Medya ve Medya Okuyuculuğu
Kamuya belirli konularda haberi, fikir ve kültürü aktarmak üzere yayın yapan her birim bir basın organıdır.
Medya ve Medya Okuyuculuğu
Toplumda okuma yazma oranı oldukça yükseldi.
Bu yeteneği kimler nasıl kullanıyor? Bu konu okuryazar olmak
kadar önemli bir konudur.
Okumak bilgi dağarcığına ve hayatı kolay yaşamanın
şartlarına büyük bir katkı sağlar. Temel hayat kurallarından bir ya da birkaç
konuda uzmanlık kazanılıncaya kadar mutlaka okur olmaya ihtiyaç vardır.
Okunacak şeyleri üretmek de yazarlıktır. İsterse bir paragraf,
ister ciltler dolusu kitap olsun bilgi içeren yazıları üretenler bir anlamda
yazardır.
Öte yanda bir de fikir özgürlüğü kavramı vardır ki nefes
kadar, ekmek su kadar önemli bir kavramdır. İnsanlığın temel şartıdır.
Fikir özgürlüğü kapsamında üretilen ve ifade edilen fikirler
ise toplumların kültür yapısı ile sınırlıdır.
Tüm bu olgular yazılı ve görsel yayın organlarını ortaya
çıkarmıştır. Çağlar boyunca taş tabletten dijital ortama gelinceye kadar, haber
içeren ve bunları topluma ulaştıran bu tür yayın organları, genelde birer medya
ürünüdür.
Daha, çok kısa bir zaman dilimi öncesi milyonlar basan
gazeteler, düğmesi hiç kapanmayan radyolar, ekranları kararmayan televizyonlar
bile günümüzde nerede ise yok olmak tehlikesi ile karşı karşıya.
Onlarca hizmeti bünyesinde barındıran akıllı telefonlar da
artık olmazsa olmaz bir ihtiyaç olarak görülüyor. (radyo, tv, gazete, dergi, fotoğraf
makinesi, telefon, takvim, ajanda, adres defteri, ses kayıt cihazı, kütüphane,
müzik çalar, not defteri, arşiv, albüm, el feneri, hesap makinesi, tercüman,
teleks, faks, mesafe ölçer, baramotre, termometre, banka, sağlık cihazı vb…)
Tüm bu imkânlarla kullanılan dijital ortamlardaki gelişmeye
paralel olarak da bu imkânları kullananların eğitimi ve resmi yaptırımlar
gelişemedi. Hala Türkiye’de özel televizyonlara, dijital yayın organlarına ve
dijital ortamda işlenen suçlara kalıcı köklü ve adil yasalar ortada yok.
Hal böyle olunca da bu konular insanların vicdanına ve
kültür seviyesine kalıyor.
Bu noktada gerek yazılı gerek görsel ve gerekse dijital
yayın organlarına kısaca değinelim.
Bunları üretenlere basın mensubu, gazeteci, medya mensubu
gibi sıfatlar verilse de bu görevi ifa edecek kişilerde bir diploma şartı yok.
Bu aslında fikir özgürlüğü adına bir avantaj, dileyen dilediği yayın organını
çıkarabilmeli ya da o organlarda fikirlerini savunabilmeli.
Peki hangi sınırlamalarla?
İsterseniz önce bir basın organı nedir ona bakalım…
Kamuya belirli konularda haberi, fikir ve kültürü aktarmak
üzere yayın yapan her birim bir basın organıdır.
Bu yayınlar öncelikle mevcut yasalara uygun şartları yerine
getirerek yayın yapmalıdır. Yayınlarında yasalara aykırı yayın içeriği bulunmamalıdır.
Bu tür yayın organlarının legal (yasal) olması için mutlaka
bir kimlikleri olması gerekir. Bu kimlikte sorumlu ve yetkili kişilerin adlar
açık adresleri yayın organının hazırlandığı mevki makamın tam adresi hiçbir
tereddüte mahal bırakmadan net olarak yazılmalı veya bildirilmelidir.
Bunun dışındaki her türlü yayın korsan kabul edilir.
Edilmelidir. Güvenlik güçleri bunun farkına varmaz ise vatandaş bildirmeli, bu
tür yayınlardan ve yayınlayanlardan uzak durmalıdır.
Bu konuda ülkemiz tam bir keşmekeş içindedir. Binlerce
kimliği belirsiz kişi dijital ortamlarda çok çeşitli isimlerle topluma zehir
akıtmakta, kirletmektedir.
Peki bunları yayınlayanların uyması gereken şartlar da var
mıdır?
Konuyu basitleştirmek adına 2 bölümde inceleyelim.
Öncelikle haberlerin bir kıstası olmalı. Bu kıstas çok
bilinen şekli ile 5N 1K dır. Bunu güya herkes bilir de son yıllarda bin haberin
birisinde rastlarsak mutlu olur hale geldik.
Nedir bu 5N 1K?
