Savaşı Yaşarken Kaybetmek…

Baş döndürücü bir hızla gelişen teknolojiyi de iyi kullanan haçlı, bu kültürü yok ederek başıboş bir kültürel yapı oluşmuştur.

18 Ağustos 2018 12:09

Savaşı Yaşarken Kaybetmek…

 

Devletlerin terörü bir devlet politikası olarak uyguladıkları bir çağda yaşıyoruz.

Üstelik bu savaşın cephesinde hala farklı dinlerin savaşı hüküm sürüyor… Tıpkı ilk çağlardaki gibi, tıpkı ilkel kabilelerin tanrı putlarını korudukları gibi.

Haçlı defalarca tokat yediği haçlı seferlerinin intikamı için yine savaşta. Ama bu savaş mertçe, insanca değil, kahpece, teröristçe…

Haçlı yediği tokatların acısını bu sefer Müslümanları kendi inançları ile almaya çabalamakta. İran’da humeyni Türkiye’de fetö ve daha önce denenmiş aczimendi ve ali kalkanlar… Deşifre olmamışlar da var elbet, yakında kokusu çıkar… Tıpkı 20 yıl önce fetö için söylediğimiz gibi…

Terör savaşında her yöntemi ince planlayıp uygulayan haçlı Müslümanı Müslümana ve hinduya kırdırmakla kalmıyor bir yanda da ekonomik ve kültürel savaşını sürdürüyor. Ekonomik savaşta en önemli iki yöntemi lükse alıştırmak ve Müslümanların üretimlerini yok etmek için entrikalar düzenlemek.

Bir önceki yazımızda bunlara değinmiştik…

Bulanık suyun dibinde bir de KÜLTÜR SAVAŞI var. Türk örf adet ve geleneklerinin, İslam ile sentezlenmiş mükemmel yapıdaki kültürü, dünyada bin yıldan fazla hüküm sürmüş, barış, kardeşlik ve Dünyaya mükemmel bir görsellik getirmiştir.

Bu kültür beraberinde, İslam Camiasında olgunluk, güç, kuvvet ve güçlü medeniyetler de oluşturmuştur.

Baş döndürücü bir hızla gelişen teknolojiyi de iyi kullanan haçlı, bu kültürü yok ederek başıboş bir kültürel yapı oluşmuştur.

Başını kapatmayı İslam sanan Müslüman kadını/kızı mahremlerinin teşhirinden çekinmeden arzı endam edebilmektedir. Toplum içinde fütursuzca kafa çekmek medeniyet, ana avrat sövmek özgürlük olmaya başlamıştır. Moda adına gittikçe daralan kıyafetler, anadan üryan iken görünen beden hatlarına üstelik daha da şehevi ilaveler yapacak biçime bürünmüştür.

Kadınımız cenneti ayakları altında taşıyan değil cehennemi urba olarak giyip üzerinde taşıyan haline gelmiştir.

Saygıdan öpüp başımıza koyduğumuz nimetlerin adı gâvurca, tadı gâvur damak tadında olmaya başlamıştır. Yolda karıma neden yan baktın ulan diye bıçağa, silaha sarılan düğünlerde dekolte giysili avradı ile göbek atmakta, sosyal medyada en özel fotoğrafları paylaşmakta hiçbir mahsur görmemektedir.

Dün 10 metre uzaktan bir yaş büyüğünü görüp de yol verip saygı ile eğilenler, bugün babasını bile dövmekte hatta daha kötüsünü de yapmaktadır.

Binilen otomobilin, oturulan evin, yaşanılan lüks yaşamın hangi helal para ile kazanıldığı değil, kaça mal olduğu ve bir emsalinin daha olmadığı önemli hale gelmiştir.

Kazancın onda dokuzu tefe, faiz, haraç, çalma çırpma, kitabına uydurarak üzerine çökme, siyaset başta olmak üzere çeşitli güçleri ele geçirip temin etme şekli ile kazanılmaya başlanmıştır.

Saygı ilime, bilime, olgunluğa, yaşa, kültüre ve kabiliyete değil mala mülke paraya ve çıkar elde edilebilmeye göre şekillenmektedir. Mevki/makamdan düşen ertesi gün çöplüğe atılmakta, ekonomik dara düşene de bir tekme daha vurulmaktadır.

Çeteler oluşmakta bunlar torbalarında bol miktarda iftira, isnat bulundurmakta, çıkarlarını elde etmek için bunları şeytandan beter taktiklerle kullanmaktadırlar. Bu çeteler resmi şirketlere dönüşüp bir de legal hale gelmektedir.

Vs…

Sayması bile yoruyor. Yaşaması ise tam bir işkence…

Neden bu hale geldik?

Haçlının bu savaşta kullandığı kültürel silahların etkisi ile…

O meşhur holivut filmleri ile… Televizyon dizileri ile.

O meşhur haçlı sapıklarının ürettikleri haçlı müzikleri, dansları ve yaşam tarzları ile.

İnternette bolca ve bedava servis edilen her türlü ahlaksız paylaşımlarla.

