Karamanlı ile Karaman Dertleşti.
-No’lacak senin bu halin? Mezbelelik olup gidersin.
Karamanlı ile Karaman Dertleşti.
Bağdaşı kurdu bir Karamanlı. Yüksekçe bir yere…
Karaman kuşbakışı karşısında idi. Uzun uzun seyretti.
Beton bir labirent arasında kaybolmamış eserlerden bir kaçını görebildi.
İpekyolu kervanlarının geliş istikametine baktı, sonra gidiş istikametlerine.
Tarih canlandı gözünde. Tozu dumana katan atlılar, develerden oluşan kervanlar.
Tarladan dönen köylüler. Ders verilen 17 medrese. Demircilerin çekiç ve örs
seslerini duydu. Minarelerin şerefelerinden ezan okuyan bülbül sesli
müezzinlerin seslerine çan sesi ile eşlik eden koyun sürülerini.
Hamza zindanında kaçamak yapan avare gençlerin naralarını.
Ramazan iftar topları ile kendine geldi.
Tarih yok olmuş, tarih bu günkü tarih olmuştu…
İç geçirdi ve seslendi Karamana:
-No’lacak senin bu halin? Mezbelelik olup gidersin.
Fısıldadı yorgun Karaman:
-Bana değil Karamanlıya sor sen bunu…
-Haklısın dedi adam. Haklısın ama bu günlerde Karamanlı
bulmak zorlaştı. Karamanlı sandıklarımız da Karamanlı olmuyor. Hem onlar da
senden lafı alıp çıkarlarına göre şekillendirip birilerine satıyorlar.
-Sen de haklısın dedi Karaman. Sen de haklısın ne diyeyim.
-Yıllarca ceza evi yapılan tarihi bir yapının içinde nadir
fresklerin olduğu tesadüfen öğrenilen, Kalesinde bir şehir olduğu temizlik
çalışmalarında anlaşılan bir şehir oldun gittin.
-O kadar mı dedi Karaman? Hanlarımı, konaklarımı, bedestenlerimi,
onlarca medreselerimi, hatta pek çok saldırılara direnmiş kalelerimi siz
yıkmadınız mı? Bak şu karşındaki Kaf Dağına… (Karadağ) Siz demiyor musunuz bin bir
diye. Evet, bir o kadar yapım vardı o dağda. Kaçını bıraktınız. Son yüz yılda
bile çoğu ayakta idi. Kulübe yapmak için sarayları yıktınız.
Sustu adam. Mahcuptu.
Daha kederli bir sesle devam etti Karaman:
Daha dün yeni imar yerleri açtınız, yürünecek yolu,
yaşanacak şartları yok. Capcanlı, cıvıl cıvıl bir şehri yok edip beton cezaevleri
inşa ettiniz çile dolduruyorsunuz o evlerde. Bir Kırmahallem vardı. Beton bir
katmanla örtünüz üstünü, bir kuruş fazla kazanmak için yolsuz, sokaksız, domino
taşı gibi, sözüm ona evler diktiniz. Yaşamayı, hayatta kalmayı nasıl
başarıyorsunuz o ucube yapılarda, hayret!
Güya eski konaklarıma sahip çıktınız. Yanlış yapanları
taklit edip, kopyalayıp kuşa çevirdiniz. Sadece “yaptık” demek için yaptınız.
İçleri boş çürümeye terk edilmiş ve amaçsızca ağlıyor o konutlar.
Benim eskiden sadece camilerim yoktu. Medreselerim vardı.
Külliye idi onlar. İçinde cami, hamam, bedesten, han ve imaret barındırırdı.
Canlı idi yaşardı. Yeşil ile iç içe idi. Bir yanı bostan bir yanı gülistandı.
Bir şişe rakı parasına gasp edenler, devlete hükmetme cüreti gösterenler zimmet
eyledi. Şimdi o külliyeler on parça oldu. Dokuzunu yıktınız, birine de kuş
kondurdunuz.
Onun içindir ki Hatuniyem dilsizdir susar.
Helaya dahi otomobille giden bir toplum oldunuz. İyi de o
otomobilleri hangi yolda yürüteceğinizi, inince nereye bırakacağınızı neden
hesap etmediniz.
Okullarımı yıktınız. Haçlıdan kampüs diye bir kelime alıp
yavrularınızı kölelere çevirdiniz. Evinden çıkıp köşe başındaki mektebine
gidip, dinlenme saatlerinde evine gelip, ihtiyaç gideren bebe şimdi güya
taşımalı sistem dediğiniz saçmalıkla, daha sabi beyni ile her sabah gurbete
gidiyor. Ev, aile, mahalle, komşuluk, dostluk kavramlarından uzak sözüm ona
eğitiliyor. Ruhu yaralı bebeler, gelecekte kara vicdanlı, ruhu ölü bireyler oluveriyor.
