Karamanın Bitmeyen Hikayeleri
Şu an başımıza bela 5 harften oluşan 3 kelime: BEN, SİZ/BİZ
Karamanın Bitmeyen Hikâyeleri
Geçmişte bir
gün Cumhuriyet Parkında karşılaştığım bir büyüğümüzle sohbet ederken “keşke
krallık, padişahlık olsa” gibi bir laf etmişti.
Elbette
hemen karşı çıktık ve demokrasinin o vazgeçilemez erdemlerini bir bir
sıraladık.
Ama Aksakal
bizi susturdu. “Bakın guzum; şu şu işleri önceki adam yaptı, yeni seçilen yıktı,
yeniden yaptı. Şu şu işleri de önceki başlattı yeni gelen öylece bıraktı başka
işlere başladı. Krallık, padişahlık olsa, yeni gelen babasının hatırına eski
işleri yok etmez, yenilerini ilave ederdi” demesin mi?
Haklı idi ve
diyecek bir şey de bulamadık.
Fani
ömrümüzde de pek çok üst kademe yöneticisi ile çalışma fırsatımız oldu. Kimi
seçimle kimi de atama ile geldi.
Bu Aksakalın
dediklerini de hep gördük, hep yaşadık.
Kandil
mesajlarının bile bir öncekinden kopyalanıp ilave ve çıkarma yapılarak
yayınlandığı bir ülkede yaşıyoruz.
Aşırı
kinlenmiş siyasi grupların ülkesinde yaşıyoruz.
Kurumların
ve kuruluşların bir hafızası vardır. Buna arşiv denir. Kimi raflarda kimi se
izbelerde saklanır. Aslında çok da nadir el atılır. Bir soruşturma, bir teftiş
vs. olacak da arşivlere bir göz atılacak.
Ama kurum ve
kuruluşlarda önemli bir hafıza daha vardır ki o da yazılı olmayan bir
hafızadır. Kaydı küreği yoktur. O bilgiler insanların hafızalarında,
tecrübelerindedir.
Yönetimin
üst kademesi değişince, ilk iş olarak yakın kademedekiler bir bir şutlanır ve
yerine liyakatine bakılmaksızın birileri atanıverir. O şutlananlar içinde, o
yazılı olmayan hafızalar dikkate bile alınmaz, nerede ise bir an önce onlardan
kurtulunmaya çalışılır ve sesleri çıkmayacak tedbirler de alınır.
Şu fani
ömrümüzde aksine hiç rastlamadık.
Aksine,
kendimiz bu kurala karşı çıkmaya kalktığımızda da aşırı bir baskı ile de
karşılaştık.
Toplumun
ömrü tekrarlarla geçip gidiyor.
Ali yapıyor
Veli bozuyor, Mehmet geliyor Alinin yaptığını kendi fikri olarak ballandıra
ballandıra tekrar başlatıyor, bir Veli tekrar geliyor. Hasan ile Hüseyin de
seyrediyor. Konuya müdahil olması gereken sorumlu Ahmet’e soruyorsunuz neden
müdahale etmiyorsun diye. Cevabı net ve kati oluyor. “Türkiye’de demokrasi var
herkes kendi icraatını yapmakta serbest.”
Kaybolan
zaman, emek, maddi varlık, hayaller, hevesler, ortaya konulacak hizmetten
faydalanmadaki gecikmeler vs vs…
Kimin
umurunda…
Bu fikir
benim, başka yolu yok dayatması normal…
Öyle ya,
toplum bir hale geldi ki tam bir balık hafızası. Ahmetler çıkıp da “bu iş daha
önce başlandı. Yarım kaldı. Sizden önceki, yarım kalanı da yıktı. Şimdi siz
kendi fikriniz olarak ilan ediyor ve başlatıyorsunuz. Sizden sonraki de bunu
yıkmasın veya kendi fikri olarak topluma dayatmasın” demiyor.
