10 Ocak Basın Bayramı
Bu yıl sadece meslektaşlarıma bir iki kelam etmek gerek:
Gazeteci Olmak…
Bir 10 Ocak daha geldi. Çalışan Gazeteciler Günü.
1961 yılında Gazetecilik mesleği şekillenirken, gazete
önemli bir iletişim aracı idi. Gazetecilik mesleğine bir çeki düzen vermek
adına çıkartılan 212 Sayılı Yasa, bazı patronların işine gelmedi ve
gazetelerini 3 gün çıkarmayarak bu yasayı güya protesto ettiler…
Gazeteci olan gazeteciler de bu 3 gün boyunca okurlarına saygı ve mesleklerine
bağlılığın bir kanıtı olarak “BASIN” adı altında bir gazete çıkardılar. Bu
kararı aldıkları tarih 10 Ocak 1961 idi. Bu tarih aynı zamanda 212 Sayılı
yasanın da Resmi Gazetede yayın tarihi idi.
10 yıl kadar gayrı resmi kutlanan 10 Ocak, 1971 yılında
“Çalışan Gazeteciler Günü” olarak kabul edildi ve o günden bu güne de kutlanır.
Yani bol bol mesaj yayınlanır ve nutuklar atılır.
Bu günle ilgili geçmişte pek çok yazılar yazıldı. Biz de
mesleğimiz ile ilgili, sorun ve çözümleri ile ilgili olarak bu günlerde yıllarca
yazdık.
Bu yıl da belli ki bizden bir iki satır bir şeyler
bekleniyor…
Hoca Nasreddine cemaat “Hocam bir vaaz ediversen de
dinlesek” der. Muhterem kürsüye büyük bir ihtişamla çıkar ve sorar “Ey cemaat
benim neler anlatacağımı biliyor musunuz?”
Mırıltılar yükselir “biliyoz/bilmiyoz”
Birkaç sefer tekrarlar Hoca Muhterem. Tavır aynıdır.
Sesini yükseltir ve cemaate seslenir: “Eh bilenler
bilmeyenlere anlatıversin bir zahmet. Hadi beni uğraştırmayın”
Lütfedip “Gazeteci ve gazetecilik nedir diye araştırıp
öğrenmeyene, bu meşakkatli görevi yapanların dertleri, sorunları nelerdir,
hangi çilelere göğüs gererler, dışardan göründüğü gibi bu iş öyle havalı falan
mıdır” diye bir yaklaşım içinde olmayanlara;
Bizim mesleğimizi, dertlerini, sorunlarını iyi bilip, ağzına
elini kapatıp susanlar, diğer eli ile de kulaklarını kapatanlar ve çipil
gözleri ile ve suçlu bakışlarla seyredenler bir anlatıverseler…
O kadar çok söyledik ki artık yorulduk.
Bu yıl sadece meslektaşlarıma bir iki kelam etmek gerek:
Bunlar pek çok arkadaşımızın bildiği, uyduğu ve uyguladığı
şeyler aslında ama bir metin olarak kalıcı olması dileği ile biz yine de kaleme
alalım.
Önce mesleğinizi bilmelisiniz. Nedir ve nasıl uygulanır?
Evrensel gazeteciliğin temel kuralları nelerdir. Bunları günümüz teknolojisi ile
nasıl bağdaştırırız?
Gazeteci sadece haberci midir? Yoksa başka görev ve
sorumlulukları var mıdır?
Haberi nasıl temin eder, nasıl işler ve okuyucuya nasıl
ulaştırır? Ulaştırdığı veriler hangi bilgileri ihtiva eder.
Haberciliğin ötesinde topluma örnek olma yükümlülüğü var
mıdır? Dili ile tavrı ile duruşu, günlük yaşantısı ve özel hayatı ile
toplumdaki yeri nedir? Habercilik yaparken şahsi fikirlerini katmasının bir
ihanet, mesleğe bir hakaret olduğunun farkında mıdır?
