Yiğit Namı İle Anılır mış!
Etrafında bir takım danışmancıkları da ona her gün çeşitli fikirler söylermiş.
Yiğit Namı İle Anılır mış!
Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, Ülkelerden bir ülkede bir
Bey varmış.
İyi bir
adammış. Temelinden iyi bir aile terbiyesi almış ama azıcık aklı kıt. Hani öyle,
her denilene inanan ve çabuk etkilenen birisi.
Bu Bey her şeyi
çok iyi bilmese de halkının refahına hizmet etmesi gerektiğini ve onların
fikirlerine uygun hareket etmeyi pekiyi bilirmiş…
Etrafında
bir takım danışmancıkları da ona her gün çeşitli fikirler söylermiş.
Yine
onlardan şaşkın birisi der ki: “Beyim fuhuş arttı. Gençler arasında kavga dövüş
çoğaldı. Bir umumhane açsak da bu işleri kontrol altına alsak. Bu konuda talep
de çok”
Halkın
fikirlerine önem veren Bey bu fikri uygun kişilerle görüşmeye, fikir almaya
başlar. Önce konuyu kendisine anlatıldığı gibi anlatır ve sorar “uygun mudur”
diye…
Dinleyenler
Bey’in kesin kararlı olduğu fikrine kapılarak karşı durmanın yararsız olacağına
hükmederek “Siz bilirsiniz” der…
Bey tam açılmasına
karar vermek üzere iken, Bey’i çok seven ve onun zarar görmesini istemeyen bir
yakını “Beyim bir de, halkın çok değer verdiği, gizli âlimlerden Mehmet Efendi
var. Ona da sorsak” der…
Bey;
“Çağırın gelsin” deyince de: “Aman efendim ayağımıza çağırtmak yakışık almaz.
Biz gitsek” der.
Bey mantıklı
bulur ve Mehmet Efendinin evine giderler…
Ev tek katlı
damı toprak mütevazi bir yapıdır. Kapıyı çalarlar ama ses damdan gelir. “Kim
ooo”
Bakarlar Mehmet
Efendi evin toprak damını tamir etmektedir. Lov taşı ile damı yuğmaktadır.
Bey bu
durumu görünce “Buraya kadar geldik Muhterem Adamı indirmeyelim biz çıkalım”
der ve tahta merdivenden dama çıkar…
Selam ve hal
hatırdan sonra da haklı gerekçelerle fikrini anlatır, Mehmet Efendinin fikrini
sorar…
Sakince
dinleyen Mehmet Efendi yine sakince cevap verir:
“Beyim;
bizim insanımız takvim, tarih, saat bilmez. Olayları tarihlendirmek için önemli
olayları kullanır. Mesela der ki –bu çocuk sel olduğu sene doğdu, falanca
falancanın öldüğü sene evlendi, feşmanca filancanın evi yandığı senenin
baharında öldü- gibi. Şimdi siz böyle bir şey yapınca da, bu günlerde doğan
çocuklarına gelecekte –Keranacı Bey zamanında doğdu- derler. Bu sıfata razı
olur musunuz bilemem”
Bey
bozulmuştur. Belli etmeden fikrini savunacak bir şeyler söylemek istese de
Mehmet Efendi ondan uzaklaşıp damın uzak kenarına gider. Bey yaklaştıkça başka
köşelere gider. Beyi bir süre damda gezdirir. Son olarak da “Ben diyeceğimi
dedim Beyim. Siz bilirsiniz” der, kestirir atar…
Bey biraz
sinirlice vedalaşır ve merdivenlerden inerek maiyeti ile uzaklaşır.
Yolda
etrafındakilere sorar “Keranacı Bey lafını anladım da Bu Adam beni neden damda
gezdirdi durdu onu anlamadım”
Maiyeti
konuyu çözmüştür ama kimse cevap vermek cesareti bulamaz. Bir tanesi cesaret
bularak “Affınızla Beyim; Mehmet Efendinin damı toprak. Toprak damların en
büyük derdi damlarda ot bitmesidir. Otlar toprağı gevşetir ve damın yağmurlarda
akmasına sebep olur.”
Bey patlar:
“Bunun benim gezmemle ne alakası var bre adam?”
Adam devam
eder: “Ben de onu anlatmaya çalışıyorum Beyim. Sizi o otların bulunduğu
yerlerde gezdirdi.”
Bey bağırır:
“Neden be adam, neden?”
Maiyetindeki
bir başkası dayanamaz mırıldanır: “Pezevengin bastığı yede ot bitmez derler de”
Masal bu ya…
Bey bu
laftan sonra hedeflediği işi yapmış mıdır dersiniz?
Kıssadan
HİSSE:
Halka hizmet
edenler halkın yararına işler yapmalıdır. Bunları da halkla istişare etmelidir.
Halk bazen
çeşitli sebeplerden açık seçik söylemese de aslında fikrini beyan etmiştir. O
beyanı iyi anlamak lazım…
Ama hangi
konuyu kimle ve nasıl istişare edeceğini, verilen cevabın ne anlama geldiğini
anlayacak kadar da İZAN sahibi olmalıdır.
Halktan uzak
kalıp “Ben bilirim, kimsenin aklına fikrine ihtiyacım yok” diyenler, gelecekte
başka sıfatlarla anılır…
Bey
olabilmek için sıfat almak yetmez BEY gibi düşünmek ve bey gibi davranmak
gerekir…