N1= Ne olmuştur
N2= Ne zaman olmuştur
N3= Nerede olmuştur
N4= Nasıl olmuştur
N5= Niçin olmuştur
K1= Olaydaki kişiler kimlerdir.
Bunlar bir cümlede bile ifade edilebilecek bilgilerdir. Ama
iyi bir haber sekreteri bunları okuyucuyu sıkmadan ve kolay okunması adına
birkaç cümle ya da paragrafta işleyebilir.
Tek cümleye örnek vermek gerekirse: “Bu gün 00.00.0000 Pazar
günü şehrimiz Güzelbelde’nin Gülçiçeği Mahallesinde Ayşe Güllü ve Fatma
Karanfilli, Ayşe Hanıma ait evin balkonunda buluşarak, uzun süredir görüşmeme
hasretini gidermek için, keyifle 5 çayı içtiler.”
Peki bu bilgilerden başka ne bulunabilir?
Görgü şahitleri (isim ve izinleri saklı kalsa bile olmak
zorundadır) yetkili kişi açıklamaları, konu hakkında toplumda kabul görmüş yetkili
ve uzman görüşleri.
Haber türleri birkaç kategori ile sınırlansa da aslında çok
daha fazladır. İşte bu noktada haberin temin ediliş şekli devreye girer.
Sokakta iki kişinin sohbetinde geçen olay haber olmaz, ya da bir konuda gıcık
oldu isek oturup o konuyu haber yapamayız. Haberin mutlaka bir kaynağı olmalı
ve teyit imkânı bulunmalıdır.
Çok şahit olduğumuz hadiselerdendir. Sırf bu konuda sazan
olarak bilinen meslektaşlarımızı atlatmak üzere rastgele bilgileri ona duyurup
teyit etmeden yayın organında yayınlatıp bunu bir eğlence yapanlar çok
olmuştur.
Her haberin mutlaka resmi ya da gayrı resmi de olsa en
yetkili kişisi tarafından teyit edilmesi şarttır. Haber kaynağı haber metninde belertilmese
bile haberi hazırlayan tarafından bilinmeli ve teyit gerektiği zaman da bu
bilgi elinde olmalıdır.
Güzel Türkçe ve akıcı bir anlatım mutlaka şarttır. Kendimizi
bildik bileli binlerce kitap okuduk, ömrümüz okuma ve yazma ile geçti, elli
yılı aşkın da gazetecilik mesleğinin hep merkezinde olsak da 10 sefer okuyup da
anlamadığımız haber metinleri bizi kahrediyor.
En çok duyduğumuz söz ise “Hocam ancak bu kadar bilgi
alabildik, kimse bir şey söylemiyor?
Eee, o zaman yapma be kardeşim o haberi yapma. Birisi silah
mı dayadı beynine. Bir aşçı yenmeyip çöpe dökülecek aşı neden pişirsin. Ama sen
aleyhinde gülünecek, dalga geçilecek, belki de daha ağır laflar edilecek bir
üretimi yapınca kazanıyor musun, kaybediyor musun?
İkinci bir savunma da “elimden bu kadarı geliyor.” O zaman
da o elleri başka bir meslek, daha güzel işler yapacak alanlarda kullan be
kardeşim.
İşin fikir yazıları, yani makale vb. bölümü ise başlı başına
bir kitap konusu. Tabi yayın organı
sahip ve sorumluları da öyle her gönderilen yazıyı hatır için, sayfam boş
kalmasın diye yayınlayarak büyük bir kültür katliamına alet olmamalıdır.
Bu konuda 4 yıllık okullarda öğretilen bilgileri birkaç
satırla vermek imkânsız elbette, bu özetle işin okuyucu kısmına geçelim:
Okuma be kardeşim… Okuma… Bu özellikleri içermeyen yayın
organı babanın oğlunun da olsa okuma. Dijital ortam imkânları ile takibinden
çıkar, gerekirse engel koy, altına yorum yazarak eğitmeye kalktığın kişi bil ki
seni cehaletle suçlayacak. Çünkü o yaptığı işte kendini yeterli görüyor ki
yapıyor.
Her servis edileni okuma, okuyunca başın göğe ermeyecek…
Okunacak kaliteli yayın organı konusunda seçici ol ve destekle hem de…
Ayrıca aynı haberi ya da metni mutlaka şüphe ile araştır.
Bunu yazan çizen de bir insan. Belki yanlış yaptı, belki başka bir amacı vardı,
belki bir kasıtlı işlem yapıyor… Üstelik bu çirkinlikleri yapanların çok
arttığı günümüzde her yazılana ve her paylaşıma inanmak kadar tehlikeli bir şey
olamaz. Amiyane tabiri ile sazan olmaya gerek yok. Sonra bu tür şeyleri
yapanlar “sazan havuzuna bir yem atalım” diye topluma hakaret etmekte ve buna imkân
veren yine bu tolumun kişileri oluyor.
Konunun önemine binaen normal makale uzunluğu hudutlarını
çok aşan bu yazıda belki de eksiklerimiz bile kaldı ama sabrınıza teşekkürler…
Saygılarımızla…









