Türkiye’de değişen ve güzelleşen çok şey var. Bunlardan birisi
de büyük bir memnuniyetle görüyoruz ki üst düzey yöneticilik.
Köyüne gelen vali için “A guzum az daha okusan da bir
ormancı olsaydın” diyen yaşlı kadın geçmişi çok güzel ifade eder. