Sosyal Çılgınlık
Bu trafiğin tek şartı EDEP idi. Türk olsun, Müslüman olsun ya da gavur olsun fark etmezdi. İlk şart EDEP.
Sosyal Çılgınlık
Yazışarak konuşmaya 70 li yılların ilk yarısında başladık. Evet,
yanlış okumadınız. 70 li yıllar. 12 Eylül faciasından önce. Faks, Bilgisayar, internet, cep telefonu ve hatta
otomatik telefonlar yok iken. Telefonlar hala çevirmeli ve şehir dışı
görüşmeler PTT santralı aracılığı ile yapılıp saatlerce, günlerce beklenildiği
yıllarda.
Bizi yazılı mesajlaştıran sistem “TELEKS” idi. Hayat yolu,
öğrenciliğimizi devam ettirebilmek için bizi çalışmaya zorlamış ve bir bankanın
“Teleks Operatörü” oluvermiştik. Karmaşık bir sistemi Rabbin verdiği akıl, izan
ve kabiliyetle zorlamış, kısa sürede iyi bir “teleksçi” oluvermiştik.
O çağları yaşamayanlar veya yaşayıp da merak etmemişler için
teleksi anlatalım.
PTT bünyesindeki bir özel santrala tellerle bağlı hatlar
üzerinden iki daktilonun karşılıklı yazışması denilebilir. Öyle ki; tarafların
kendi daktilosuna yazdığı yazılar, karşı tarafın daktilosu tarafından sinyal
olarak algılanır ve o daktilo da aynı yazıları kağıda dökerdi.
Mors alfabesinin (telgraf şifreleri) bir santim iki milim
enindeki kâğıda delinmesi ile şeritler de hazırlanabilir ve çok uzun mesajlar
bunları makineye bağlanarak verilirdi.
Bu cihaz ile 100 civarında dış ülke ile ve onlarca
şehrimizle, sabahtan akşama bankacılık işlerini bu sistemleri kullanarak
halletmeye çabalardık.
Elbette karşıdaki operatör ile de gerek iş gereği gerekse de
özel konuşmalar olurdu. Ücretlendirme süreye bağlı olmadığından rahat ve uzun
konuşmalar kaçınılmazdı.
Teleks haberleşme sistemi kendi arasında kısaltmalar, kodlar
ve şifreler geliştirmişti. Bankacılık sistemi de kendi işlemleri için şifre,
özel sinyal ve kodlamalarla güvenlik sağlamış milyonlarca liralık işlemler
garanti altına alınmıştı. Çalıştığım dönem içerisinde bu sistemin hiçbir
hatasına rastlamadık.
Bunlar nerden çıktı?
Sosyal medya çılgınlığından. Sosyal medya salında uçuruma koşmamızdan.
Görmediğimiz tanımadığımız Türk ve yabancı, belki de
yüzlerce kişi ile baş dödürücü bir görüşme trafiği yaşanırdı.
Bu trafiğin tek şartı EDEP idi. Türk olsun, Müslüman olsun
ya da gavur olsun fark etmezdi. İlk şart EDEP.
Belki de bu sağlıklı işleyişin temeli bu edep idi.
Ben bir hata yapmış bile olsam karşı tarafın girişi “Özür
dilerim, şu noktaları bir daha kontrol eder misiniz? Sanırım bir yanlışlık var”
şeklinde olur, Hata düzelince de hatayı düzeltenin “Teşekkür Ederim” ifadesine
“Est. Biz tşk ed” kısaltması ile cevap verilirdi. (Farklı ülke vatandaşları
geliştirilmiş ortak teleks kısaltma dilini kullanırdı)
En büyük gerginliklerin en uç noktası, ya ünlem ya da tüm
yazıyı büyük harflerle yazmak olurdu. Gereksiz bir şekilde karşılıklı yazışmayı
büyük harf ile sürdürmek, karşı tarafa hakaret ve küfür anlamı taşır, büyük
harf yazmaktan kaçınılırdı.