Çocuklarımıza büyük reklamlarla servis edilen ve temelinde kan, kin, intikam, çıplaklık, hile/hurda, soygun, çalma çırpma, ama ne yaparsan yap ve mutlaka kazan mantığındaki internet oyunları ile…

Temelinde TÜRK ün t si Müslümanın m si bulunmayan spor dalları ile…

Olumsuz bir örneği toplumdaki kötü niyetli kişileri kışkırtacak biçimde, örnek olacak detayları ile süsleyip haber diye servis eden Tv kanalları, renkli basın ile…

Açlık, yokluk, ezilmişlik edebiyatı yapan, toplumu düzene karşı kışkırtan, anarşistleştiren yazar, çizer ve fikir adamları ile…

Vs…

Peki bunları gavur oğlu gavurlar tırlara doldurup da mı getiriyor?

Elbette hayır… Haçlının içimize yerleştirdiği ve birçoğu da onlarda doktora mastır vs. eğitim yapmaya gidenlerden oluşan kültür ajanları ile. Bizler de onları gerekirse devletin tepesine getirmekte endişe bile duymadık…

Şarkılarımızı bozdular alay ettiler, türkülerimizi hor gösterip gençlerimizi soğuttular, kıyafetlerimizi çöpe attırıp moda manyaklığı ile beyinleri yıkadılar.

Filmlerde kürdü, lazı, hacı/hocayı çok kötü gösteren rollere yerleştirdiler, alay ettiler. Fuhşu, zinayı ve ahlaksızlığı teşvik ettiler.

Edebe karşı edepsizliği teşvik ettiler. Kıyafetlerimizi çöpe attırıp başımızı kapatıp kıçımızı açtırdılar.

Video, sinema ve internet filmlerindeki cinsel sapıklıkları sanat diye cilalayıp, namus kavramını yok ettiler. Fuhuş meslek, zina kişisel tercih, cinsi sapıklık kişisel hak ve hürriyetler kavramları arasına sokuldu.

Çekirdek aile kavramına özgürlük adı ile çomak sokup en temel eğitim kurumu olan aileyi çökerttiler. Kocalar karılanı döver, karılar kocalarını aldatır oldu. Aile içi şiddet öngördükleri gibi hayatın bir parçası oldu.

O meşhur filmleri sayesinde sokaklarda her gün adli olaylar vakayı adiyeden sayılmaya başlandı.

Yine mahalle baskısına son diye diye, kişilerin dostları komşuları tarafından oto kontrolünü yok ettiler.

Tarım kültürü yok edildi. Sanayi kültürü kapitalizmin acımasız çarklarında Devlet kontrolünden uzak un ufak oldu gitti.

Devlette olması gereken kültür ise külliyen yok oldu gitti…

Siyasi kültür mü? Öyle bir kavramın varlığı bile hiç hatırlanmadı ki…

Bir kitaba bile sığmayacak bir konuda bu kadarla bir şeyler anlatmaya çalıştık

Tüm bu konularda çok büyük umutlar beslediğimiz günümüz iktidarının uykuda olması ve hatta tam bir vurdumduymazlık ile neredeyse teşvikçi olması ise yüreğimizde bir hançer gibidir.

Özellikle yerelde olanlar bizi daha yakından ilgilendirdiği için üzüntümüz katlamaktadır…

Kültürünü yitirmiş bir toplum; ne ekonomik, ne askeri, ne politik, ne siyasi, ne de de stratejik mücadeleleri kazanamaz.  

Bizim kalemizin kapı anahtarı KÜLTÜRÜMÜZ idi. Çanakkale başta olmak üzere bizi esir olmaktan kurtaran, her askeri başarımızın altında imzası olan, üç kıtaya hükmetmemize vesile olan, Adriyatik’ten Çin Denizine kadar pırlantalar serpiştiren, onlarca yıldır yakılmasına rağmen bitmeyen yazılı hazineler bırakan şey KÜLTÜRÜMÜZDÜ…
Şu an kola, hamburger, vafıl, pizza, pop, top, streç don, telefon, rayban gözlük, markalı ayakkabı, kalbimizin üzerinde markası olan yahudi giysileri, başı türbanlı, göbeği açık, baldırı delik kot pantolon modası vb. binlerce tercihimize bedel olarak HAÇLININ elinde…

İçimizdeki kültür ajanları da sanatçı, artist, sanayici, tüccar, bürokrat ve hatta siyasetçi olarak bu anahtarı her kapıyı açmak için kullanıveriyorlar.

Bu kültür ajanlarına karşı toplumdan tepki beklemek de bir o kadar safdillik olur. Zira toplum afyonu yutalı yıllar oldu. Farkında bile değil. O zaman iş Devlet’e ve Devleti yönetenlere düşüyor.

 

Hasan ÖZÜNAL
Gazeteci - YAZAR

 
Kültür haçlı savaş terör millet tarih intikam
Bu Haber 6364 defa okunmuştur.
 
Yorum Ekleyin