Savaşı Yaşarken Kaybetmek…
Baş döndürücü bir hızla gelişen teknolojiyi de iyi kullanan haçlı, bu kültürü yok ederek başıboş bir kültürel yapı oluşmuştur.
Savaşı Yaşarken Kaybetmek…
Devletlerin terörü bir devlet politikası olarak
uyguladıkları bir çağda yaşıyoruz.
Üstelik bu savaşın cephesinde hala farklı dinlerin savaşı
hüküm sürüyor… Tıpkı ilk çağlardaki gibi, tıpkı ilkel kabilelerin tanrı
putlarını korudukları gibi.
Haçlı defalarca tokat yediği haçlı seferlerinin intikamı
için yine savaşta. Ama bu savaş mertçe, insanca değil, kahpece, teröristçe…
Haçlı yediği tokatların acısını bu sefer Müslümanları kendi
inançları ile almaya çabalamakta. İran’da humeyni Türkiye’de fetö ve daha önce
denenmiş aczimendi ve ali kalkanlar… Deşifre olmamışlar da var elbet, yakında
kokusu çıkar… Tıpkı 20 yıl önce fetö için söylediğimiz gibi…
Terör savaşında her yöntemi ince planlayıp uygulayan haçlı Müslümanı
Müslümana ve hinduya kırdırmakla kalmıyor bir yanda da ekonomik ve kültürel
savaşını sürdürüyor. Ekonomik savaşta en önemli iki yöntemi lükse alıştırmak ve
Müslümanların üretimlerini yok etmek için entrikalar düzenlemek.
Bir önceki yazımızda bunlara değinmiştik…
Bulanık suyun dibinde bir de KÜLTÜR SAVAŞI var. Türk örf
adet ve geleneklerinin, İslam ile sentezlenmiş mükemmel yapıdaki kültürü,
dünyada bin yıldan fazla hüküm sürmüş, barış, kardeşlik ve Dünyaya mükemmel bir
görsellik getirmiştir.
Bu kültür beraberinde, İslam Camiasında olgunluk, güç,
kuvvet ve güçlü medeniyetler de oluşturmuştur.
Baş döndürücü bir hızla gelişen teknolojiyi de iyi kullanan haçlı,
bu kültürü yok ederek başıboş bir kültürel yapı oluşmuştur.
Başını kapatmayı İslam sanan Müslüman kadını/kızı mahremlerinin
teşhirinden çekinmeden arzı endam edebilmektedir. Toplum içinde fütursuzca kafa
çekmek medeniyet, ana avrat sövmek özgürlük olmaya başlamıştır. Moda adına
gittikçe daralan kıyafetler, anadan üryan iken görünen beden hatlarına üstelik
daha da şehevi ilaveler yapacak biçime bürünmüştür.
Kadınımız cenneti ayakları altında taşıyan değil cehennemi
urba olarak giyip üzerinde taşıyan haline gelmiştir.
Saygıdan öpüp başımıza koyduğumuz nimetlerin adı gâvurca,
tadı gâvur damak tadında olmaya başlamıştır. Yolda karıma neden yan baktın ulan
diye bıçağa, silaha sarılan düğünlerde dekolte giysili avradı ile göbek atmakta,
sosyal medyada en özel fotoğrafları paylaşmakta hiçbir mahsur görmemektedir.
Dün 10 metre uzaktan bir yaş büyüğünü görüp de yol verip
saygı ile eğilenler, bugün babasını bile dövmekte hatta daha kötüsünü de
yapmaktadır.
Binilen otomobilin, oturulan evin, yaşanılan lüks yaşamın
hangi helal para ile kazanıldığı değil, kaça mal olduğu ve bir emsalinin daha
olmadığı önemli hale gelmiştir.
Kazancın onda dokuzu tefe, faiz, haraç, çalma çırpma,
kitabına uydurarak üzerine çökme, siyaset başta olmak üzere çeşitli güçleri ele
geçirip temin etme şekli ile kazanılmaya başlanmıştır.
Saygı ilime, bilime, olgunluğa, yaşa, kültüre ve kabiliyete
değil mala mülke paraya ve çıkar elde edilebilmeye göre şekillenmektedir.
Mevki/makamdan düşen ertesi gün çöplüğe atılmakta, ekonomik dara düşene de bir
tekme daha vurulmaktadır.
Çeteler oluşmakta bunlar torbalarında bol miktarda iftira,
isnat bulundurmakta, çıkarlarını elde etmek için bunları şeytandan beter
taktiklerle kullanmaktadırlar. Bu çeteler resmi şirketlere dönüşüp bir de legal
hale gelmektedir.
Vs…
Sayması bile yoruyor. Yaşaması ise tam bir işkence…
Neden bu hale geldik?
Haçlının bu savaşta kullandığı kültürel silahların etkisi
ile…
O meşhur holivut filmleri ile… Televizyon dizileri ile.
O meşhur haçlı sapıklarının ürettikleri haçlı müzikleri,
dansları ve yaşam tarzları ile.
