ve erkenden yat verildi, koğuş çıkışları yasaklandı. Tuvalet ihtiyacı bile iki silahlı nöbetçi arasında ve kapılar açık giderilmeye başlandı.

Vatanı seven ve milletine güvenen insanlar olarak arkadaşlarımızla fısıldaşarak bir şeyleri çözmüştük ve duadan başka da bir şey gelmiyordu elden. Bol dualar ediyor ve akibetin hayır olmasını diliyorduk. Uykusuz gecenin sabahında yine dışarı çıkarmadan doyurdular ve içimizden bazılarını seçtiler. Onlara nöbet için eğitim verdiler ve yetişmeyen kadro askerleri ile birlikte nöbete diktiler.

O zaman anladık ordu yönetime el koymuştu.

Öğlene doğru bir komutanın istediği özle eşyalarını götürmek üzere dışarı çıkmak kısmet oldu.

Ankara, Ankara güzel Ankara… Senin o halini de gördü bu bahtı kara. Sokaklarda sinek uçsa sesi duyuluyor, tek tük görünen sivillerin suratında ölüm korkusu kol geziyor. Her araç her köşe başında aranıyor, Eylül ayında bir zemheri soğuğu hissediliyordu.

Askeri araçlar kırık dökük bozuk ve perişan görünseler de caddeleri tam gaz geçiyor, zaman zaman evlerin önünde oluşturulmuş kordonlarla tutuklamalar yapılıyor, tutuklanan siviller kafaları önlerinde ruhsuz sallanımlarla adeta sürünürcesine araçlara tıkılıyordu.

Vardığımız büyük polis karakolu askeri kontrol altında idi ve yerde yüzükoyun yatan, diz çökmüş, elleri ensesinde, perişan halde çok sayıda sivil vardı. Tüm bu kalabalığı sadece elinde silahla 2 erin idare ettiğini görmek bana önce çok komik sonra acı gelmişti.

Erlere sorsanız ne olduğunu bilmesi imkânsızdı. Onlara sadece “şunu yapacaksın” demişlerdi ve o da yapıyordu. Belki de ömründe ilk defa elde ettiği bir sosyal üstünlüğü kullanma keyfi ile, komutana yaranma hevesi ile abartıyordu.

Bahsettiğim komutan aklı başında birisi idi. Birkaç kelime konuşma fırsatı buldum. Anarşinin ihtilal yapılmadan da bal gibi önlenebileceğini bu ihtilalin 60 ihtilalinden daha kötü sonuçlar doğuracağını ancak bir asker olarak da emirleri uygulamaktan başka bir seçeneği olmadığını ifade eden şeyler söylemişti.

Bu baskı şiddet ve faşizm başkentten, kentlere, kasabalara köylere mezralara kadar indi ve bir kara bulut olarak yıllarca halkı mahvetti.

On binler yüzbinler böylece toplandı. Acımasız işkencelerle sorgulandılar. Bir kısmı bunlara dayanamadı öldü, çıldırdı, hatta yok edildi.

Bir genç nüfus tam anlamı ile yok edildi. Bir kısmı öldü, tutuklanıp yıllarca damlarda çürüdü, bir kısmı aklansa bile o işkencelerin travmalarını yıllarca atlatamadı.  

Ekonomi 20 yıl kendisini toparlayamadı ve 50 yıl geriye gitti. Devlete güven çöktü, siyaset nefret edilen bir olgu haline dönüştürüldü. Orduya ve özellikle üst kademe komutanlara olan sevgi azaldı. İnsanlar evlatlarını “paşam” diye sevemez oldu. Bir Tonton Amca Allah’ın inayeti ve bir kuklanın tek bir cümlesine halkın bir anda gösterdiği reaksiyonla bir ivme başlattı ve bu ivme güzel bir demokratik bahar oluşturdu.

15 Temmuz 2016

Bu bahar 50 yıla yakın bir süredir İslam dünyası üzerinde planlar yapan ABD ve Haçlı Ordularının işine gelmemiş olacak ki; bir kıçı pislikli, gözü yaşlının peşine düşmüş aklı kiralıkların, beyni yıkanmış mankurtların meydana sürülmesine kadar geldi.

Ankara’dan bir dostumun telefonu ile irkildik. Emin olamadık. Defalarca sorduk. Medyayı ve sosyal medyayı taramaya başladık. Bir yandan da yerel haber alma kaynaklarımızı güçlendirdik. Gördük ki haber doğru ve durum söylenenden de vahim. Zira bu sefer 80 den bu yana büyük bir revizyon geçirdiğine, toparlanıp sağlamlaştığına yürekten inandığımız Ordumuzun çok az mensupları  görünümündekiler yine işin içinde idi.

