Biz BİZ Olursak

Peki, kuyruksuz tavus, dişsiz fil, gülyağsız gül, incisiz sedef, nefissiz insanın ne değeri olur?

20 Ocak 2014 00:00
Dikensiz gül olmaz. Gül çoğaldıkça dikenler de çoğalır. Vücudumuzda faydalı mikropların yanında zararlı mikroplar da varmış. İkisinin mücadelesi bizi ayakta tutarmış. 
Onun için "Gülü seven dikenine katlanır" denmiş. Bir ömür boyu yapacağımız yolculukta akrabanız akrep çıkarsa üzülmeyeceksiniz. Her gün "Tebbet" suresini okuyup duruyorsunuz. 
Mekke parlamentosunun üyesi, sevgili peygamberimizin amcası Ebu Leheb, müşrikler adına çalışıyor. Nuh aleyhisselâmın oğlu, İbrahim aleyhisselâmın babası, Lut aleyhisselâmın hanımı müşrikler hesabına çalışıyorlar. 
Yusuf aleyhisselâmın kardeşleri Yusuf'u kuyuya atıyorlar. Musa aleyhisselâmın amca oğlu Karun çıkarlarını korumak için Firavunun yanında yer alıyor. İsa aleyhisselâmın havarilerinden biri Yahudiler hesabına çalışıyor.
Onun için "Acaba şu adam veya bu adam veya içimizden biri başkaları hesabına mı çalışıyor" vesvesesine düşülürse bunun içinden çıkılması mümkün değildir. 
O zaman babanızdan, annenizden, kardeşlerinizden en yakınlarınızdan şüphe duymaya başlarsınız ve sonuç da alamazsınız.
Fert olarak da devlet olarak da bu tür vesveselerden kurtulmanın çaresi olduğun gibi görüneceksin, göründüğün gibi olacaksın, doğruluktan hiç ayrılmayacaksın, yüz kızartacak söz ve davranışlardan kaçınacaksın. 
Hakka ve halka hizmet ederken hizmetin bir ucundan da casuslar tutuyorsa sen endişe etme. Onlar da sana hizmet ediyorlar demektir. 
Sevgili peygamberimiz "Allah bu dini, facir insanla da kuvvetlendirir" buyurmuş. (Buhari, Cihat 182, Müslim, İman, 178)
Bizans devlet başkanı Heraklius'a, sevgili Peygamberimizi ilk defa haber veren müşriklerin ileri gelenlerinden ve Mekke'nin nüfuzlu insanlarından Ebu Süfyan olmuştur. 
Sonuçta ne oldu? Nuh, İbrahim, Yusuf, Musa, İsa aleyhisselâmlar kurtuldu, nüfuzlu casuslardan kazdığı kuyuya düşenler oldu, Müslüman olup kurtulanlar oldu. 
Biz düşmanların en sertini, en katısını, en insafsızını içimizde taşıyoruz. Onu ellerimizle besliyoruz. O bizim nefsimizdir. 
Sevgili peygamberimiz "Düşmanlarının en katısı senin içindedir" buyurmuş.(Beyheki'nin "Zühd"ünden naklen Keşf-ül-hafa 1/143) 
Dünyanın bütün casusları bir araya gelseler içimizdeki nefsimiz kadar etkili olamazlar. Çünkü nefsimiz yirmi dört saat bizimle beraberdir. 
Onun için casuslarla mücadele teknikleri öğrenmek yerine dağdaki çobanımızdan Cumhurbaşkanına kadar bütün insanlarımızı nefsine hakim olarak yetiştirmeliyiz. 
Dışarıdan gelen hırsıza çare bulunur ama ev sahibi hırsız olursa iş zorlaşır. 
Yusuf aleyhisselâm "Şüphesiz nefis, kötülükleri çokça emretmektedir" der. (Yusuf, 53) 
Evdeki hırsızımız, yol kesicimiz, en katı düşmanımız olan nefsimizi atıp kurtulmalı mıyız? 
Hayır. Tavus kuşunun düşmanı kendi güzel kuyruğu. Filin düşmanı dişleri, sedefin düşmanı içindeki incisi, gülün düşmanı içindeki gülyağı. İnsanlar bu güzelliklere ulaşmak için tavusun tüylerini, filin dişlerini yoluyorlar, söküyorlar. Gülü buhar kazanlarında kaynatıyorlar. 
Peki, kuyruksuz tavus, dişsiz fil, gülyağsız gül, incisiz sedef, nefissiz insanın ne değeri olur? 
Bütün mesele kötülükleri emreden nefsi Allah'ın kelamına göre eğitip nefsi "Mutmainne"ye=huzura eren, sükûna kavuşan nefse dönüştürmek. 
"Biz, biz olursak "biz" geçmez bize" demişler. Biz, birey olarak, devlet olarak, hiçbir şahsın, kurum veya kuruluşun zararına iş yapmamaya, kendi kârımızı başkalarının zararı üzerine kurmamaya, herkes Hz. Adem'in çocuğu olduğu için peygamber çocuklarına nasıl davranılması gerekirse öyle davranmaya çalışıyorsak her taraf casus olsa ne yazar?
 
BİZ Olursak
Bu Haber 1524 defa okunmuştur.
 
 
Yorum Ekleyin