Uyanıverip Görseler
Uykudur ölüm aslında. Fani bir uykudur inanan için. Fani
dünya görevinden sonra, bedenlerin silinip ruhların bir fani uykusudur.
Uyuyanlar için “Bu günleri görseydi” derler ya hani...
Bu coğrafyada yaşamış ünlü şahsiyetler uyanıverip de bu
günkü durumları bir görseler.
Süleyman Şah uyanıverip de Rumeli’ye geçerken yaşadığı
güçlükleri bir görse. İki köprüden sonra 3. sünün inşa edildiğini, denizin
altından bir kaç dakikada karşıya geçiliverdiğini. Abdülhamit Han Hazretleri de
o günlerde kağıt üzerinde gerçekleşen hayalinin boğazda uygulandığını
görüverse.
Bir kutlu Fethi gerçekleştiren Fatih Sultan Mehmet Han,15
milyona yaklaşan nüfusu ile baş döndüren bir hayat yaşayan İstanbulunu bir
görse. Evrensel azgınlıların, pisliklerin bile yüzünü kızartacak ve adına
medeniyet denilen uygulamaları bir görse. Kapısı açık ama ibadete kapalı Ayasofya’yı,,
içki alemleri yapılan vakıf eserlerini, meydanlarında hükümeti yıkmak adına
devlete savaş açan şaşkınları, bir gedik açabilmek için canlarını feda ettiği
surların kullanım amaçlarını görse.
Muhteşem Kanuni seferlerden fırsat bulup, fani ömrünün çok az bir kısmını yaşadığı
saraylarının hangi entrikalarla ve insanlık dışı çarpıtılmış olaylarla
insanlara tanıtıldığını bir görse.
Dünyanın en örgütlü siyasi ve iktisadi güçleri ile devasa
bir mücadele veren, içeride de Batının ilk satın aldığı ve günümüzde sayıları
pek çoğalan bedhahlarla mücadele etmeyi başaran Abdülhamit Han Hazretleri bir
görse.
Çanakkale’de savaşarak değil, ölerek dünyayı dize getiren
şehitlerimiz, komutanlarımız, bugün korudukları değerlerin ne hale geldiğini
bir görse.
Milletinden aldığı büyük destekle, Dünyaya başkomutanlık ve
Kurtuluş Savaşı örneği veren Mustafa Kemal Atatürk, bu gün çabalarının ne hale geldiğini
bir görse. Bir görse sabahtan akşama adının arkasına sığınarak pirim yapmak
isteyenleri. Bir görse kendisi hakkında adından başka hiç bir bilgisi
olmayanların, O Adı bir sığınma ve karşı fikirlere saldırı olarak
kullandıklarını bir görse. Bir görse “Kemalistsiz, Atatürk’ün askerleriyiz, Atam
izindeyiz” diyenlerin aslında Kendisi hakkında tek kelimelik kültüre sahip
olmadıklarını. Koruma kanunları ve her türlü dayatmalarla gerekli gereksiz
Adının kullanılarak bir anlamda bıkkınlık ve hatta allerji oluşmasına sebep
olunduğunu. Harf inkılâbının zararlarının on yıllar sonra bile artarak devam
ettiğini, halifeliğin kaldırılmasının milyarlarca İslam nüfusunu batının ve Hıristiyanların
kuklası haline dönüştürdüğünü bir görse. Laikliğin bir saygı unsuru olmaktan
çıkıp dine ve dindarlar bir saldırı aracı haline döndüğünü, hatta zaman zaman
içki, fuhuş gibi kavramların bile savunulmasında kullanıldığını bir görse.
Ortanın solu deyip tek parti olarak siyasi imparatorluk
kuran İsmet İnönü ortada durmayan ve ön düzeni bozuk araba gibi solun da soluna
kayan bir siyasi yapı oluştuğunu, artık Türkiye’de SOL kavramının tüm
bilimselliği bir kenara bırakarak, laiklik zırhı içinde ateizme dönüşmekle de
kalmayıp, dine, inançlara ve maneviyata saldırı haline geldiğini bir görse.
80 öncesi “halklara özgürlük, tam bağımsızlık” diye diye,
ölen öldürülenlerin arkadaşlarının, bu gün anadilde eğitim, anadilde yayın gibi
insan haklarının temelinde yer alan uygulamalara nasıl karşı çıktıklarını, bu
uygulamalara düşman olduklarını bir görseler.
Bülent Ecevit temeli olan bir siyaset uygulayacağım diye
aslında temel atmadan oluşturduğu bir SOL siyasetin bugün nasıl 40 parça ve
omurgasız kaldığını, Devletin selameti için her fikirle her tür diyalogu
sağlamayı örnek gösterdiği talebelerini bugün sabahtan akşama kavga etmekten,
diyalog çağrılarına cevap veremediğini, siyasette saldırı, karalama, aşağılama
yerine fikirleri ve projeleri anlatma söylemleri ile örnek olduğu CHP nin
yıllardır saldırmak, suçlamak, aşağılamak, kavga aramaktan başka bir iş
yapmadığını, siyasi vaatleri ve projeleri unuttuğunu, temeli burjuvaziye karşı
olan SOL’un bugün kapitalistlerin, ağa babaların, toplumun en zengin kastını
oluşturanların elinde bir çıkar aracı olduğunu ve pek çok CHP örgütünde tek bir
proleterin bile olmadığını, bir görse.
