Sosyalojik Örgütlenme
Bir anda türeyen sanatçı bozuntularının, entellerin, medya maymunlarının, cinsel obje hatunların, sabah program sunucularının, magazin kahramanlarının arkasında bu gizli örgütlenme yatmaktadır.
Örgüt kavramının birçok tanımını yapabilirsiniz. TCK ya göre örgüt tanımı farklı, sosyolojik örgüt tanımı farklıdır.
Mahallemizde gözle görülmeyen ve temelini ahlak ve geleneklerimizden alan bir örgüt vardır. Bu bir takım yaptırımlar getirir ve uygulanmasını sağlar.
Son yarım asırlık tarihimizde Sol/Sağ diye ayrıştırılan toplumumuzda, aslında parsayı kaldıran bu sosyolojik gizli örgütlerdir.
Bunlar tamamen yasal, masumane görüntüler içinde ve kültürel sıfatlarla giydirilmiş örgütlerdir.
Siyasi ayrışmanın sol kanadı bir nebze bu örgütlenmeyi başarıyor. Gezi olayları bunun en güzel örneği oldu. Cumhuriyet mitingleri gibi etkinlikleri yapmaya çalışıyorlar. Niyetleri ve sonuçları malum…
Ama bizim başımıza bela olan aslında bu sosyolojik örgütlenmedir.
Bir anda türeyen sanatçı bozuntularının, entellerin, medya maymunlarının, cinsel obje hatunların, sabah program sunucularının, magazin kahramanlarının arkasında bu gizli örgütlenme yatmaktadır.
Bu örgüt hiçbir yazılı kurala resmiyete bağlı kalmaksızın kendi içinde kurduğu düzenle tıkır tıkır işlemektedir. Ahlaki yapı zafiyeti içinde olup da bir takım meziyetleri olanları alıp, bir anda yıldızlaştırarak toplum tarafından sevilen ve özenilen bir hale getiren bu sistem, kahramanı aracılığı ile topluma her türlü mesajı vermektedir.
Son 20 yıldır ahlaki çöküntüye sebep olan, toplumun asli değerlerinden koparak yozlaşmasını sağlayan bu uygulamalar dikkatli bir bakışla açık seçik görülebilir.
Medya dediğimiz sektör tüm unsurları ile bu kişilerin
elindedir. Günlük haberler içinde topluma faydalı, yatırım eğitim sağlık gibi
konular göz ardı edilirken kahramanları aracılığı ile sahte gündemler üretip,
toplumun bilinçlenmesini engellemenin en ince taktiklerini uygulamakla
kalmayıp, dizi furyası adı altında namusta tenzilatın ve yarı yarıya ahlakın
mayalarını çaldılar.
Tüm filmlerde İmamalar köy ağaları ile birlik olup halka zülmeden ve onları aşağılayan insanlar olarak gösterildi. Sık sık rum, ermeni ve yahudilerin masumiyetleri ve Türklerle kardeşlikleri ille ilgili konular işlendi. İşlendi işlenmesine de araya sıkıştırılan küçük diyaloglarda Türk Devleti ve Milletine sövgüler konuldu. İki yaka, suyun iki yanı gibi slogantabirler masum ve hatta kutsal ifadelere dönüştürülmeye çalışıldı.
Dini inanç sahipleri her zaman gerici, yobaz, sömürücü, ahmak ve saldırgan olarak gösterildi.
Ne yazık ki birileri bu sektörlere sahip çıkıp doğru ve güzeli üretmedi. Yücel Çakmaklı gibi tek tük kişiler de nerdeyse ıssız adada yaşar gibi yalnız bırakıldı. Aksine bu sektörler günah, ayıp ve lain sektörler olarak değerlendirildi.
Dün ayıp sayılanları bugün savunan bir toplum oluşturma yolunda epey mesafe kat ettiler. Yarı çıplak giyinen bir kadının dün toplumda utanarak gezmesine karşılık bu davranış, bu gün dinen, ahlaken ve edeben pislik sayılabilecek olmasına rağmen toplumun büyük kesimi nerdeyse savunma avukatı haline geldi.
