Hocalarımız; Normal Şeyler mi Yapıyoruz?
Bir ülkenin yöneticisi kim olursa olsun, hangi yönetim biçimi ile yönetilirse yönetilsin, o ülkenin insanlarının birbirlerini öldürmesi için Müslüman olması yetiyor. İnsanlar birbirlerini katlediyor. Sonra birileri geliyor ve kalanlara tecavüz ediyor, işkence ediyor ve kalanları da onlar öldürüyor.
Dinimizin emir ve yasakları konusunda yetersiz kaldığımız
zamanlar olur. Bu konuda bir fikir arayışı içine gireriz.
Tek kitabımız cevapsız hiç bir soru bırakmayacak bir biçimde
bizlere lütfedilmiştir. Ancak bilgilerimiz oradaki cevapları bulmakta yetersiz
kalabilir.
Bu konuda sayısız kaynak kitaplar vardır. Bu kitaplarda
yazanları bizlere daha iyi de anlatabilecek Hocalarımız...
Şu günler bazı soruların kafalarımızı kurcalaması,
huzurumuzu kaçırması gerekiyor gibi.
Bu Hocalarımıza bu soruları sık sık sorsak mı?
Sabah bağımsız bir ülkenin topraklarında gözlerimizi
açıyoruz. Bu bağımsızlığımızın en güzel nişanesi al yıldızlı Bayrağımız
göklerde dalgalanıyor. Gölgesi bize huzur ve güven veriyor.
Tan yeri ağardıktan sonra yatsı vaktine kadar minarelerimiz
o güzel çağrı ile yankılanıyor. Camilerimiz kapılarını ibadetini yapmak
isteyenlere sonuna kadar açıyor.
İş yerlerimizde malımız, bu vatan topraklarında canımız
güvencede. Devletin kolluk kuvvetleri işinin başında.
Her türlü sağlık sorunumuz en kolay ve güzel yaklaşımlarla
çözülüyor. En önemli sağlık şikayetlerine çözüm olacak teknolojiler var. Kafası
ağrıyan 112 ye “hadi gel” diyor.
Çocuklarımız cıvıl cıvıl okul yollarına düşüyor.
Koltuklarında odun, poşetlerde kömür götürdükleri dönemleri hatırlamıyorlar
bile.
Kapı önlerinde neredeyse her evde bir, belki de 2 binek
aracımız var.
Ticaret yapalım, esnaflık yapalım, işçi ya da memur olalım,
geçim sağlayacak gelirlerimiz var. Bir süre çalıştıktan sonra da, azlığından
şikayet de etsek, geçinecek emekli maaşına kavuşup hayatımızı garantiye
alıyoruz.
Dünyanın en bitek arazilerine sahip bu coğrafyada üretiyor
ve yiyoruz.
Bundan iyi si can sağlığı mı?
Dahası; yaz aylarında sahillere, hatta dünyanın muhtelif
yerlerine tatillere gider olduk. İçmeler, kaplıcalar artık isim değiştirip daha
modern adlarla anılıp, 5 yıldızlı otel konforu sunuyor ve biz istifade
ediyoruz.
Çevremizde belki her yıl, ya da sık sık umreye gidenimiz
var. Hac ibadetimiz için şartlar uygun olsa neredeyse herkes bu ibadetini
yapacak. Hatta bazıları fırsat bulsa her yıl yapacak.
Sadece karın doyurmanın ötesinde tadılmamış lezzetleri arar
olduk. Televizyonlarımız envai çeşit yemek tariflerini verir oldu. Bir
lokantada yediğimiz yemeğin parası ile Afrika'da bir köy doyacak halde
tüketiyoruz.
Çöpe attığımız ekmek ve yemeklerin artanları bir küçük
ülkeyi doyuracak kadar çok.
Bir önceki gün giydiğimiz kıyafetle sokağa çıkmak artık utanç sayılır hale geldi. Eskiyen değil modası geçen ya da bir kaç sefer giyip de zevkimizi aldığımız giysileri çöpe atar hale geldik.
Bunlar çok güzel de
soru ne?
İşte orası biraz düşündürücü.
Burnumuzun dibinde birileri, mezhep çatışması, iç kargaşa
vs. adı ne olursa olsun birilerini katlediyor. Her gün yüzlerce kişi ölüyor.
Üstelik bu coğrafyada bu olay ülke ve yer değişse de yıllardır aralıksız devam
ediyor.
Birileri bu kargaşalardan kaçıp sığındıkları kamplarda,
açlık, susuzluk ve soğuktan ölüyor. Çocuklar işkence görüyor, öldürülüyor,
maruz kaldıkları vahşet tüyler ürpertici.
Uzak diyarlar da olsa Orta Asya'dan, Uzak Asya’dan,
Afrika’dan sırf bir dine mensup oldukları için insanlar hiç bir kelime ile
ifade edilemeyecek tarzda zulümler yaşıyor ve yok ediliyor.
Bir ülkenin yöneticisi kim olursa olsun, hangi yönetim
biçimi ile yönetilirse yönetilsin, o ülkenin insanlarının birbirlerini
öldürmesi için Müslüman olması yetiyor. İnsanlar birbirlerini katlediyor. Sonra
birileri geliyor ve kalanlara tecavüz ediyor, işkence ediyor ve kalanları da
onlar öldürüyor.
“Bir insanı öldürmek tüm insanlığı öldürmek gibidir”
düstürunu içeren bir Yüce Dinin mensupları vahşet uyguluyor. Sonra da
birilerinin boyunduruğuna girince aklı başına geliyor ama iş işten geçiyor.
Ülkemiz gibi çok nadir olarak bu olayların kısmen dışında
kalmış ülkelerde de fitne , fesat iftiralar, siyasi kavgalarda ahlaki olmayan
metotlar hüküm sürüyor. Faili meçhul olaylar o ülkenin evlatlarını yok ediyor.
Birileri dağlarda ölüm kusuyor.
Sayın hocalarımız: nedir bu olanlar?
Bizler tüm bu olanları görmeyip, kulaklarımızı sağır,
gözlerimiz kör, akıllarımızı buz edip, elimizde bulunup kullandığımız nimetlere
şükrü bile unutup güler yüzlerle yaşamaya devam mı etmeliyiz.
Çocuklar açlıktan ölürken, dünyanın en güzel ibadeti de olsa
her yıl umre yapıp, Hacı Abi, Hacı Amca olmak için antenlerimizi mi
kapatmalıyız.
Namazların arkasından hala bu darlıktakilere yardım ve
inayet dilemeyi unutup, damadımıza kat, oğlumuza yat, bu dünya için saltanat mı
istemeliyiz.
Her güçlüğü ve özellikle de vurdumduymazlığı yenerek,
oralara yardım götürenlere engeller çıkarıldığı zaman kafamızı kuma mı
gömmeliyiz.
Bu soruların kafamıza takılması normal mi?
Bunlar normal mi Hocalarımız. Biz normal şeyler mi
yapıyoruz?
Bunların sonu hayır mı?
Bunlar hakkında söyleyecek bir şeyleriniz var mı?









