YÜZ, YÜZ DAHA KAÇ EDER?

Cumhuriyet, demokrasi, özgürlük, etnik köken, milliyetçilik, kuvvetler ayrılığı, kuvvetler birliği, yasama gücü, fikir özgürlüğü, ifade özgürlüğü, güvenlik gücü, komşu ülke ilişkileri, idari yapı, iktidar olma, iktidarı yıkma, gibi kavramlar artık kişilere göre farklı anlamlar ifade etmeye başladı. O kişiler de 20-30 yıl önceki saflarda değiller artık. Nerdeyse tam tersi kanatlara geçtiler.

24 Mart 2013 00:00

                İki kafadar arkadaş vardır. Çalışmayı hiç sevmezler. Beleş için de her yönü denerler, kolay kazanç için yapmayacakları da yoktur. Adliye yakınlarını mesken tutarlar. Şahit arayan herkese profesyonel şahit olurlar. Hani denir ya 2 şahit bir adamı astırır. Bunlarda öyle. Parayı basan bunları öğütler. Bunlar da hâkim huzurunda bülbül gibi şakırlar.

                 Bir gün bunların yanına şehrin bir işadamı yanaşır. “Yahu arkadaşlar falanca kişi ile bir alacak verecek davam var. Gelin bir şahitlik yapın da kurtarın beni” der. Dava konusu hakkında hiçbir bilgisi olmayan adamlardan birisi müşterisinin gözüne girmek için atılır. “Aha vermedi mi o adam senin paranı yahu utanmaz adam ne karda uzun zaman oldu.” Müşteri afallar. “Dur be borçlu olan benim.” Pişkinlik şiarı olan yalancı şahit atılır. “Yanlış anladın abi, ben dedim ki kaç sefer ödeyeceksin o parayı daha öce den de ödemiştin anlamında söyledim.”

                Siyasi tartışmalar her devrin, her meclisin, her ortamın konularıdır. Yıllardır yapılır. Herkes fikirlerini ortaya koyar. Bu fikirler genellikle ait olunan siyasi partinin, liderin ve yelpazenin kanadına uygun görüşleridir.

                Şu günler hayretler içinde yeni tartışmaları izliyoruz. Fıkradaki adamın pişkinliğini gösterenlere de hayretler içinde gülüyoruz. Dün söylediklerine karşı çıkanlara, “emperyalizmin faşist uşakları” diye saldıranlar, bu gün o savundukları fikirlerin çok güzel uygulamalarını başkaları yapınca feryat figan karşı çıkabiliyorlar.

                Daha dün “Moskova’nın Pekin’in satılmış uşakları” diye nitelendirdikleri kişilerin fikirlerini bu gün kendileri savunabiliyorlar.

                Cumhuriyet, demokrasi, özgürlük, etnik köken, milliyetçilik, kuvvetler ayrılığı, kuvvetler birliği, yasama gücü, fikir özgürlüğü, ifade özgürlüğü, güvenlik gücü, komşu ülke ilişkileri, idari yapı, iktidar olma, iktidarı yıkma,  gibi kavramlar artık kişilere göre farklı anlamlar ifade etmeye başladı. O kişiler de 20-30 yıl önceki saflarda değiller artık. Nerdeyse tam tersi kanatlara geçtiler.

                Rahmetli Özal, Rahmetli Türkeş, Rahmetli Erbakan, Rahmetli Ecevit, Rahmetli Yazıcıoğlu ve diğerleri bu memleketin değerleri idi.

Sevelim, sevmeyelim, beğenelim beğenmeyelim, fikirlerine inanalım inanmayalım, uygulamalarına olur verelim vermeyelim, bu memleketin değerleri idi. Bu memleketi yönetirken veya muhalefette iken değerlere sahip çıkabiliyorlardı.

Bu gün de memleketimizin siyasetinde söz sahibi olanlara hak ettikleri değerleri vermeliyiz. Fikirlerine katılmasak bile, çok yanlış bulsak bile hepimiz aynı gemi içinde seyahat eden yolcularız. Birbirimize düşerek, yıpratarak, saldırarak içinde bulunduğumuz gemiye zarar veririz.

Geçmişte yukarda saydığımız liderlerden hepsi, muhalefette oldukları dönemde yapılan olumlu şeyler karşısında takdir duygularını ortaya koyarlardı. En azından sükut gösterir ikrarlarını belirtirlerdi. Olumsuzluklar karşısında eleştirileri bilinçli, seviyeli ve yol gösterici nitelikte olurdu. Taraftarlarının nabzını iyi tutar, taşkınlık ve sapkınlıklara asla izin vermezlerdi.

Sık sık önlerine set çekilip, yollarına kayalar atıldığı zamanlarda birbirlerini satmak yerine memleket menfaatlerinde bir araya gelebilirlerdi. Emperyalistlerin tuzaklarına karşı birbirlerini ikaz eder yardımcı olurlardı. Yıkmak yerine yapmak yönünde tercihlerini koyarlardı.

Bu ülke, fikirlerin çizgi dışında savunulmasından, diyalog ortamının yok edilmesinden, kardeşin kardeşe düşman edilmesinden çok çekti.

Bir siyasi fikir lehine taraf koymuş birisi, sırf “tarafım burası, bu tarafta olmaktan dolayı karşı tarafın tüm savlarına karşı çıkmam gerek” mantığı ile bir şeyler söylemeye kalkarsa bu yalancı şahitliktir. Bir konuda yalancı şahitlik için bile bir laf söyleyeceksek yalancı şahitlerin yaptığı gibi ikiyüzlü değil, en azından konu hakkında yeterli bilgiye sahip olup konuşmak gerekir.

Ama çok daha güzeli bilmediğimiz konularda ahkâm kesip, yalancı şahitlik yapmamak lazımdır.

Ders olmalıdır…

 

 
siyaset lider fikir
Bu Haber 1687 defa okunmuştur.
 
 
Yorum Ekleyin