Yazışmaların (konuşmaların) kanıtlanması kod şifre ve sinyal
kullanılmadıkça imkansız olmasına rağmen insanlar son derece medeni, sabırlı,
saygılı ve nazikti.
Günümüz mesaj sistemlerinin tıpa tıp aynısı olan bu sistemi
gördükçe toplumun uçuruma depar attığını görüp üzülüyoruz.
Telgraf haberleşmesi ile başlayıp, teleks sitemi ile devam
eden sonra faks sistemi ile şekillenip günümüzde internetin tün imkanları
kullanılarak başlayan yazılı haberleşme çığırından çıktı.
Bu sistemlerin yazılı olmayan ama yerleşmiş kuralları ve
gelenekleri de bir anda yok oldu gitti.
EDEP rafta bir yerlerde kayboldu. Herkes her konuda alim,
kendi hayatında kral oldu. Herkes kabadayı, herkes, 18 canavarı yenmiş masal
kahramanı oluverdi.
Bir zamanlar söyleyenin kulaklarının ucuna kadar kızardığı küfürler,
selamlaşmada kullanılır oldu.
İnternet yolu ile işlenen suçlar ya da sosyal medyanın aracı
olduğu suçlar, çığ gibi arttı. Bir zamanlar kamera ve videoyu eğitim, kültür ve
sanat için kullanmayı beceremeyen, sadece pisliklerinde kullanan toplumumuz
şimdilerde sosyal medyayı aynı amaçlarla ve daha da vahşi kullanır hale geldi.
Aynadaki görüntüsüne aldanıp, kendisini insan ve adam sayanlar en bariz
küfürleri, hakaretleri, müstehcenlikleri ve ahlaksızlıkları 7 den 77 herkesin
okuyup görebileceği mahallerde paylaşarak aynada gördüğü sıfatın taban tabana
zıttı olduğunu kanıtlar hale geldi.
Birileri bu sistemlerle geziye çıktı, birileri ihtilal
yapmaya kalktı, birileri ne kadar kaliteli insan olduğu ispatına kalktı, birileri
halka afyon yutturmak için formüller icat etti. Hatta artık devletleri bile sosyal
medya aracılığı ile yönetme peşindeyiz.
Öyle ise bu sistemlerin bir EDEB i olmalı. Buna uymayanların
da bir kontrol sistemi olmalı.
Utanç noktalarının en ucundaki paylaşımları Şikayet etiğimiz
sosyal medya sitelerinin verdiği “Şikayet
etiğiniz konu incelendi. Topluluk kurallarımıza aykırı bir tarafı görülmedi”
şeklindeki cevaplar bu konuda koordineli ve gizli amaçları olan bir teorinin varlığını
kanıtlıyor.
Bunları düzenlemek ve bu yanlışlara engel olmak amacı ile
kurulmuş bir bakanlık ve ona bağlu birimlerin varlığı, yoklukları kadar gerçek.
Sabahtan akşama protokol kuralları icra etmek, ziyaret, kutlama mesajı ve üst
makamlara kalın dosyalar vermekle meşgul iken, toplumun depar atarak uçuruma gittiğini
görmelerine imkân yok.
TV kanalarındaki her saniyesi çığlık, nara, hakaret, küfür,
fuhuş, cinsellik, gasp, tabanca, bıçak, kavga intikam olan, komedi
programlarında bile 5 dakikada yüz kişinin öldüğü/öldürüldüğü yayınlar varken,
her gün akıl almayacak adli olayın olmasının sebebini düşünmek, sadece bizim
devlet yöneticilerimizin yapabileceği bir şuursuzluktur.
Her sosyal medya kullanıcısı da aslında bir kontrol görevi
olduğunu bilmelidir. Cevap verip tartışma ve kavga ortamına girmekten
kaçınanların engelleme gibi bir seçenekleri daha vardır. Üç harfli bir küfrü
görüp o şahsı engellemeyen o küfrü edenden daha büyük suç işler.
Devlet uyurken biz uyanık olmalıyız ve sosyal medyada yer
alıyorsak, kontrol görevinin bizim olduğunu bilmemiz lazım.
Bu günden tezi yok…









