Rahatı Kaçan Basın
Sayın Atalay nedir bu olanlar. Siz durup dururken neden geldiniz Karamana? Üstelik gelir gelmez sanki sittin senedir bu şehirde yaşıyor ve elli yıllık medya mensubu havalarında tutup bir sürü şey konuşuyorsunuz.
Sayın Atalay
nedir bu olanlar. Siz durup dururken neden geldiniz Karamana?
Üstelik
gelir gelmez sanki sittin senedir bu şehirde yaşıyor ve elli yıllık medya
mensubu havalarında tutup bir sürü şey konuşuyorsunuz.
Yok "Daha iyi bir ürün sunabilmek için de daha
iyi bir matbaa, daha güzel bir kağıt, daha iyi sayfa çizebilen operatörler,
sekreterler, daha iyi manşet haber verebilecek muhabirlerle el ele kol kola
çalışmak gerekiyor" muş da…
Yok Bunların çoğalabilmesi için merkez medyanın
pastasından veya yeni doğacak pastalardan da pay alabilmeniz için hem yazılı
basının hem televizyonlarımızın hem de internet medyamızın, radyolarımızın daha
iyi kaynaklara kavuşması için kendimizi geliştirmemiz lazım. Daha iyi bir ürün
sunabilmek için de daha iyi bir matbaa, daha güzel bir kağıt, daha iyi sayfa
çizebilen operatörler, sekreterler, daha iyi manşet haber verebilecek
muhabirlerle el ele kol kola çalışmak gerekiyor. Eleman sıkıntısı çektiğinizi
söylemiştiniz sanıyorum. Hamle yaptığınızda Türkiye’nin dört bir yanından o
elemanları toparlayabileceksiniz” muş da…
Biz bir
altın madeninin üstünde dişleri dökük, sırma saçlı kel kafası, ahu gözleri ile
kör, dalyan boylu kambur hatunumuzla, çerden çöpten kulübemiz, tenceresinde
pişirip kapağında yediğimiz bulgur aşımızla, iki keçi, bir danalı ineğimizle
masal deryasında yaşayıp gidiyorduk.
Her 15
yaşını geçen gencin içindeki gazeteci olma hevesini körükleyip, sigortasız, tek
aylarda yarım maaş verip çift aylarda dürüm ekmekle besleyip, cep telefonları
ile fotoğraf çekip, kopyala yapıştır yöntemi ile haberler üretip, aslanlar gibi
şaheser döküntü medyalar üretip gidiyorduk.
Para
kazanabileceğimiz yerlere önce en kallavisinden sıfır asit sızma yağlar çekip,
reklamı alamaz isek abanın altındaki sopayı gösterip, almaktan ümidi kesince de
kılıcı kamayı çekip liğme liğme doğrayıp çöpe atıp mesleğimizi icra ediyorduk.
On binlerce
kişiye ulaşan internet medyaları, o sizin destek olsun diye dağıttığınız “resmi
ilan” pastasının kokusunu dahi alamazken, uyduruk makinelerde birkaç gazetemsi, mevkutemsi, bültenimsi bir şeyler üretip, toplamda
elli-yüz kişiye ulaşmayan ilanlarınızla, sizden aldığımız mangırları başka
mecralarda bir güzel eziyorduk. Siz yerel basın güçlensin, daha iyi
makinelerde, daha yeni teknolojilerle daha kalifiye elemanlarla, daha bilinçli
ve çağdaş bir gazetecilik yapın diye hayaller kurarken biz o paraları çok daha
verimsiz ve cukkalı işlerde kullanıp işimize bakıyorduk.
Bir küçük
ilde 3-5 (veya bilmem ki kaç oldu) dernekler oluşturup yaldızlı cakalı,
fiyakalı BAŞKAN lıklara oturup sıfatlar kazanıyor, o kurumlarla ilgili tek bir
faaliyet yapmak şöyle dursun, bazen varlıklarını bile unutuyorduk.
Bu kadar
kuruluş varken size bir birfing verdik mi? Karaman’da yazılı, görsel ve dijital
medyanın sorunlarını içeren bir dosya takdim ettik mi? Etmeyiz… Öyle bir
sorunumuz ve derdimiz de yok zaten.