Tüm bunlara karşılık fikir üreten, çalışma sergilemeye çalışanlar ise tek başlarına ve yapayalnızlar.
Dün yardımsız desteksiz tek kişilik ordu olarak hizmet veren Mehmet Akif, Üstat Necip Fazıl, İsmet Özel, Sezai Karakoç, Abdurrahim Karakoç, Kadir Mısıroğlu, Osman Sarı, Erdem Beyazıt, Osman Yüksel Serdengeçti, Mustafa Müfütoğlu, Mahmut Toptaş gibi aklımıza ilk geliveren kişiler hiçbir zaman fikir üretimi yapabilecek kadar rahat hayat yaşamadılar. Hiç kimse, hiçbir kurum ya da kuruluş bu şer odaklarının yaptığı gibi onları sosyolojik bir örgütlenme ile elinden tutarak destek olmadı. Her biri kulluklarının görevi olarak çabaladı.
Belki de bu tür kişilere engel olundu, dışlandı, hor görüldü ve kişisel çıkarlar uğruna çelme takıldı.
Kötülüğün örgütlü, iyiliğin ferdi olduğu bir toplumda kazanan yine de iyilik ise bu fertlerin hakkı ödenmez. Örgütlü bir yıkım karşısında bu fertler tek başlarına bu başarıyı elde edebiliyorsa, örgütlü bir iyilik kim bilir neler başarırdı.
Aslında bizim iyi olmamızı istemeyen Dünya, içimizdeki bu örgütün destekçisi. Tüm Dünyayı arkalarına alan bu şer örgütüne karşı sadece insanlık zırhındaki bu fertlerin verdiği mücadeleyi ve sonuçtaki başarılarını sahiplenen uyanıklar da yok değildir hani. Yaşarken kan kusturduğumuz fikir adamlarına, aydınlara ölümleri halinde sahip çıkmak bir erdem haline geldi. Yaşarken nerdeydiniz?
Çabamız Karaman içindir özelde. Karamanda da durum farklı mı? Elbette hayır. Üstelik daha da beter…
Karaman Sevdalısı, Karaman Aşığı, Karamanın Delisi gibi sıfatlarla adlandırılanlar yaşarken üretmek yerine engelleri aşmaya çabaladılar. O engelleri de gene aynı fikir ve düşünceden insanların koyması daha da acıydı. Bu gün yapay olarak bize dayatılan Sağ/Sol ayrıştırmasını bir kenara bırakırsak, hala bu memleket için kafa yoran, güzellikler üretmeye çabalayan, gelecek nesillerin endişesini taşıyan, bozuk düzenin çarklarını tamire çabalayan, bu uğurda da tek kişilik ordu gibi yapayalnız kalan pek çok insanımız vardır.
STK lardan ya da üst düzey yöneticilerden bunu beklemek safdillik olur ama aslında bu kişileri sahiplenmek, onlara üretim imkânı sağlamak aslında onların görevidir. Sırça sarayda oturup da yönettiği halkla kaynaşmayan üstüne üstlük bir de yılın adamı seçilen bir yönetici, sorun-fikir-proje-çözüm aşamasında kafa patlatan insanları ne yapsın. Bir sonraki dönem seçilmeyi garanti etmek amacı ile hiçbir iş yapmayıp, hata da yapmayan STK başkanları ne diye ağrımayan başlarını ağrıtsınlar ki?
Ama bilinmelidir ki; Alimini Cahil sayan toplumlar zırcahildir. Toplumları uygulayanlar değil uygulamaların fikirlerini üretenler yönetir. Şer güçlerin fikirleri de elbette hayırlı sonuç getirmez.
Bilinmelidir ki her gün vurulan şer aşısı etkisini gösterdiğinde geri dönüşü olmayan bir yıkım bırakacaktır.









