İtidal ve Seviye Bugün Lazım…
Biz de haşlamadık adam bırakmayıp kıya kıya bitirdikten sonra, dayatılan adaya oy verip, sonrasına da katlanacağız. Yok başka yolu.
İtidal ve
Seviye Bugün Lazım…
Acemi
fırıncı kalfası hamuru küreğe koyarken şekli bozulur ve dört köşesinde dört
çıkıntı oluşur. Pişen ekmeği gören fırıncı hayretle der ki: “Kırk yıllık
fırıncıyım böyle dört ayaklı ekmeği de ilk defa görüyorum”
Karaman siyasetinde
de ilkleri görüyor duyuyoruz. Usta siyasetçilerin siyasetin olumsuz yönleri ile
ilgili enteresan sözleri de var elbet ama onlar da bilenlerin bildiği ile
kalsın.
Sayın Özcan
Genç’i partisinden istifa ettirecek seviyeye gelen, Sayın Kamil Uğurlu adı
duyulunca edilen lafları ettiren, Sayın Konuktan ütopik beklentiler için
övgüler düzdüren, Sayın Şeker için ikinci adaylık esnasında bir dolu laf
ettirip sonra da kuzu kuzu oy verdiren bu siyaset, yine kazanı kaynatıyor.
Aday olanlar
hakkında kazanı kaynatan siyaset, aday olmayan ve olmayacaklar için bile kazan
kaynatmaya başladı. Geçmişte o kazan çok insanı haşladı, şimdi de haşlama
hazırlığında. Dünya’da bir milyonu bulduğunu Türkiye’de yüzbinler olduğunu
iddia ettiğimiz üç yüz küsur binlik Karaman’da haşlamadık kimse bırakmadık. Böyle
seçim günü gelip de aday arayışları başlayınca da ortalıkta kimse yok diye söylenmeye
başlıyoruz.
Bir kaçını
da biz haşlayalım.
Genel yapı
itibarı ile yapılmayanları yapan, başarı çizgisi yüksek olmasına rağmen halka
bir türlü çalışmalarını anlatamayan, halka ulaşamayan, halkla ilişkilerinde
çizgiyi bir türlü aşamayan Sayın Ertuğrul Çalışkan hala makamın resmi sahibi.
Ama yok sayıp onu eliyoruz.
Adamcağız kocaman
ve çok büyük şehirde belediyecilik falan yapmış üstelik de çok büyük bir
cemaatin de mensubu imiş. Başarı falan da göstermiş herhalde. Onu da eleyip boş
veriyoruz.
Bir köklü
aile evladı varmış, karnesi sicili de epeyce iyi imiş. Siliyoruz, onu da
siliveriyoruz…
Sonra dünya
çapında işlerde önemli imzalar atmış, bir siyasi görüşün temelinde dünya çapında
eğitimler almış, evrensel kültürü falan da görmüş özümsemiş, koltuğunda
projeleri, fikirleri olan dosyaları olan birisi imiş. Yok yahu deyip, onu da
boş verip listeden çıkarmaya kalkıyoruz…
Davaya hizmet
etmiş, memlekete bir takım hizmetleri olmuş ufak tefek takıntıları olup ikmale
kalsa da ikmalde tam puanla geçmiş, tecrübelenmiş. Olmaz bak o hiç olmaz deyip
onu da bir tarafa koyuveriyoruz…
Ha o mu? O
en tehlikeli bak. Gözünün üstünde kaşı, gövdesinin üstünde başı var. O hiç olmaz
deyiveriyoruz…
Bazı partiler
siyaset üstü düşünüyor birini ortak desteklemek istiyorlarmış. Herkes de onun
geçmişine kefilmiş. Hadi oradan o da olmaz ihtiyar moruk yaşlı biri olmaz katiyen
olmaz deyip kestirip atıyoruz.
Kim kaldı?
Bilmiyoruz kimse
kaldı mı? Bıraktık mı kimseyi?
Sonra da
tepeden inme birileri geldi diye feryat figan ediyoruz.
Adam hiç
medeniyet görmemiştir. Şehre ilk gelir. Biraz mahsulü vardır. Birilerine satar
ve ilk defa para ile tanışır. Bakar mis kokulu ekmekler yapan bir yer. “Bunlardan
alabilir miyim” der. Parasını verirsen alırsın derler. Parasını verir alır.
Ekmek vardır
ama katık da lazımdır. Başka bir yerde bir şeyler görür. Armut vardır, üzüm
vardır. Bir de beyaz bir şeyler. Der ki “Armut alsam sapı, üzüm alsam çöpü var
param boşa gidecek” O beyaz şeyi sorar, sapı çöpü var mı diye. Satıcı yok der. Alır
bir tane başlar yemeye. Bir ekmekten bir de o beyaz şeyden. Yedikçe ağzı köpürür,
meğer aldığı daha önce hiç görmediği sabundur.
Ama para
vermiştir bir kere. Kızgınlıkla söylenir: “Ulan apırsan da köpürsen de yiyecem
seni, para verdim ben sana”
Biz de
haşlamadık adam bırakmayıp kıya kıya bitirdikten sonra, dayatılan adaya oy
verip, sonrasına da katlanacağız. Yok başka yolu.
Ya da aday
adayları hakkında itidalli, seviyeli olup kendimize hizmet edecek kimse hakkında
ilk raundu kazanacağız.
Kaldı ki
tanımadığımız bir iki kişi dışında, tanıdıklarımız arasında seviyeli kimseler
var, hatta gönlü rahatlatan liyakatli kişi de vardır mutlaka…
Lütfen
itidal ve seviye…