Dese de
alacağı cevabın pek çok şıkkı var. “Sana ne? Senin paranla mı yapıyoruz?
Başkalarının davulunu dövme… Sen kimin ajanısın? Bir sen çıkıyorsun böyle
konularda ortaya be, sen ne kadar sivrisin. Derhal bu yazıyı kaldır. Vs vs.”
Resmi sıfatı
taşıyan her kurum devletin bir birimidir. “Devlette devamlılık esastır” düsturu
kurulmuş tüm Türk devletlerinde temel prensip iken günümüzde artık yok
olmuştur.
Hizmette
üretim kısırlığı, kabızlığı, maliyet yüksekliği, gecikmeler, amaca uygun
olmayan uygulamalar ve takip edilmeyen projeler büyük sorun haline geldi.
Karamanda
pek çok tesis yapıldı. İhtiyaç duyuluyor iddiaları ile yapıldı ve amaçları
belli idi. Bugün bomboşlar. 10 yıl önce yapımına başlanmış ama bir takım kötü
niyetliler tarafından engellenmiş projeler yeni akla gelmiş gibi lanse edilmeye
başlandı.
Herkes
yerçekimi kuralını yeniden keşfetmeye çok meraklı…
(Serbest
bölge, Lojistik Merkez, Çevre Yolu, Taş bina, Hatuniye, Dağ Oteli, Atatürk
Kültür Merkezi, Lütfi Elvan Fuar ve Kongre Merkezi, Adını bir türlü
bilemediğimiz o bölgedeki bir bilim merkezi, Seyir Terasları, Türk Dünyası
Kültür Parkı, Necmettin Erbakan/Piri Reis Parkları, Sertavul ve Kuşyuvası
tünelleri, Milyonlarca kitaba erişim sağlayacak Dijital Karaman Kütüphanesi,
Aktekke Kent Meydanı, Tapucak Mahallesi, Çeşmeli Kilise, Tartan Evi ve 10 a
yakın konak, Kent Ormanı, Gökçe Çamlığı, Bisiklet Yolları, bin kişilik
seyirciyi görmeyen bir stad varken yapılan 15 binlik stad, Hızlı Tren, Cer
Atölyesi, Oto/Moto Kros Alanları, Regülatör Bölgesi Piknik Alanı, Organize
Mermer ve Hayvancılık Siteleri, Hava Alanı… (sadece örnekleri saysak bir makale
boyutunda olacak)
İhale
aşamasına kadar gelen bazı projeler kuşa çevrilip zafer çığlıkları ile
sahiplenildi.
İhtiyaç ise
kim yaparsa yapsın, yeter ki ihtiyaca cevap verecek şekilde yapsın önemli olan
bu değil mi?
Ama öyle
değil.
Fikir bizden
olmayan birisinden çıkıyorsa o fikir iyi değil. O fikir bir acil ihtiyacın
karşılanmasına yönelik olsa bile tu kaka.
Ya da fikir
bir ihtiyaca yönelik ve çok da güzel ama uygulayan karşı siyasi görüş olacak,
onların hanesine yazılmaması için kalsın bakalım, hemen engellemeye başlayalım.
Bize imkân tanınırsa biz yapar payeyi de biz toplarız.
Geldik işin
bam teline…
İşin Bam
teli SİZ ve BİZ…
Kim bu siz
denilenler, kim bu biz denilenler?
Siz
denilenlerle biz denilenlerin mezarlıkları ve ahiretleri farklı mı?
Onların
cennetleri sadece kendilerine, cehennemleri de karşı taraftakilere mi ait?
Siz
denilenler ile biz denilenler farklı memleketlerde mi yaşıyor, ya da yarın
onların evlatları farklı memleketlerde mi yaşayacak?
Şu an
başımıza bela 5 harften oluşan 3 kelime: BEN, SİZ/BİZ
Hasan ÖZÜNAL
Karaman - 2020









