Kokulu bir Hikayeden Kıssa
Alınır elbet bu kıssadan hisse…
Kokulu bir Hikayeden Kıssa…
Hoşgörü ve affınıza sığınarak biraz çirkin şeyler içeren,
ancak anlatımıyla fikri çok iyi kanıtlayan bir hikâye anlatmak isterim…
Önemli işi olan bir adam telaşlı bir biçimde ıssız bir
ormanda yürümektedir. Zamanı da fark etmemiştir. Bakmış ki hava kararıyor, kurt
ulumaları ve diğer vahşi hayvanların sesleri artıyor kendisine sığınacak bir
yer aramaya başlar.
Şanslıdır ilerde derme çatma bir ahşap kulübe gözüne çarpar.
Kapıyı çalar.
Kulübede bir keşiş münzevi bir şekilde yaşamaktadır.
Memnuniyetle misafirini içeriye alır. Sevinir. Misafirine
elindeki tüm yiyecekleri ikram eder, ocağa daha fala odun atar. Uzun zamandır
sakladığı yıllanmış şarabını bile çıkarır.
Keyiften biraz fazla içen keşiş sızar ve derin bir uykuya
dalar. Bu arada gece yarısı da olmuştur.
Misafirin büyük abdest ihtiyacı gelir. Sağa sola bakar
nafile. Minicik bir kulübedir. Uygun bir yer de yoktur. Kapı, arkasında büyük
kütüklerle desteklenmiş bir şekilde kapalıdır. Dışarıdan çok yakınlardan vahşi
hayvan sesleri gelmektedir. Dışarı çıkamaz. Pislik uğruna pisipisine gitmek işten
bile değildir.
Keşişi uyandırmaya çalışır ama nafile. Fena sızmıştır.
O arada keşişin şalvarının uçkuruna gözü takılır. Şalvar çok
ama çok boldur.
Usulca uçkurun bir ucunu çözer ve şalvarın bol kısmı boşa
çıkar.
Şalvarın boşa çıkan kısmına bir güzel fazlalıkları bırakır. Kulübeyi
kesif bir koku, adamı da bir pişmanlık ve mahcubiyet sarmıştır. Gözüne uyku
girmez, sabahı eder.
Gün ışır ışımaz da keşiş uyanmadan kaçar…
Gideceği yere ulaşır. İşlerini halleder ama pişmanlık içini
kemirmektedir. Bir haftadan uzun bir süre geçmiştir.
Aynı yoldan geri döner. Keşişe her şeyi anlatıp af dilemek
ister. Ne de olsa masum temiz ve iyi bir insandır.
Ama kulübeye yaklaştığında kulübenin etrafında bir kalabalık
vardır. Koşarak varır ve merakla sorar: “Ne oluyor burada?”
Birisi cevap verir: “Burada bir keşiş yaşardı. Bu sabah ona
erzak getiren çobanlar ölüsünü bulmuşlar. Onu defnedeceğiz”
Adam saf saf söylenir “Daha 8-10 gün önce buradan geçtim
sağlıklı ve sapasağlam idi”
Adam cevap verir: “Evet, ne olduysa zaten son 10 gün içinde
oldu. Adamcağız –Ben donum duruken donumla şalvarımın arasına nasıl ettim- diye
diye tırtlattı, kafayı yedi ve öldü gitti…
Bizim saf temiz ve muhterem bildiğimiz beyefendilerin
şalvarına da birileri ediyor. Alıyor ortalığı bir koku. Etraftan bu işi
bilenler ikaz etmeye kalktı mı bu sefer suç bastırmak için başlıyorlar feryada,
iftiraya, saldırıya, çirkefliğe, paralelcilerden bile medet umacak yaklaşımlara…
O kokuya dayanamayanlar onu tepikleyip kovalıyorlar, kendisi
de bu haltları nasıl ettim diye diye perişan oluyor.
Hu… Altınız kokuyor… Hem de kendi herzeniz de değil.
Sizi mevki ve makam şarabını fazla kaçırıp da meyhoş
oldunuz. Rehavet bastı… Okkalı bir ser hoşluk (ser=baş, kafa, hoş=iyi güzel)
halindesiniz. Donunuz dururken şalvarınızla donunuz arasına birileri etti.
Cümle âlem de biliyor.
Bu koku sade sizi ve çevrenizi değil tüm insanlığı kokutuyor…
Ukalalığa gerek yok!!!
Zararını da cümle alem çekiyor…
Alınır elbet bu kıssadan hisse…









