Sıfır Kuşak
Mücevver Ünüvar KONUKSEVEN'den Çok Güzel Bir Analiz...
SIFIR KUŞAK!
1.Bölüm
Sevgili Okurlar,
Nesiller, özelde toplumların, genelde insanlığın varoluşunun
devamlılığıdır. Toplumların devamlılıklarıyla birlikte dilinin, kültürünün,
tarihinin ve inançlarının da devamını sağlar. Konfüçyüs' ün dediği gibi: "Insanlar
ve toplumlar gelecekleri ile ilgilenmezlerse, üzüntü ve kayıpları büyük
olur."
Bu açıdan baktığımızda, belki de günümüzde en önemli sorun
olmasına rağmen göz ardı edilen, 21. yy neslinin kötü bir durumda olduğu ve
bunu bir türlü kavrayamayışımız.
Maalesef “Anomi” yani normsuz, kuralsız nesillerin etkisinde
bir gelecek bizi bekliyor. Havada yaşayan, gerçeklerin farkında olmayan, bencil
kısacası sadece "Ben" diyen bir gençlikle karşı karşıyayız. Evet,
gerçek şu ki, böyle bir neslin bedeli çok ağır olacak.
Şu can alıcı soruyu sorarsak, içinde bulunduğumuz durumun
vehametini belki daha iyi anlarız. "Bugünün gençleri niçin bu kadar
özgüvenli ve iddialı, fakat bir o kadar da depresif ve kaygılı?” Gelin hep
beraber günümüz gençliğini mercek altına alıp, sebep-sonuç ilişkisini,
sonrasında da çözümünü bulmaya çalışalım.
Yeni nesil gençler, hastalık derecesinde yaygın bir
narsisizm, hayali bir iyimserlik, gittikçe artan kaygı ve depresyon içindeler.
Zorluk çekmeden, hemen her şeye sahip olan, sahip olduklarıyla yetinmeyip her
zaman daha fazlasını isteyen, hak etmediğini hakkıymış gibi gören, hayatın
gerçekliklerinden habersiz, duygusuz ve bencil bir nesil geliyor. Büyüklere
yapılan saygısızlık ne zaman büyümenin bir göstergesi haline geldi, ne zaman
otobüste yaşlılara yer vermemek için numara yapacak kadar kötü oldular? Artık
saygı nedir, kıymet nedir, alın teri nedir bilmiyorlar. Teknoloji ile sürekli
"iletişimde" gibi gözükseler de genelde çok yalnız ve mutsuzlar.
Geçmişte sokaklarda oynayan, kolay sosyalleşebilen çocuklar ne yazık ki artık
gitgide daha farklı olmaya başladı. Eskiden dışarıda buluşmaya gidildiğinde
sohbet sohbeti açar, vakit nasıl geçer anlaşılmazdı. Şimdi ise bir araya
gelinildiğinde, hal hatır sormadan önce telefonlara sarılır olundu ve bir araya
gelmenin önemi, anlamı unutuldu.
Hayatlarının odağındaki tek şey "Eğlenmek."
Eğlenemedikleri tüm zamanları kendilerine bir işkence olarak görüyorlar.
Kendileri için yapılan fedakarlıkların hiç farkında değiller. Kıymet
bilmiyorlar ve vefasızlar. Herkesi, kendilerine hizmet etmek için yaratılmış
gibi görüyorlar. İnsanlara verdikleri değer, onların isteklerini yerine
getirebildikleri ve ne kadar eğlendirdikleriyle orantılı.
Yapılan araştırmalar “yeni nesil çocukların” neşesiz, daha
içine kapanık, geleceğe dair umutlarının olmayışı, hiçbir arzuları,
heyecanları, hayalleri kalmamış olduğunu ve odaklanamama sorunu yaşadıklarını
ortaya çıkarmıştır. Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) hazırladığı son rapora göre;
çocuklarda antidepresan kullanımı İngiltere'de yüzde 54, Danimarka'da yüzde 60,
Almanya'da yüzde 49, ABD'de yüzde 26 ve Hollanda'da yüzde 17 oranında
yükselmiş, Turkiye de ise Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü
verilerine göre kırmızı reçete yazılımı artmıştır! Hepimizin de bildiği gibi
kırmızı reçete duygusal bozukluklarda kullanılan antidepresan ve hormon
düzenleyici ilaçları kapsamaktadır. Türkiye'de antidepresan kullanımını son 9
yılda yüzde 160 oranında en çok da gençler arasında artmıştır! Yayın
organlarında ise "madde kullanımı 11 yaşa düştü" diye sıkça duyuyor
veya okuyoruz. Sizce bu durum çok üzücü ve bir o kadar da düşündürücü boyutta
değil mi?
Peki, böyle bir neslin "Sıfır Kuşak" oluşmasının
nedenleri nelerdir ve kabahat kimde(!)?
1. Kültürel ve dilsel kopuş: Kültürel değerler gençler
arasında zayıflıyor, gelenek ve görenekler çözülüp yok oluyor. Dünyayı, tek
kültür haline getirmek isteniliyor ve dolayısıyla birçok kültür yok olmak
üzere. Bunda teknolojik gelişmeler ve yeni hayat şartları büyük etkiye sahip.