Adam yutkundu, gözlerini kırpıp düşecek yaşlara engel olmaya
çalıştı. Efkârdan bir nefes koyuverdi:
-Of ooofff.
Kızdı Karaman:
-Oflama, hiç oflama, Karamalı diyordun ya işte Karamanlı.
Bu sefer adam kızdı:
-Ben üstüme düşeni yapmaya çalıştım. Çabaladım. Daha çocuk
yaşımdan beri bir şeyler olsun diye uğraştım. Olmadı, olmuyor, olacağına da
ümidim her geçen gün azalıyor.
Bu sefer derin bir “of”
Karamandan geldi…
Adam sordu:
-Sen şahitsin. Daha çocuk yaşta, şu tarihte, ben bu
konularda fikirler ileri sürmedim mi? Karaman yararına ileri sürdüğümüz
fikirleri birileri alıp, kendi fikri gibi kullanmadı mı? İyi kullansın,
nihayetinde Karaman kazanır, kimin düşündüğü, kimin yaptığı değil, yapılan
güzellik önemli dedik. Ama baktık ki her fikir bir ya da birkaç kişinin cukkası
için kuşa çevrilmiş. Zamanla bu tür fikirlerden nemalanan çeteler bile türedi.
Baktılar ki o fikirde cukka yok, fikrin olumsuzlukları için
bin kılıf uydurmadılar mı?
Tek tük ortaya atıp uyguladığımız, gece gündüz emek
verdiğimiz eserlere kendi imzalarını atıp siyaset veya ticaret çıkarı emtia
haline dönüştürmediler mi?
Seni düşünen üç beş kişi kaldı. Onların bir araya
geldiklerini gördükçe çıldırmadılar, onları birbirine düşürmediler mi? Onların
yönetimin üst kademesine gelenleri, ya da kararların merkezi Ankara’ya
gidenleri, çembere alıp gırtlağını sıkıp, kendi çizgilerine sokmadılar mı?
Kararların merkezi Ankara’ya gidecekleri liyakatlilerden
değil de en iyi kumanda edilen şaşkınlardan seçmediler mi?
Sana kötü davrananları eleştirenleri Sana ve tüm Vatanımıza
ihanet eden hainlere havale etmediler mi? Onları tetikçi tutmadılar mı?
Daha sayayım mı? Binlerce çabamız boşa çıktı maalesef. Sen şahitsin
tümüne…
Karaman canı gönülden ve sökülmüş, kan damlayan ciğerinden
bir sesle usulca:
-Haklısın diyebildi.
-Sen de bana Karamanlıya sor diyorsun.
Dedi adam.
-Hani bul Karamanlıyı da sorayım. Bu anlattıklarım sendeki
bir çakıl tanesi kadar. Gerisini sen biliyorsun.
Sustular, Karaman sustu, Karamanlı adam sustu. Kuşbakışı Karamanda
kornolar çalınıyor, havai fişekleri atılıyor, adım başı gönül yaralayan, kulak
tırmalayan şaşkın müzikler yükseliyordu, köşe başlarında uyuşturucular, lüks
mağazalarda parası haçlılara giden ürünler satılıyordu. Genç delikanlılar cep telefonlarının son modeli
hakkında bilgi sergiliyor, birbirlerinin bedenlerinde bıçaklarının keskinliğini
deniyordu, genç kızlar mahrem tenlerinin hangi noktasını daha iyi teşhir
edeceğine karar veremedikleri, türbanların altına daha darı nasıl olur diye
giysiler arıyorlardı.
Aslında aradıkları önlerinde olmayan bir eğitim sitemi ve
kültürel yapı idi. Aradıkları gelecekleri, bu geleceği inşa etmek için içlerindeki
enerjiyi harcayacakları ortamlardı.
Karamanlı, haçlı emperyalizmine kapılıp, kendini kaybedip de
para ile tanışınca, Karaman can çekişmeye başlamıştı.
Karaman can çekişiyor, adam kuşbakışı onu seyrediyor,
çaresizlikten sessizce inliyordu. Acıyı Karaman yaşıyor, Karamalı Adam
hissediyordu.
Her yıl gelip geçen göçmen kuşlar bile merak ediyordu:
Bu Karaman nereye gidiyordu?
Karaman – 2019 Ekim









