ELDE İNSAF VE DE VİCDAN…

Her işin başı vicdan. Gelen görevini hakkaniyetle ve Allah Rızası ve Kul Hakkı prensiplerine göre yapar, kazancının helal olması hedefini koyarsa sorun yok. Ama sözle bunları papağan gibi tekrar eder durur da karakter zafiyetinden dolayı da “Küççük dağları ben yarattım, bakın ben oldum” havalarına girerse, etrafında kendisine değil de makamının hatırını güdenlere aldandığı sürece ziyandadır.

30 Temmuz 2013 00:02

ELDE İNSAF VE DE VİCDAN…

 

Anadolu’nun tam ortalarında bir yerleşim birimi iseniz, sorunlarınız çok faklıdır. Üstelik bir de kuraklık, aşırı sıcak, aşırı soğuk ve şiddetli donların etkilediği bir coğrafya da iseniz hayat mücadeleniz daha da ağırdır.

Benim abam aşağıda olmayacak fikri ile bu memleketlere öylesine mersiyeler düzülür ki sanırsınız dünya cenneti. Ama aslında Akdeniz iklimindeki, ege bölgesindeki, Karadeniz yöresindeki iklim ve tabiat harikalarının yanında birkaç kara taşı ve yanık tenli insanını da güzel gören gözler vardır elbet.

Bu vahşi batı filmlerindeki yuvarlanan çalıların olduğu kasabaları andıran bölgelere bir yönetici geldi mi de işte o havayı seyretmelisiniz. Selamsız kasabasının halkı gibi meraklı ve yaranmaya, yalamaya, yağlamaya hazır zevat seferber olur. Tayin emrini ilk duyduğunda kesin bir kem söz eden potansiyel kral adayı da “akıbet kaçınılmaz, bari keyfini sürelim” kabilinden rolünü oynamaya başlar. En güzel kıvırma figürlerini de o gösterir.

Gelen spordansa ne kadar sporla ilgili kimse, beden hocası, gelen sağlıkçı ise özel-resmi tüm sağlıkçılar, o sektörden nemalanan işadamı var ise, gelen tapucu ise emlakçisi, eğitimci ise hocası talebesi, seferber olur. Hatta müftü ise öbür tarafta köşe başı arsa almak isteyen eski içici, vurucu kırıcı, çalıcı çırpıcı, bostan bozguncuları başta olmak üzere pek çok zerzevat da seferber bile oluverir. Bir de müftü bunların halini sezer de sırtlarına binip onlara bir deeeh derse. Seyreyle sen kepazeliği.

Her işin başı vicdan. Gelen görevini hakkaniyetle ve Allah Rızası ve Kul Hakkı prensiplerine göre yapar, kazancının helal olması hedefini koyarsa sorun yok. Ama sözle bunları papağan gibi tekrar eder durur da karakter zafiyetinden dolayı da “Küççük dağları ben yarattım, bakın ben oldum” havalarına girerse, etrafında kendisine değil de makamının hatırını güdenlere aldandığı sürece ziyandadır.

İşte o zaman yediği haram, çoluk çocuğuna yedirdiği haram olur. Kendisinden hizmet bekleyen insanların hakkı üzerinde kalır vs.

Çok biliriz, 3 kazı güdemezken, yolda yürümekten aciz iken, toplum birisine sahip çıkar. Bir gün de gelir boşalan bir makama itekleyiverirler. Aman Allah’ım o da ne? Bir zamanlar ona omuz verip yerden kaldıranlar da dâhil 3 Kulhü bir Elhamsız yanına yaklaşılmaz. Önceleri haram olan - iş gereği, yasak olan - maiyet kullanılarak araziye uydurulmaktadır. Kırk tarikat şeyhinden görkemli havalar birden biter ve bu dünyadan başka bir âlem kalmayıverir.

Bu kırsalın tozdan topraktan, taştan kayadan oluşan coğrafyası ve bu coğrafyada yaşayan insanları hep bunlarla mı karşılaşır?

Elbette hayır… Yüzdelikleri bile çok çok azdır. Karaman gibi övmekle bitirilmeyecek bir kocaman İle çok azdır bu tür gelenler.

Biz de gelenler çoğunlukla: 50 yıllık hısım akrabayı birbirine düşüren, yalanı tığ üzerinde durduran, temsil ettiği dinin tüm vecibelerine aykırı davranan, berduş müftüler olmuyor.

Olmasın da, öylesi kötüdür…

Buraya gelir gelmez kendisinin pabucunu en fazla yalayan, kendisine en fazla yalakalığı yapan, bu memleketi 30 yıldır çorba gibi karıştıranların emrine girip tetikçisi olmayan eğitimciler olmuyor.

Olmasın da, öylesi kötüdür…

Her adımında “ne idim, ne oldum, ne olacağım, akıbet mizan, yüce divan” diye tesbihat yapmayan, “ben, kral, imparator değilim. Üstelik çok büyük vebal taşıyan bir hizmetkârım” demeyen sporcular olmuyor.

Olmasın da, öylesi kötüdür…

 30 sene önce bu memlekete geldiğinde süt dökmüş kedi misali sağa sola sırnaşıp, yer ve zemin bulduğunda dalgalanıp sonra durulan, her düştüğünde bu memleketin ekabiri tarafından ardında durulan, gün gelip de can emanet edilen adam oluverince kendisini bir yıldırımla can veren (haşa) sanan sağlıkçılar olmuyor.

Olmasın da, öylesi kötüdür…

İçinin pisliği suretine nakşolmuş, bir kahramanın inayeti ile yanında sebeplenen, havası ile sanço panço olduğunu sanan, gargamel  kılıklı özel kalem müdürleri Karaman topraklarına gelmiyor.

Gelmesin de, öylesi kötüdür…

Bakarken ufuk çizgisi merkezli, alttan sıfır üstten 180 derece açı ile bakan üst düzeyin en üst düzeyinde yöneticiler Karamana gelmiyor. Öyle baksalar kılavuzlarının ne mal, yaptıklarının hayal yaşardıklarının serap hizmetlerinin harap olduğunu göremezlerdi.  Karaman çok şanslı.

Gelselerdi çok kötü olurdu. Adam gibi adamlar, onlardan uzaklaşır, gördükleri yerde yol değiştirirlerdi. Yalaka taifesi de günde 3 vakit pabuç yalayıp arkasından pis pis konuşmak zorunda kalırdı. Onlar da bu halleri azıcık sezer, pişkinliğe vursalar da içlerinde bir gram kaldı ise vicdanları sızlardı.

İyi ki böyleleri yok bu Karaman’da… ?

Çok şanslıyız çok. Yaşasınnn.

Ancak Bukadar Olur Vesselam…

 
toplum hoşgörü ahlak sistem düzen
Bu Haber 2002 defa okunmuştur.
 
Yorum Ekleyin