Bir Fazıl Say muhabbeti gidiyor.
Güncelliğini yitirmiş her ucubenin medya sansasyonları ile
parsa toplamayı adet edindiği dönemde, bu olay da gündemde kalmayı başarıyor.
Aslında incirin çekirdeğini doldurmayacak eften püften bir
hadise.
Bir bardak suda fırtına koparanlar yine bildik fikirlerin
sahipleri ve malum kişiler.
Fikir, inanç ve ifade özgürlüğünün hala tartışıldığı bir
ülkede birileri bu kavramları öğrenmek yerine, bilmedikleri bu kavramların
arkasına sığınıveriyorlar.
Birileri; “Ben koministim” “Ben Ateistim” “Ben vicdani red
hakkımı kullanmalıyım” “Bu düzen değişmelidir” ifadelerinin çok ötesinde sosyal
paylaşım sitelerinden Cumhurbaşkanına, Başbakana ve önüne gelene küfür ve
hakaretler sıralarken bu ülkede fikir, inanç ve ifade özgürlüğünden bahsetmek
komik kalıyor.
Bu toplum kapitalizme geçiş sürecinde bile kazanma
özgürlüğünü çalma, çırpma, hortumlama özgürlüğü olarak değerlendirdi. O gün
ülkeyi yönetenler bile onlara hortumun ucunu tutarak yardımcı oldular ve adına
özgürlük dediler.
Türk Milleti olarak tüm dünyaya özgürlük dersi verecek ve
örnek olacak bir geçmişe sahipken özgürlükleri gasp eden bir toplum olduk. Çünkü
özgürlüğümüzün başladığı noktayı ve bitiş çizgisini algılamaktan aciz bir hale
geldik.
Toplumu medenileştirmek adına batının bize hiç uymayacak
gömleklerini giydirmek adına bin bir işkence gördü bu toplum. En çok da
Evrensel sanatta direttiler. Arabeskin satış rekorları kırdığı bir ülkede, THM,
TSM, KTSM, Meddah, Ortaoyunu, geleneksel folklorik değerlerden toplumu
uzaklaştırmak için adeta sopa kullananlar, bu toplumun kapı gıcırtısı tabir
ettiği müzikleri, operaları baleleri ve tiyatro oyunlarını dayattılar. Tüm bunları
da planlı ve programlı bir biçimde emperyalist güçlerin yoğun desteği ile
gerçekleştirdiler ve büyük güç kazandılar.
Bu gün tek bir üretimleri olmadığı halde, bu sektörden
patlayıncaya kadar beslenen bir kast oluşmuş durumda.
Bu beslenmeden patlayanlardan birisi de bu zavallı. Bu
kastın bir yandan en güçlü sosyal pompalarla şişirdiği, bir yandan da tıka basa
beslediği bu garibin patlaması doğaldır.
Ben kendisini yine de takdir ettim. İçinde bulunduğu kast
gibi ikiyüzlü davranmadı. Onlar gibi etrafına sempatik olma adına bin bir takla
atarak, yerlerde sürünüp de gizlenmedi, bu toplumu gizliden yıkma taktiklerini
açığa vurdu.
Adalet de en hafifinden bu şaşkına bir ihtarda bulundu. Bundan
doğal bir şey yok. Ama gel gör ki malum kesimler nerdeyse kudurdu. Kim bunlar? Giyim
özgürlüğü adına sokakta doncak gezmeyi medeniyet sayanlar, canlarının istediği
yerde içip vs.. icrai rezalete normal bakanlar, elde edemedikleri iktidarı
devirmek için her şirretliği yapanlar, namusu rafa asıp adına özgürlük
diyenler, benden başka kimse doğruyu bilmez mantığında olanlar, manevi hiçbir değere
sahip olmayıp saygı da göstermeyenler vs..
Bunların bu davranışlarına bu toplum çıt etmezken, bu kendini
bilmez adamın toplumun yüzde 99 unun inanç ve değerlerini aşağılayan sözlerinin
arkasında olmaları onların ne kadar kalp gözü kapalılardan olduğuna delildir.
Sosyal medyayı takip edenler bilir, bu durumda olanlar küçük
bir yanlışı yakalayıp, ya da düzmece senaryolarla komplo üretip, yaptıkları
eleştirilerde hakareti, küfrü aşağılamayı normal bir hak olarak görürler.
SAYIN Kİ; Fazıl Say…
Ama daha doğrusu SAYmayın Fazıl SAY’ı adamdan…
 
toplum,
hoşgörü,
ahlak,
sistem,
düzen