Ama bu sefer karşılarında Tonton Amcanın başlattığı düşünme, sorgulama, özgürce yaşama, Milletçe bir bütün olma lezzetini tatmış bir Halk vardı. Bu darbeye teşebbüs edenlerin karşısında bir güç olduğu kadar, olacak kargaşa için de olumsuzdu. Kontrolsüz kalabalıklar her zaman tehlikelidir.

12 Eylül sonrası askerliğim bitip de halka neden o gecenin sabahı bu darbe aleyhinde tek ses çıkmadığını sorduğumda aldığım cevap tek kelime ile “korku” idi. Ekmek almaya gidemeyen, hastasını hastaneye götüremeyen, anne babasını ziyaret edemeyen ve evine çakılıp kalan, birilerinin kendisini de alıp götürmesinden korku duyan insanlar vardı.

Ama yıl 2016 idi. 80 den beri bu köprünün altından çok sular geçmişti.

Aktif ve iyi bir gazeteci olan genç yakınımın ne yapması gerektiğindeki tereddüdü gördüğümde, tereddütsüz “Kap çantanı çıkıyoruz” dedim. Kritik noktaları tek tek gezdik. Arabamız daha bir keyifli gidiyor, trafik daha bir düzenli akıyor, günlük hayat aynı devam ediyordu.

Devlet her noktada hakimdi. Üstelik en ince detaylar dikkate alınmış güvenlik güçleri çok noktalara sivil olarak yerleştirilmiş, gereken yerlerde gücün ispatı için en modern ve ağır silahlarla gözdağı vermek üzere DEVLET yer almıştı.

İçimiz ferahladı. Daha da mutlu olduk. Çalışmalarımıza set çekmek yerine bilakis yardımcı olunuyor hatta olumlu yönlendirmeler yapılıyordu.

Bu Millet olmak demekti. Halkın Devlete, Emniyete ve özellikle de Ordusuna güvendi. Teşhisi anında koymuş bunun bir avuç satılmış şaşkının işi olduğunu anlamıştı. Arkasındaki gücü biliyordu. Bu şaşkınların yaptığının bir ön hazırlık olduğunu arkasından o gizli güçlerin Türkiye üzerindeki emellerini sezmişti. Bunlara zafiyet gösterirse “size demokrsi getirdik” dedikleri Iraka’a, Libya’ya Afganizstan’a dönecektik. Hatta Müslümanların BM askerleri tarafından etkisiz hale getirilip savunmasız düşürüldükten sonra sırp canilere teslim edildiği BOSNA’ya dönecektik.

Başkomutanın ve mükemmel ekibinin kontrolü “Haydi Meydanlara” çağrısı bu nedenle büyük bir destek gördü.

Yarım saat önce 2 sefer geçtiğimiz Aktekke Meydanı günlük hayatını yaşarken, bir anda binlerin on binlerin hücümüna uğradı. Karaman ailemiz. Herkesi tanırız. En uç fikirdeki insanlar kol kola omuz omuza bayrak sallamaya tekbir getirmeye başlayınca herkes anladı ki:

BU DEVLET YIKILMAZ, SARSILMAZ, BU MİLLET, YOK OLMAZ, YOK EDİLEMEZ.

Bu Bayrak gönderden bir milim indirilemez, bu EZAN hiç susturulamaz, bu HALK esir, müstemleke ve manda yapılamaz. Bu Millet ölür de bir nefesi dahi esaretle almaz.

Malazgirt gerçektir. Çanakkale gerçektir. Kurtuluş savaşı ve tüm muharebeleri gerçektir. Kıbrıs savaşı gerçektir.

Hain gizli güçler bilin ki sizin 60, 80 ihtilalleriniz sahtedir yalandır düzmecedir. Onları ne halk ne ordu ne de millet yapmıştır. 12 Martınız, 28 Şubatınız sahtedir. Tüm bunlar sizin sahte yüzünüzün bu topraklara düşmüş pis kara gölgesidir.

GERÇEK 15 TEMMUZ 2016 DIR. Devlet, Millet, Halk, Demokrasi, Toprak, Vatan, Ezan, Bayrak ve Kardeşliktir.

BİZ TOPYEKÜN KARDEŞİZ. SAKIN HA BİR DAHA HUYLAMAYIN...

Kendi kokuşmuş düzenlerinizin yıkılışını yine bu millet seyredecektir. Tıpkı 10 BİN yıldır olduğu gibi…

 
15 temuz 2016 demokrasi barış kardeşlik haçlı ordusu ihtilal darbe
Bu Haber 2568 defa okunmuştur.
 
Yorum Ekleyin