Çam, Cam, Com, Bom…
Ekranda kendisine ihanet eden karısını asılırken seyreden adamı meşru gösteren mesaj günümüzde kadına şiddet olarak geri dönmektedir. Her suçun cezasını mutlaka silahı ile mermi yağdırarak veren kahramanın izleyicisi, sudan bahanelerle silaha sarılmaktadır. Gördüğü şaşalı dizilerden bunalan genç yaşadığı mütevazi hayata isyan etmekte ve psikolojik saplantılara girmektedir. Evrensel anlamda olsun, geleneksel anlamda olsun, inanç anlamında olsun ahlaki değerleri hiçe sayan sahneler, gençlerin körpe beyinlerinde ahlaksızlığı meşru hale getirmektedir.
Çam, Cam, Com, Bom…
Bunlar bir takım ekler; Yeşilçam, beyazcam, internetcom ve hayat bom ekleri…
Bir zamanlar Anadolu’da bir furya vardı. İstanbul’a kaçış furyası. Çevresi tarafından güzel diye biraz övgü alan, ufak tefek de aile sorunları yaşayan kızlar, ya da az buz sesi, sazı olan genç erkekler ilk fırsatta kendilerini İstanbul yollarına vururdu. Şansı olanlar birkaç günlük kazasız belasız pişmanlıklarla geri döner, şansı olmayanlar sosyal çöplüklerde perişan olur yiterdi.
Türkiye’de Sosyologlar akademik ünvan dışında meslekleri ile uğraşmadıklarındandır bu sorunların tespiti yapılmaz, bazı insan evladı sosyologlar araştırıp sonuca ulaşsalar da, ne siyasi erk, ne de kapitalist sanat katilleri bunlara pabuç bırakmazdı.
Bu sorunların ana kaynağı Yeşilçamdı. Siyah beyaz perdeler yavaş yavaş renklenirken, Anadolu’dan kalkıp giden ve bir anda lükse kavuşan güya sanatçılarla dolu filimler ve bunları hikâye eden boyalı basın müthiş bir sosyal faciaya sebep olduğuna aldırış etmeden veryansın küp doldurmakta idi. O küpler bugün kırılsa da birçok Soğukoluklar ve sıcak facialarla toplumu zedelemişti.
Derken BEYAZCAM girdi hayatımıza. Tek kanal döneminde bir nebze kontrollü gitse de özel kanalların baş döndürücü rakamlar kazanarak devleştiği, daha sonra da ölümüne bir rekabete girdikleri bir Pazar oluştu.
Bu pazarı RTÜK adı altında bir kurum, nasıl olduğu bir türlü anlaşılamayan bir tarzda denetlemekle görevlendirildi. Hala yerel kanalların adını koyamamış bu kurum denetimlerinde binler arasından tercih yapmak zorunda kaldı. Zira denetlemesi gereken binlerce konu ve yayıncı var. O da ancak bir noktaya kadar gerçekleşebiliyor.
O kanallar bir anda bir dizi furyası başlattılar. Bunların pek çoğu geçmişte Yeşilçam’ın bir günlük filmlerini andırır bir yapıda. Aile facialarına sebep olacak mesajlarla dolu. Hayal dünyasını dahi şoke eden olumsuz gelişmelerle bu diziler, kültür seviyesi belli olan bir topluma sunulmakta. Bir gecelik ilişkiye dolarlar teklif ederek, kendisini aldattığı şüphe ya da gerekçesi ile karısının ipte sallanmasını seyreden bir kahramanın hikâyeleri ile onlarca bölümü sürükleyen, silahların elden, küfrün dilden, şiddetin sahnelerden eksik olmadığı bu diziler en çok izlenme saatlerinde veryansın yayan veriliyor.
O kanallarda asgari ücret standardında bir işte çalışan vatandaşın yaşantısı milyarlık lükslerle sunulmakta. Adeta her sahne ayrı bir malikâne villa ya da köşkte çekilmekte.
Ya işlenen konular? İzleyici çekmek adına, heyecan katmak adına hadsiz hesapsız işler normal olaylar haline gelmekte. Aile faciaları detaylarına varıncaya kadar, hem de cazip hale getirilerek insanlara sunulmakta. Şiddet diz boyu değil gırtlağa kadar. Kadın adeta bir et yığını bir meta. Pembe diziler ahlaktan yoksun. On bölümde 5 kadınla halvet olan yakışıklı jön artistler, kanunsuz kişilerin sevimli gösterildiği roller toplumsal eğitimi kör kuyulara sürüklemekte.
Kişi yapısında beğendiği insanlara benzeme yatkınlığı vardır. Ekranda imrendiği bir kahramanı özellikle gençlerin günlük hayatlarında model alması doğaldır.
Haber bültenleri ise apayrı bir acı… İzlenme sayısını arttırmak için sudan haberler abartılmakta. Yanlış algılanabilecek metinlerle güya haberlere gizli yorumlar katılmakta.
Örnekleri onlarca kat arttırmak mümkün.
Bir de hayatımıza internet girdi. Her teknolojinin suyunu çıkardığımız gibi onun da suyunu çıkardık. Sosyal paylaşım sitelerinde okunmadan, kültürlü görünmek adına, medyatik olmak adına, başkalarına mesaj yollamak adına yapılan paylaşımlar içler acısı.
Teknik takipten habersiz internet kullanıcıları, interneti sınırsız bir özgürlük sanarak, sahte isim ve rumuzlarla her şeyi yapabilecekleri düşüncesi ile çok kötü olaylara alet olabilmekteler.
Bunların detaylarını sayfalar dolusu işlesek yeridir.
Şimdi bir zamanlar Yeşilçam filmlerinin o masum görünüşleri altında toplumda oluşturdukları hasarın çok daha fazlasını BEYAZCAM ve İNTERNET yapmaktadır.
Ekranda kendisine ihanet eden karısını asılırken seyreden adamı meşru gösteren mesaj günümüzde kadına şiddet olarak geri dönmektedir. Her suçun cezasını mutlaka silahı ile mermi yağdırarak veren kahramanın izleyicisi, sudan bahanelerle silaha sarılmaktadır. Gördüğü şaşalı dizilerden bunalan genç yaşadığı mütevazi hayata isyan etmekte ve psikolojik saplantılara girmektedir. Evrensel anlamda olsun, geleneksel anlamda olsun, inanç anlamında olsun ahlaki değerleri hiçe sayan sahneler, gençlerin körpe beyinlerinde ahlaksızlığı meşru hale getirmektedir. Sabah yemek programlarında her gün anlarca lüks yemek tarifi ev hanımlarını çılgın bir tüketime sevk etmekte, ya da ulaşamadığı bu değerleri elde etmek için insanlara gayrı meşru yolların kapısını göstermektedir.
Medya Starı olmuş kişilerin didik didik edilen yaşantı ve ilişkileri körpe beyinlerde moral ve motivasyon harabeleri oluşturmakta.
Toplum adeta bir hayal dünyasında yaşar hale gelmiştir. Değerler yok olmaktadır. Gelişme adına, medenileşme adına sosyal katliamlar yapılmaktadır. Tüm bunlar bir reklamı bir kanal kaç dakika yayınladı diye ömrünü tüketen ve dar bir teşkilatla çalışmak zorunda kalan RTÜK’ü çok aşmaktadır.
Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı kurulduğu gün sevinmiştik. Üzülerek belirtelim ki çarklar arasında kayboldu gitti ve toplumun gittiği uçurumdan habersiz görünüyor.
Bu organizesiz işlere birileri dur demelidir…
Sonuçta TOPLUMBOM’a gidiyoruz.