İnternette bolca ve bedava servis edilen her türlü ahlaksız
paylaşımlarla.
Çocuklarımıza büyük reklamlarla servis edilen ve temelinde
kan, kin, intikam, çıplaklık, hile/hurda, soygun, çalma çırpma, ama ne yaparsan
yap ve mutlaka kazan mantığındaki internet oyunları ile…
Temelinde TÜRK ün t si Müslümanın m si bulunmayan spor
dalları ile…
Olumsuz bir örneği toplumdaki kötü niyetli kişileri
kışkırtacak biçimde, örnek olacak detayları ile süsleyip haber diye servis eden
Tv kanalları, renkli basın ile…
Açlık, yokluk, ezilmişlik edebiyatı yapan, toplumu düzene
karşı kışkırtan, anarşistleştiren yazar, çizer ve fikir adamları ile…
Vs…
Peki bunları gavur oğlu gavurlar tırlara doldurup da mı
getiriyor?
Elbette hayır… Haçlının içimize yerleştirdiği ve birçoğu da
onlarda doktora mastır vs. eğitim yapmaya gidenlerden oluşan kültür ajanları
ile. Bizler de onları gerekirse devletin tepesine getirmekte endişe bile
duymadık…
Şarkılarımızı bozdular alay ettiler, türkülerimizi hor
gösterip gençlerimizi soğuttular, kıyafetlerimizi çöpe attırıp moda manyaklığı
ile beyinleri yıkadılar.
Filmlerde kürdü, lazı, hacı/hocayı çok kötü gösteren rollere
yerleştirdiler, alay ettiler. Fuhşu, zinayı ve ahlaksızlığı teşvik ettiler.
Edebe karşı edepsizliği teşvik ettiler. Kıyafetlerimizi çöpe
attırıp başımızı kapatıp kıçımızı açtırdılar.
Video, sinema ve internet filmlerindeki cinsel sapıklıkları
sanat diye cilalayıp, namus kavramını yok ettiler. Fuhuş meslek, zina kişisel
tercih, cinsi sapıklık kişisel hak ve hürriyetler kavramları arasına sokuldu.
Çekirdek aile kavramına özgürlük adı ile çomak sokup en
temel eğitim kurumu olan aileyi çökerttiler. Kocalar karılanı döver, karılar
kocalarını aldatır oldu. Aile içi şiddet öngördükleri gibi hayatın bir parçası
oldu.
O meşhur filmleri sayesinde sokaklarda her gün adli olaylar
vakayı adiyeden sayılmaya başlandı.
Yine mahalle baskısına son diye diye, kişilerin dostları
komşuları tarafından oto kontrolünü yok ettiler.
Tarım kültürü yok edildi. Sanayi kültürü kapitalizmin
acımasız çarklarında Devlet kontrolünden uzak un ufak oldu gitti.
Devlette olması gereken kültür ise külliyen yok oldu gitti…
Siyasi kültür mü? Öyle bir kavramın varlığı bile hiç
hatırlanmadı ki…
Bir kitaba bile sığmayacak bir konuda bu kadarla bir şeyler
anlatmaya çalıştık
Tüm bu konularda çok büyük umutlar beslediğimiz günümüz
iktidarının uykuda olması ve hatta tam bir vurdumduymazlık ile neredeyse
teşvikçi olması ise yüreğimizde bir hançer gibidir.
Özellikle yerelde olanlar bizi daha yakından ilgilendirdiği
için üzüntümüz katlamaktadır…
Kültürünü yitirmiş bir toplum; ne ekonomik, ne askeri, ne
politik, ne siyasi, ne de de stratejik mücadeleleri kazanamaz.
Bizim kalemizin kapı anahtarı KÜLTÜRÜMÜZ idi. Çanakkale
başta olmak üzere bizi esir olmaktan kurtaran, her askeri başarımızın altında
imzası olan, üç kıtaya hükmetmemize vesile olan, Adriyatik’ten Çin Denizine
kadar pırlantalar serpiştiren, onlarca yıldır yakılmasına rağmen bitmeyen
yazılı hazineler bırakan şey KÜLTÜRÜMÜZDÜ…
Şu an kola, hamburger, vafıl, pizza, pop, top, streç don, telefon, rayban
gözlük, markalı ayakkabı, kalbimizin üzerinde markası olan yahudi giysileri,
başı türbanlı, göbeği açık, baldırı delik kot pantolon modası vb. binlerce
tercihimize bedel olarak HAÇLININ elinde…
İçimizdeki kültür ajanları da sanatçı, artist, sanayici,
tüccar, bürokrat ve hatta siyasetçi olarak bu anahtarı her kapıyı açmak için
kullanıveriyorlar.
Bu kültür ajanlarına karşı toplumdan tepki beklemek de bir o
kadar safdillik olur. Zira toplum afyonu yutalı yıllar oldu. Farkında bile
değil. O zaman iş Devlet’e ve Devleti yönetenlere düşüyor.
Hasan ÖZÜNAL
Gazeteci - YAZAR