Son otuz
yılda bu mesleğe girip de “ben gazeteciyim” diyen ve bu gün bu mesleği
yapmayanların sayısı bir büyük kasaba eder. Bundan daha üretken bir ortamı
nerede bulabilirisiniz ki.
Üstelik biz
fotoğraf yayınlarken olaya bakmayız. Olayla ilgisi olmasa da amirimiz,
patronumuz, büyüğümüz, işimizi görecek birisinin fotoğrafını koyar, haber
metnini de bilmece gibi yazarız. Öyle üç-beş okumada anlarsanız dâhisiniz
demektir. Böylelikle halkımızın beyin jimnastiği yapmasına yardımcı olur,
zihinlerini açarız. Örneğin sizin Karamana geliş haberinizi yapar ama adınızı
değil sadece soyadınızı yazarız ki insanlar araştırmayı öğrensin…
Biz hiç kavga
dövüş etmeyiz. Sadece birbirimizin arkasından konuşur, kuyusunu kazar, onu yok
etmek için senaryolar kurar ve bir güzel uygularız. Bir dakika önce elini
ayağını öper sonra gider, kapalı kapılar arkasında onu şikâyet eder, onunla
ilgili iftiralar sıralarız. Kendi beceremediğimiz işleri yaptırdığımız insanı
bile beceriksiz, kabiliyetsiz yaftası ile şikâyet eder, ayağını kaydırıp yerine
oturmayı planlarız.
Bu işlerden
anlayan birsini bulduk mu, onun içinde bulunduğu çaresizlikleri kullanır,
değerlendirir ve sayesinde Vali, Belediye Başkanı, İl Genel Meclisini, Rektör
ve hatta milletvekili ve Bakanları “AYARLAR” işimiz bitince de bizzat bu
adamlarla arasını açmak için her türlü Bizans oyununu ve taktiği kullanırız.
Bu
memlekette bir cümle yazmamış asırlık “GAZETECİ!” ler vardır. Devletin memuru
olup da Mülki İdarenin en yüksek kademesi olan Valisinin karşısında bacak bacak
üstüne atıp “GAZETECi!” havası basanlar vardır. Tüm kazanımlarını, elindeki
gücü, tahrik, tehdit ve şantajlarla kazanmış, ahlaki zafiyetlerini bile
“GAZETECİ! lik ve “BAŞKAN!” lıklarla kamufle eden “ADAM!” lar vardır.
Kurumlardaki
basın bürolarımız tam bir komplekstir. Şerrinden korktukları bir ABİ nin günde
3-5 haberini servis ederler. Metinler muammadır. Yapılması gereken haberleri ve
kurumla ilgili bilgileri sır gibi saklar topluma masal ve ninnilerle büyük
hizmetler veririz.
Ben bu işin
virtüözüyüm diyenlerin ana sayfalarında bir ABİ ye kıyak yapmak için o ABİ nin3
haberi birden yer alır. Bu tarz bir yaklaşımın “kör gözüm kör parmağıma” tavrı
ABİYİ yıprattığını veya kendi yalakalığımızı ele verdiğini düşünmek bizce
densizliktir.
Şimdi işi
gücü bırakmış taaa Ankaralardan kalkmış gelmiş rahatımızı bozuyorsunuz. Bizim
dalgamıza taş atıyorsunuz. Etmeyin… Şimdi kim kalkacak da bu dediklerinizi
yapıp da ortaya güzel bir şeyler koyacak da bu Ülke, bu Karaman, bu Karaman
Basını kalkınacak.
Sayın Mehmet
Atalay. Hoş geldiniz safalar getirdiniz de kafamızı karıştırıp rahatımızı
kaçırdınız. Tıpkı Dikmen bağlarındaki erik ağacının* AŞK ı tanıyıp da huzurunun
kaçtığı gibi.
Gerek var mıydı?
*
Ona bir
kitap vereceğim
Rahatını
kaçırmak için
Bir
öğrenegörsün aşkı
Ağacı o
vakit seyredin









