Bir Değere Sahip Çıkmak Yaşatmakla Olur
O güzellikler, Cumhuriyete, Bayrağa ve Mustafa Kemal Atatürk'e çok daha fazla yakışıyor.
Cumhuriyete sahip çıkmayan kalmadı.
Kendisini bir şeyler söylemek zorunda hissedenler bas bas
Cumhuriyet sloganı atmaya, Mustafa Kemal’in Askeri olduğunu ilan etmeye
başladı.
İktidar için projeleri, fikirleri ve hele hele Anadolu
insanına anlatacak bir şeyleri olmayanlar en entelinden edalarla Ata’ya,
Bayrağa, Cumhuriyet’e mersiyeler düzmeye başladı.
Daha dün “Halkların özgürlüğü, Emperyalist düzen kahrolsun,
Doğudaki faşist baskılar son bulsun, Halkların kardeşliği vb.” yaygaraları ile
molotof atanlar, bu gün ana dilini konuşan insanların hakları verilmeye
başlayınca Ata, Cumhuriyet ve Bayrak temalarına sığınarak aynı molotofları
atıyorlar.
Daha dün geri kalmışlığın nedenini gericilikte bulanlar, bu
gün çağ atlayan Türkiye’yi görmezden gelip, Türkiye’nin Dünyada geldiği aşamaları
fark etmeden hala gericilik, irtica yaygaraları koparmaya devam ediyorlar.
Bir değere sahip çıkmak için önce o değeri yaşatmak gerek.
Bayrağa sahip çıkıyorsanız, bayrağın dalgalandığı toprakları
mamur edeceksiniz.
Cumhuriyete sahip çıkıyorsanız, halkın refahını ve
özgürlüğünü arttıracaksınız.
Mustafa Kemal Atatürk’e sahip çıkıyorsanız O’nun bıraktığı
yerden kalkınmayı sürdüreceksiniz.
Adana’dan çıkıp Samsuna kadar en çağdaş ulaşım araçları ile
kaymak gibi duble yollarda gidebileceksiniz.
Her evin önüne bir otomobil park edecek ekonomiyi
sağlayacaksınız.
Yerin 60 metre altından iki kıtayı birbirine
bağlayacaksınız.
Evde başı ağrıyan bir hastanın en lüks telefonlarla Acil
Servisi arayıp donanımlı hastanelerde tepeden tırnağa muayene ve tedavi
olmasını sağlayabileceksiniz.
Binlerce kilometre uzaktan gelen doğal gaz ile kışın sıcacık
evlerde keyif sürülmesini sağlayacaksınız.
Demir ağlarla örüldü şarkısını söylemek yerine, o demir
ağlara yenilerini ekleyip, üzerine çağdaş katarlar koyup, insanlarınıza uçak
konforunda seyahat hakkı vereceksiniz.
Eğitimi yüzde yüz insana ulaştırıp, kalitesini çağdaş
seviyelere getirebileceksiniz.
Atatürk gibi bir Dünya devinin 6 Bin kişi ile portresini
yapmak ne kadar güzel ve anlamlı. Ancak O portrenin yapıldığı şehirlerin
sokaklarına kaldırım, asfalt, kanalizasyon, içme suyu, kimsenin artık tenezzül
bile etmediği telefon hatları, bir dakika kesilse kıyamet koptu sanılacak
elektrik hatları, çağdaş şehir görünümünde sokaklar, caddeler, köprüler ve
alt geçitler yapacaksınız. Yapacaksınız ki O Dünya Devi’nin portresi o
şehirlere yakışsın.
Boşa akan bir nehir üzerine uygun planlamalarla barajlar
inşa edip, hem dışarıdan elektrik alınmasını engelleyecek hem de binlerce hektar
alanın sulanmasını sağlayacaksınız. Bu sayede binlerce insan iş, aş sahibi
olabilecek. Böylece O Al Bayrağımızın şerefi ile gölgelenen topraklar kurak ve
mahzun kalmayacak.
Hazımsızlığın son kertesi olan Taksim olaylarında olduğu
gibi yakan, yıkan, tahrip ve tahrik eden, küfür eden, çırılçıplak soyunan, beş
paralık alkolü bedava alıp da o sarhoşlukla tüm güzel değerlerinden soyutlanan
gençler yerine, adam gibi adamların yetişmesi için sistemler kurup “İşte
Mustafa Kemal’in hedeflediği muasır medeniyetler seviyesine bizleri taşıyacak
gençler” diyebilmelisiniz.
