Bilmek ve Söyleyebilmek
Cahiller arasındaki alim, zırcahil sayılır.
11 Ağustos 2012 00:00
(Cahiller arasındaki âlim, zırcahil sayılır)
Zaman zaman dostlar bizden bazı konularda yazmamızı ve bazı konuları da ısrarlı veya farklı üslup ile gündeme getirmemizi dilerler. Bu dilekler baş üstüne. Ama kime neyi nasıl anlatacaksınız ki.
(Vermeyince Mabut, neylesin Sultan Mahmut.)
Yine bazı ortamlarda tutulacak bir yeri kalmamış, pejmürdeleşmiş, eğrisi bin doğrusu bir bile olmayan kişilere karşı korumamız olduğundan ve bu bin eğriyi görüp göstermediğimizden şikâyetler alırız. Kabul. Kulağımızı tıkasak, gözümüz görüyor, gözümüzü tıkasak, burnumuz kokuyu alıyor, onu da kapatsak ağzımızın tadında bir kekremsilik var.
(Duyuyoruz, anlatamıyoruz.)
Hem anlatsan ne olacak. Kış uykusundakileri uyandıramazsın, uyanacak değil. Dinlenmeyecek lafı anlatmanın, anlaşılmayacak sözü söylemenin, tutulmayacak öğüdü vermenin ne yararı var. Bozuk morallere bir arabesk tavır, bir karamsarlık da bizim katmamız işi ne kadar düzeltir. Herkes görüyor, herkes biliyor, herkes söylüyor. Muhatabı duymuyorsa, sebebi başka yerde aramak lazım. Adam kral olmuşsa vardır bir sebebi.
(Körlerin ülkesinde tek gözü olan kraldır.)
Kimseye mihnetimiz olmadı, Yüce Rabbimiz mihnet duyacak hale de getirmesin. Bu nedenle kalabalığın arasında duyulmasa da fısıldadığımız, seslendiğimiz, bazen de bağırdığımız olmuştur. Sesimize aksi seda değil ters cevap gelmişse susmak gerek. Sonra neden aynı şeyi bağıralım:
(Kral çıplak!)
Hoca Nasreddin’den dersimizi aldık. Bizde öne düşer de gidersek bazı makamlara. Ön ayak olursak şikâyet ve serzeniş için başkalarının teşviki ile. İnanmadığımız ağzımızdan çıkar diye korkarız:
(Bir fil yalnız yaşamıyor, ne olur bir daha verin)
Fıkrayı bilirsiniz:
Bekri Mustafa tenha bir köşede İstanbul Kadısını kıstırır ve “Beni İmam yap” der. Müftü Efendi bir Bekri Mustafa’nın acımasız yüzüne bir de belindeki saldırmaya bakar ve ücra bir mahalleye imam atar bu külhanbeyini. Ama mahalleli tedirgin. Olmadık melanet var. Abdest namaz hak getire ve üstüne üstlük nahoş pek çok hadise İmam Bekri Mustafada.
Günlerden bir gün bir şahıs ölüverir. Mahalleli Bekri Mustafa’nın şerrinden cenazeyi kurtarma telaşı ile acel tecel yıkar ve kefenlerler merhumu ve tabuta attıkları gibi mezarlığın yolunu tutarlar. Mezarlık yolu üzerinde Bekri Mustafa çıkıverir karşılarına. Bir korku bir panik “Aman hocam sizi bulamadık biz yıkadık kefenledik, gömüverelim merhumu” derler. Ama Bekri Mustafa bu. Belinden saldırmasını çeker ve sallar cemaate. “İndirin ulen dört kolluyu” lafını duyan vatandaşlar korku belası indirirler. Açtırır mevtanın yüzünü ve eğilir kulağına bir şeyler fısıldar. Sonra da “götürün gömün” der. Cemaat rahatlar. Aralarından biri sorar: “Ne dedin ölünün kulağına?”
Bekri Mustafa o meşhur cevabı yapıştırır.
(Git ebedi âlemdekilere de ki: Bekri fani âlemde imam oldu. Onlar fani âlemin ne hale geldiğini anlarlar.)
Bekri Mustafa olmasa da adları, imam olmasa da meslekleri, bu dünyanın ne hale geldiğine delil makam işgalcileri çoğaldı,
Ama konuşan arkadan konuşuyor.
(Âlimini zırcahil sayan toplum, cahiller güruhudur.)
 
hasan, özünal, karaman, siyaset, tarih Yorum Ekleyin









