|
Halk
içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi. Muhibbi (Kanuni Sultan Süleyman) |
|
|
Sağlıktır her işin başı
Gamlanma gönül gamlanma
Karacaoğlan
Haremin değil Osmanlının ve döneminde Cihanın Padişahı, Hak
Aşığı, Peygamber Dostu Padişahı ve halk edebiyatımızın lokomotifi ünlü Ozan’ın
sözlerinde sağlık işlenmiş.
Yüzlerce yıl önce ve her ikisinde de önceliği ilk sırada
alarak.
Üstelik Süleyman Han devlet ile sağlığı kıyaslamış ki;
sağlığın bir devlet, en büyük güç olan devletle eşdeğer olduğunu ifade etmiş.
Bu hastanelerin duvarlarının dili olsa da konuşsa. Kim bilir
kaç çaresiz insanın boğuk feryatlarına şahit oldu. Kim bilir kaç sefer
çaresizlikten yumruklandı. Kim bilir yokluk ve parasızlığın boğazını
düğümlediği, ağlamak hıçkırmak için bile mecali kalmayanlara dayanak oldu o duvarlar.
Ölüm her canlının tadacağı kaçınılmaz bir akıbet. Hatta
tasavvuf ehline göre düğün ve bayram. Ancak geride kalanlar için yine de acı,
keder ve üzüntü.
Çok iddialı bir laf olacak ama acil, kazalı ölümlerin
dışındaki ölümlerde son yıllarda insanlar daha bir rahatlar. Hem de çok rahat.
Çünkü o hasta için tıbben yapılması gereken neyse o yapılıyor. Kaçınılmaz son
geldiğinde “paramız olsa şunu da deneseydik, tıbbi imkan olsaydı uygulasaydık,
acaba falanca hastane, feşmanca doktor” lafları edilmiyor artık.
Bir gül yüzlü hanımefendi. Eşarbının çerçevesindeki yüzünde
bir asalet, son derece kontrollü ve bir o kadar da nezaket yüklü bir sesle
herkesin rahat duyabileceği bir tarzda fısıldıyor. Bir iki kişi koşuşturuyor.
Fısıltılı bir diyalog geçiyor. Omuzlar çöküyor başlar öne düşüyor, birbirlerine
tutunuyorlar. Ama hemşire hanımefendi işin ucunu bırakmıyor. Onarlı laflıyor,
teselli ediyor ve yol göstermeler başlıyor. Birkaç saat ömrü kaldığı tahmin
edilen hastanın durumunu yakınlarına söylemekle kalmıyor, içerde hasta ile uğraştığı
kadar dışarıda yakınlarına adeta insanlık sergiliyor. Belki de dünyanın en zor
görevini yerine getiriyor.
Canı sıkılıp da hastalanıverenlerin de yoğunlukta olduğu poliklinik
bölümünde odasının aralık kapısından bir sefer gördüğü hasta yakınına seslenip
sesinin yettiği dilinin dönüğünce hastası ile ilgili bilgi veren, gece yarısı
sıcacık evinden koşarak gelip insanüstü gayretlerle hastaya müdahale eden
mütehassısları görmek artık zor değil.
Yine dövüşüp tokuşup,
vuruşup çarpışıp, içip coşup, gösteriş ve caka olsun, bir-iki yaramızda bizim
olsun diyenlerin çoğunlukla katıldığı acil servislerde aynı anda 8-10, hem de
acil hastasını takip ederken nefesi tükenen, acil doktorları var artık. Acil
doktorlarının talimatları ile kuğu gölü balesinin figürlerini sergileyen (o
sessizlik, vakar ve kıvraklıkla, üstelik iyi niyetle) hemşir ve hemşireler var
artık. Taburcu olan hastasını rahat ettirmek ve ailesine yardımcı olmak adına
evine kadar götürüp gerekli ortamı hazırlayıp dönen hemşirlerimiz var.
Günün 24 saati hastanelerimizi pırıl pırıl tutan,
hastalarımızı taşıyan, temizleyen, gerekirse onlara moral veren personellerimiz
var artık. Bir insana evladının, ana babasının yapmadığın yapan personeller
var.
Kısacası hastane duvarlarının dili olsa da söylese
geçmişteki kepazelikleri rezaletleri vurgunları soygunları can pazarlıklarını
kan pazarlıklarını. Yine hastane duvarlarının dili olsa da söylese bu gün
edilen hayırlı duaların, teşekkürlerin miktarını.
5-10 lirası olmadığı için en basit ameliyatı olamayan,
devletten bu konuda yapılacak yardım ve desteğin, çetin ve aşılması güç
yollarını aşamayanlar, yakınları tarafından 4 kolluda geri götürürlerdi.
Alet yokluğundan, kan yokluğundan, ilaç yokluğundan,
ambülans yokluğundan, doktor yokluğundan, insanlık yokluğundan ölenleri
unutmadı bu millet. Can çekişen hastanın baş ucunda, hasta yakınları ile çatır
çatır pazarlık eden doktorları geçmişte sık sık görmek mümkündü.
Şimdi ise gönüller rahat. Olabilecek her türlü tedavi
çağdaş, modern ve insani bir biçimde uygulanıyor. Cumhurbaşkanı ile sokakta
yaşayan vatandaş bir. Muayene sorun değil, teşhisler isabetli, tedaviler seri,
ilaç sorun değil en önemlisi de yaklaşımlar son derece insani.
Hoş arada bir okuyup candarma olamayan her kademede tek tük yüz
karaları da yok değil. Ama emin olun kuğu gölü balesi sahnesine yanlışlıkla
girmiş köpek muamelesi ile derhal def ediliyor…
Hizmetlerden şikâyetçi olan yok mu var. Elbette olacak,
herkesi memnun etmek imkânsız. Ama memnun olamayanlara baktığınızda gördüğünüz
yine toplumun sağlık konusundaki bilinç eksikliğinden kaynaklanıyor. Özellikle
yoğun bakım hastalarının hasta ziyaretleri, hastanın doktora kendini ifade
edememesi, refakatçilerin hastaneleri otel, tüm görevlileri de garson gibi
görmeleri sonucu, elbette hizmetlerden şikâyet edeceklerdir. Bu nedenle hasta
ve hasta yakınlarının daha da bilinçlenmesi gerekir.
Geçen hafta gazetemizde manşet olarak duyurduğumuz çağdaş,
modern ve görkemli hastane haberini hazırlarken görüştüğümüz Kamu Hastaneleri
Birliği Genel Sekreteri Nuriye Ulu’nun gelişmeleri anlatırken yaşadığı
mutluluğu, bu mutluluktan doğan olumlu morali hizmete aktarmanın sevincini, bire
bir hizmet alan, bir sıradan vatandaş olarak devletin sağlık sektöründeki
hizmetlerini ayakta alkışlamak gerek.
Gönül isterdi ki bir karmaşa içinde olan KMÜ bu durumundan
kurtulur, çok basit konulardaki sorunları çözülüp, bir tıp fakültesine kavuşur.
Sağlıktaki bu mükemmeliyet köklü bir sisteme oturmalı ve bulaşıcı olmalı.
Devleti, Hükümeti, bu konuda emeği geçen yerel rol
sahiplerini, görev yapan her kademedeki sağlık mensubunu kutluyoruz.
Hakkaniyetli olmak lazım: Biz sağlık sektörünün
cemazıyelevvelini de biliriz…
 
Karaman,
sağlık