Unutmayalım ki yerel olmadan evrensel olamayız.
2. İnanç zayıflığı: Araştırmalar sonucu gençliğin, eskiye
göre dine daha az inandıkları ortaya çıkıyor. Hangi din olursa olsun inanç,
toplumu ayakta tutan en önemli unsurlardandır. Gençlerin gittikçe
inançsızlaşması; düşünmeyi, tefekkür etmeyi, uzun uzun kendilerini dinlemeyi,
sukutu unutarak manevi dünyaları erozyona uğrayıp "narsist doğuşu"
daha da hızlandırıyor.
3. Başarısız eğitim sistemi: Gençler, yetenekleri ve
istekleri doğrultusunda okul seçemiyor, gelecekte ne olmak istediklerini, neye
yatkın olduklarını bilmiyorlar. Ne tutarsa mantığıyla okuyup yaşıyorlar.
Yıllarca süren sınavlarla uğraşıyor ve üniversite bitirmek iş garantisi
vermiyor. Hayatları, üç harfliler gibi korkulan sınavlarla sarılmış. Bütün
bunlara bir de sürekli değişen eğitim sistemi de eklenince sonuç kaçınılmaz
oluyor.
4. Medya: Günümüz TV programları, müzik, dizi, filim ve
subliminal mesajlar aracılığıyla gençlere hatta ve hatta ailelere
"istediğin her şeyi yapabilirsin" psikolojisi aşılanmakta.
Bireysellik, sosyal normlara uyum, ahlaki tavır ve tutum, tüketim
alışkanlıkları, sorumluluk duygusu gibi birçok açıdan yapı bozulmakta ve tembel
kişilikler oluşmaktadır. Bu bireylerin, ileriki yıllarda hayatla baş başa
kaldıklarında, havada uçan ayaklarının derinlere saplanması ve getirisinde
mutsuzluk kaçınılmaz hal alıyor. Sürekli açılıp duran ileti pencereleri, akıllı
telefonlar, sosyal medya ve video oyunları, Youtube algoritması genç beyinleri
iğfal ediyor.
Sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle dilde yozlaşma
başlayıp, bir bakıma ortak dilimiz gidip, yerine yalnızca gençlerin
anlayabildiği bir dil daha doğuyor.
Örnek olarak, gençler arasında sıkça söylenen kelime veya
cümlelerin bir kaçına göz atalım.
Efet, diil, olum, nese, gitmio...
Size garip gelse de yeni nesil gençliğin kullandığı
kelimeler bunlar.
Bir de kısaltılan cümleler var ki, anlayana aşk olsun.
Kib, As, Hg, Aeo ya da aeol, Ss: 1 şey, Nbr, Aro, Oss...
Mesela; "oss." ÖSS sınavıyla bir ilgisi olduğunu
aklınızdan bile geçirmeyin. Çünkü "o senin sorunun" demekmiş.
Ya da
"Aşkların en büyüğü, kendini sevmektir."
"Kendim olmaktan gururluyum."
"Hayat, bireyin ihtiyaçlarına odaklanmalı."
"Yaptığım hiçbir şeyden pişman olmam.”
...
Sizce de bunlar birçok şeyi açıkça ortaya çıkarmıyor mu?
5: Aile: 0-6 yaş arasında, insan kişiliğinin çekirdek kısmı
oluşmaktadır. Yaşamın ilk yıllarında öğrenilen ve kazanılan davranışların
kalıcı etkileri nedeni ile ANNE VE BABALAR çok önemli kişilerdir. İlk
öğrenilenlerin iyi, güzel ve doğru şeyler olması hem çocuk hem de toplum için
büyük değer taşımaktadır.
Kişilik temelinin oluştuğu bu yaş diliminde anne-babaların
tavır ve davranışlarının çocuklar üzerindeki etkisi büyüktür.
Nesillerin oluşmasında ki en önemli ve temel taşı olan
beşinci madde "Aile" yi bir daha ki sayıda daha geniş ve detaylı bir
şekilde ele alacağım.
Atatürk'ün: "Bütün ümidim gençliktedir." diye
söylediği gibi gelecek kuşakların teknoloji bağımlısı, doğaya, kendine ve
gerçek hayata uzak, tüketim ve haz odaklı, narsist, kuralsız bir kuşak yani
“Sıfır Kuşağı “olmasını istemiyorsak, önlemler almalı, genç nesillere yol
gösterici olmalıyız. En önemlisi de sevgi, saygı, sorumluluk ve bilinç gibi
erdemlerin, bilgiden çok daha önce ve önemli olduğunu çocuklarımıza
anlatmalıyız.
Unutmayalım ki; gençlere değer veren, onları en iyi şekilde
yetiştirerek kişilikli ve özverili kuşaklar olarak yarınlara hazırlayan
uluslar, geleceğe güvenle bakabilirler. Ünlü filozof Aristoteles' in sözleriyle
yazıma burada ara veriyor, bir daha ki sayıda sizlerle buluşma temennisiyle,
iyi okumalar diliyorum.
"Gençlerin yetişmesine önem veriniz. Çünkü en küçük
ihmal ülkenin yapısını ve istikbalini mahveder.” Aristoteles,
Saygı ve sevgilerimle,
Mücevver Ünüvar Konuksever