Haber sekretaryası kavramı nedir? Bir haberi işlerken bu kavramın olmazsa olmaz
şartları nelerdir? Bu kavramları kullanmadan haber yapınca gazetecilik
mesleğindeki yerinin tabana indiğini bilir mi? Okuyucunun ve özellikle de yakın
iletişim halinde olduğu haber ve reklam kaynaklarının gözünde değerinin
sıfırlandığının farkında olur mu?
Fikir yazılarında bir konuyu işlerken o konu ile ilgili olan
bilgilerin ne kadarına hâkimdir. Bunları hangi dille ve hangi üslup ile
işler. Fikir sahibi midir? Bu fikirleri
ile öneriler sunabilir mi? Toplumdaki kanaatsizlikleri kanaate, yanlış kanaatleri
de doğru kanaatlere çevirebilir mi? Medeniyet adına bir katkı koyabilir mi?
İster haber yapın, ister fikri yazı yazın, o konudaki
bilginiz 5N 1k değilse ve bunu okuyucuya ustaca, uygun bir dil ile kısaca,
yaşadığınız toplumun kültür yapısına uygun aktaramıyorsanız gidin kaz güdün
koyun güdün. Komik bari olmayın. Oturun okuyun, araştırın, bunu başardığınızda
bu mesleğe tekrar devam edin.
Mesleğinizi ve meslektaşlarınızı bari rencide ettirmeyin,
rencide olmayın.
Eğer Gazeteci iseniz:
Tek iken hiçsiniz… Birlik olduğunuzda çağdaş toplumsal
güçler içinde size hükmedecek tek bir kuvvet kalmaz. Ama bu birlik kamplaşma,
gruplaşmalar şeklinde olursa o zaman felaketlerin en büyüğü yaşanır ki
birbirinizle uğraşırken gerçek sorunları unutursunuz.
Kendi içinizde bir sorun var ise bu sorun hepinizin ortak
sorunu olmalıdır. Bunların çözümünün tek yolu diyalogdur. Konuşmak ve medeni
yoldan tartışmaktır. Üstelik kamuoyu önünde değil “kol kırılır yen içinde”
olmalıdır. Kamuoyu önünde yıpratmaya çalıştığınız meslektaşınız değil
mesleğinizdir ve bu yıpranmada en çok payı yıpratmaya çalıştığınız
meslektaşınız değil, SİZ alırsınız.
Bu günü hediye eden o 3 günlük gazeteyi çıkaran
meslektaşlarınız size örnek olmalıdır. Bu güne kadar bu işi başarı ile yapmış,
mesleğinden önce de meslektaşına sahip çıkmış büyükleriniz (Baki Âleme gidenler
de dâhil) sizlere örnek olmalıdır.
Bu mesleği bilenler de bilmeyenlere anlatsın. Bilmeyenler de
edebini kaftan olarak giysin ve bilenden sorsun. Ama ben gazeteciyim diyen
birisi var ise şartlar, konu, sorun ne olursa olsun mesleki konularda ketum ve
edepli olsun, sorunu diyalog ile çözsün ve kol kırılırsa da yen içinde kalsın.
Bunlar pek çok arkadaşımızın bildiği, uyduğu ve uyguladığı
şeyler aslında ama bir metin olarak kalıcı olması dileği ile biz yine de kaleme
aldık.
Elbet bizim mesleğimiz hakkında karar veren güçler de
bildiklerini bilmeyenlere anlatır, bilmeyenler de bu güne kadar bangır bangır
bağırmalarımızdan bir şey anlamadılar ise sadece teessüf ederiz.
Görsel, yazılı ve internet yolu ile hizmet üretme
çabasındaki tüm meslektaşlarımın 10 Ocak Gazeteciler Gününü kutluyor, başarılar
ve esenlikler diliyorum.
Baki Âleme intikal eden değerli meslektaşlarımıza da
Mevla’dan Rahmet diliyorum.
Hasan ÖZÜNAL
Karaman – 2020 Ocak