“Ben Müslümanım” demekten korkulduğu bir devirde, kelleyi
koltuğa alıp da ortaya çıkan Necmettin Erbakan, bu gün kelle koyduğu o davanın,
köşe dönmeye, çıkar sağlamaya, adam harcamaya veya kullanmaya alet edildiğini
bir görse. Tek başına iktidara gelebilecek siyasi hareketinin yüzde bir kaçlara
düştüğünü, insanların inançları doğrultusunda yaşama özgürlüğünü
gerçekleştirenlere karşı, Erbakan adını kullanarak saldıranları, Onun kurduğu
partinin devamı olan partiye üye olmayanların müslüman bile sayılmadığını,
yıllarca canla başla kavgasını verdiği başörtünün mini etekle giyildiğini,
düğünlerde başörtüsü ile kıvırta kıvırta dans edildiğini, büyük bir
kararlılıkla savunulan Kıbrıs’ın siyasi olarak hala çözülmediğini,
etrafımızdaki ülkelerde müslümanların müslümanları hunharca katlettiğini, bu
duruma müdahale eden Devlet güçlerine ve Hükümete yine İslamiyet adına yola
çıktık diyenlerin Devlet içindeki böceklerinin nasıl engel olmaya
çalıştıklarını, İslamiyet adına Cemaat olduk diyenlerin İsrailoğulları ve
emperyalist ABD nin bir ordusu haline geldiğini, kendi yetiştirdiği
talebelerinin iktidarının, yine kendi taraftarları tarafından nasıl acımasızca
linç edilmeye çalışıldığını, “Önce ahlak ve maneviyat” kavramının “Önce para,
mevki, makam ve çıkar” haline dönüştüğünü, Hak geldi Batıl Zail oldu” sloganının
“Biz ne pahasına olursa olsun geleceğiz ve her şey nail olacağız” olduğunu, bir
görse.
Ömrünü komünizmle mücadeleye adamış, özümüzden aldığı
değerlerle yeni bir ideoloji oluşturmuş Başbuğ Alparslan Türkeş, partisinin bu
gün onlarla kol kola, koyun koyuna aynı fikirleri, aynı eylemleri paylaştığını,
bunu da sırf siyasi olarak elde edemediği iktidarı bu yolla yıkmayı amaçlamak için
yaptığını, Türk kelimesinin artık mikro boyutlara indiğini ve “bizden olmayan
Türk bile değildir” denecek hale geldiğini, sırf muhalefet olsun diye aka kara,
doğruya eğri diyen bir hale dönen MHP nin siyaseti bir inat, partiyi bir
hegemonya, muhalefeti felaket tellallığı olarak görmeye başladığını, halka
kürsülerden ideolojik fikirler, benliğimizi hatırlatan değerler yerine
matematik dersleri verimeye başlandığını, Halk ve Millet kavramlarının
unutulduğunu, partide bir makama gelenlerin o makamı korumak için, harcanmadık
kimseyi bırakmadıklarını, yine de davaya sadakatten ayrılmayan gurupların, hak
etmeden işgal dahi etseler, baştakilere saygı göstermeye çalıştıklarını, bir görse.
Tonton kişiliği ile Türkiye’de yeni bir ufkun açılmasına
sebep olan Turgut Özal, vefatının hemen akabinde o kitleleri coşturan siyasi
hareketinin saman alevi gibi söndüğünü, O’ndan sonrakilerin hiç bir varlık
gösteremediklerini, ama başlattığı ekonomik düzenlemelrin bu memlekette bugünkü
iktidar tarafından da iyi kullanılarak düzlüğe çıkıldığını, o güzel amblemli,
arılı partisinin bu gün başka partilere payanda olduğunu, ölümü üzerinde her
gün yeni bir kanıt ortaya çıkmasına rağmen sır perdesinin bir türlü aralanamadığını,
bir görse.
Gözleri, akılları, vicdanları, gönülleri ve izanları ile
irtibatlansa da: Kenan Evren adındaki ZAT, Süleyman Demirel isimli kişilik de
bu memlekete neler yaptıklarını bir görseler.
Haşa rüyaları, yalanları ile etrafındaki mideden bağımlıları
kandıran zavallı gözü yaşlı şaşkın da gerçekleri görüp de sahip olduğunu
sandığımız ilmini gözden geçirip içinden bir tek cümleyi doğru olarak bir
görse.
Bundan 15-20 yıl önce vefat eden muhterem Ahmet, Mehmet, Hasan,
Hüseyin amcamız bu gün memlekette nerelere gelindiğini, memleketin ne hale
geldiğini bir görse.
Görmeyenlere GÖZ AYDINLIĞI dileriz.
 
siyaset,
türkiye,
uyku