Mı Acaba?
Ne zaman bitecek? Bu DENEY ne zaman sonuçlanırsa o zaman…
Mı Acaba?
Korono kelimesini ilk fotokopi makinesi aldığımızda yaklaşık
50 yıl öncesi duymuştuk.
Fotokopi makinelerinde en çok başımıza dert olan bir şeydi.
Birkaç mikron kalınlığında saç teline benzeyen 30 santimlik bir telceğizdi.
Altın falan denir, bizlere kazık fiyattan satılırdı. Sonradan öğrendik ki
metresi 3-5 kuruşluk bir şeymiş. Sık sık bu tel kopar makine devre dışı
kalırdı. Elektrikle yüklenerek ısınır ve görüntüyü kağıda aktaran drama statik
elektrik yüklerdi.
Tıpkı korono virüsünün akciğerlere su yüklemesi gibi…
Nereden çıktı bu virüs?
Nereden çıktığı hep bir muamma kalacak gibi görünse de
koronosuz yatıp koronosuz kalkmak toplumun tüm benliğini sardı.
Şimdi başka bir soru daha fır fır dönüyor. Ne zaman bitecek?
Bu DENEY ne zaman sonuçlanırsa o zaman…
Deney mi? Salgın değil mi? Böyle bir deneyi kim yapar, neden
yapar, nasıl böylesi bir vicdansızlık sergiler, bu bir şehir efsanesi mi? Yok
canım…
Ama ACABA?
Hayvanlar hayatta kalabilmek için yerler ve barınak
oluştururlar. İnsanoğlu doydukça daha çok ister ve doyma isteğinin önüne
yücelme içgüdüsü geçer.
Neredeyse tüm kurgubilim eserlerinin ana teması dünyaya
hakim olmak ve tek merkezden idare etmektir.
Son bir ay gibi bir zaman dilimine bakarsak öne çıkan
kavramlar var.
Sanal alışveriş, uzak temas, münzevi yaşantı zorlaması,
sanal eğitim, hızlı iletişim, sanal bankacılık vb…
Bunların sağlandığı tek alan da bir çağa adını verecek olan
internet.
İnternetin kalbi de başta avrupa olmak üzere düm dünyanın
artıklarından oluşan amerikadaki meşhur “Silikon Vadisi”
Zaten kurgubilim oyun ve filimlerin menşei olan amerikanın,
bu konulardaki üretim merkezi de orası…
Şehir efsanesi sayılabilse de tüm gidişat böyle ipuçları
veriyor.
Düşünmeyen, iletişimde bulunmayan, iletişimi tek merkezden
alan, fikir alışverişi yapamayan, sanal değerlere körü körüne bağlı, tek
komutla yatıp kalkan milyarları hayal etmek sağlıklı beyinlerin işi değil ama
durum onu gösteriyor.
Şu an tüm dünyayı piksel ve baytlarla sarmış olan sanal
teknoloji dünyayı yönetmeye aday gibi görünüyor. Üstelik öyle birkaç aylık,
yıllık değil belki bir asra yayılan bir süre içinde.
İşin siyasi boyutunu ileri sürenler yanıldılar, zira avrupa
birliğinden amerikaya, pis millet israilden imanla korunuyoruz denilen ve
dünyada tek İslam Cumhuriyeti adı ile İslamdan başka her şeyi yaşayan ülkeye
varıncaya kadar bu virüs, valizi elinde dünya turu yapıyor.
Lüksün tavanlarını delmiş, ahlaksızlığın yedi kat
derinlerine inmiş, kapitalizm iliklerine işlemiş ve evrensel güzel değerleri
kökten silmiş bir küresel çöplük olan dünya, “bir düzene ihtiyaç duyuyor”
görüntüsü hakim.
Aklı var, fikri var ama edebi olamayanlar, zaman zaman böyle
düzene sokma deneyleri yaptılar. Hitler, Mussolini, Stalin, Mao, Humeyni gibi
psikopatlar milyonlarca canı telef etme pahasına güya dünya düzenini raya
oturtmaya çabaladılar. Ama bu gün tarih her birisini birer cani olarak kara
sayfalarda gösteriyor.
Bu gün de doymak bilmez kazanma hırsı ile birleşen, sapkın
düzen verme hevesi, böyle bir deneyi uyguluyor olamaz mı?
Çürük elma olan yaşlıları temizlemek, ekranlar aracılığı ile
eğitilen, duyuları ile yaşayıp duygularını öldürmüş nesilleri, sanal paralarla
köle yapıp, besi ahırlarındaki sığır sürüleri mantığına çevirmek için toplumda
korku, panik, endişe, vehim, stres, bunalım oluşturup “alın çözüm bizde”
diyecekleri bir senaryo olamaz mı?
Mı acaba…
Korono teli bugün toplumun bam teli gibi, Korono virüsü
olarak karşımızda.
Belki de tüm dünya halklarına korono telinin yaptığı statik
yüklemeyi korono virüsü ile psikolojik yükleme yapıyor. Binlerce yıldır bu
dünyada yaşayan ve çinlilerin tükettikleri hayvanların üstüne yıkılmaya
çalışılan bir bela, hayvanlaşmış insanların eseri olamaz mı?
Konunun uzmanı olmadığımızı daha önce de belirtmiştik. Tüm
bilgimiz iletişim kanallarından edindiğimiz kadar. Ama kafamızda dönen sorular
bir boran/hortum seviyesinde olunca içinden ayıklamak bir hayli güç oluyor.
Devlet olarak siyaseti listenin başına yazıp, birbirimizi
yemekten vazgeçip de bilim, teknik ve üretimde bize yakışanı yapsaydık, bu sorular
sütliman bir ortamda anında cevabını bulurdu. Cevap bulmakla kalmaz çözümleri
de bir tokat gibi sorunların suratına vurulurdu.
Birkaç arkadaşı ile bir yoldan geçen Peygamberimiz bomboş
oturan bir adama selam vermeden geçer. Yanındakilerin dikkatini çekmiştir ama
bir anlam veremezler. Bir süre sonra aynı yoldan geri dönerken, Mübarek bu
sefer hoş bir selam verir. Bizcileyin meraklı birisi dayanamaz sorar: “Giderken
aynı adam aynı yerde oturuyordu ama Siz gördünüz halde selam vermediniz.
Dönüşte ise verdiniz. Neden?” Örnek cevap gelir: “Biz giderken bomboş oturuyor
hiçbir iş yapmıyordu. Dönüşte ise en azından bir dal parçası almış önündeki
toprağı eşeliyor, ne olursa olsun bir iş yapıyordu”
“Ali ata bak, Uyu uyu yat uyu yat yat uyu, türban mı bira
mı, Atatürk mü Tayyip mi, gezi mi Beştepe mi, falanca şıh mı feşmanca
hocaefendi mi, kpss mi mülakat mı, avrupa mı ortasya mı, dolar mı avro mu” diye
diye kullandığımız mal ve hizmetlerin yüzde 80 inde dışa bağımlı bir Millet
olunca fikirler boran/hortum oluyor ve korunma içgüdüsü ile çözüm arayışını
bile unutuveriyoruz.
Böyle devam etsek mi, yoksa bu korono virüsü nedeni ile
Türkiye’de yeni bir atak mı gerçekleştirsek… Bir devrim… Kendimizi tanıma ve
özümüze dönme devrimi…