Tüm bunları yaparken de; başım sıkışırsa kışladan orduyu
çıkarır icabına bakarım mantığında değil, halkımı dinlerim o ne istiyorsa o
doğrultuda hareket ederim mantığında olacaksınız.
Cumhuriyete sahip çıkmak adına Cumhuriyet Bayramları da
dahil olmak üzere her fırsatta, küfürlü sloganların atıldığı alternatif
kutlamalar düzenleyip, Devletin düzenlediği törenleri ve Devleti hiçe
saymayacaksınız. Bu bile başlı başına Cumhuriyete bir hakaret ve faşistçe bir
yaklaşımdır.
Mevcut Cumhuriyet yasaları içinde demokratik yöntemlerle
iktidar olmuş ve rekor seviyede oylarla iktidar olmuş bir yönetime karşı
muhalefetinizi demokratik usullerle değil de faşist be baskıcı yöntemlerle,
yakarak, yıkarak ve havai fişek yerine molotoflar atarak göstermeyeceksiniz. Bu
bile başlı başına bir Cumhuriyet anlayışı yanlışıdır. Bu antidemokratik ve
hatta ahlak dışı eylemlerde, şehit kanlarından renk alan Al Bayrağımızı
aşağılarcasına alet etmeyeceksiniz.
Mustafa Kemal Atatürk gibi bir devin adını her fırsatta
sakız edip O’nun askeri olduğunu sloganlaştıranlara “Atatürk'ün ekonomik,
siyasi, uluslararası, askeri vb. Konulardaki fikir düşünce ve uygulamalarını”
sorduğunuzda aldığınız tek cevap “Memleket Atatürk düşmanları ile doldu”
oluyorsa bu işte bir gariplik var demektir.
O Atatürk düşmanlığı ile itham edilenler bu memlekette her
yılda bir 10 yıllık kalkınma gerçekleştirdiler. Demokrasi adına, toplum ve
halkların özgürlüğü adına devrim niteliğinde kararlara imza attılar. Memleketi
bir şantiyeye çevirdiler. Hortumcu, vurguncu, soygunculara fırsat vermediler.
Darbecilere Halk’ın kararlarına saygı duymayı öğrettiler. TSK nın bu ülkenin
temel direği ve bu memleketin çocuklarının oluşturduğu en üst düzeyde bir güç
olduğunu ve hizmeti de Halk adına Halka yapmalarını öğrettiler.
Devletin güvenlik güçlerine küfür edildiği anlarda bile
metanetlerini ve sağduyularını kullanırken, uç fikirlerin ifade edilmesine
karşı hoşgörülerini ortaya koydular.
İnançlarının gereğini yerine getirirken karşılaştıkları
acımasız ve insanlık dışı muamelelere karşı bile hak arayışlarını demokratik
nizam içinde yaptılar.
Din özgürlüğünün sadece yönetenlerin özgürlüğü olmadığını,
her inanca mensup insanların da inanç özgürlüklerini insanca yaşamaları için
düzenlemeleri gündeme getirdiler.
Ana dilin sadece yönetenlerin ana dili değil bu topraklarda
yaşayan her vatandaşın da kendi ana dili olabileceği, kendi ana dilimize saygı
gösterilmesini istediğimiz kadar diğer insanaların da ana diline saygı
gösterilmesi konusunda düzenlemeler getirdiler. Resmi Dilimizin Türkçe olarak tavizsiz korunmasını ve saygı görmesini sağladılar.
Bunu yapmak için de Anadolu'nun ta bağrında toprağı işleyip,
gerçeklerini bire bir yaşayıp, Dünya gerçekleri ile yoğrulmak gerekir.
Ütopik fikirler ve sloganlarla yetişmiş bir nesil asla bunları
yapamaz. Bu ülkenin yönetimi onlarca yıl bu ülkede yaşayanların değil 1850
lerde bu ülkeyi parsellemiş ve işgal etmişlerin elinde kaldı. Ne zaman ki bu
toprakların insanları bunun farkına vardı ve kendisini yetiştirdi bu Ülke’de
güzel bir şeyler olmaya başladı.
O güzellikler, Cumhuriyete, Bayrağa ve Mustafa Kemal
Atatürk'e çok daha fazla yakışıyor.
Bu güzellikleri ortaya koyanlar da gerçekten Cumhuriyete
Bayrağa sahip çıkarak Mustafa Kemal’in izinden gidenlerdir. Bu değişiklikleri
sağlamaya başlayanlar bu ülkede gerçek devrimcilerdir. Saygı görmediği halde
saygı gösterenler gerçek demokratlardır.
Slogancılıktan ve kavram kargaşasından artık vazgeçilmesi
gerekiyor...









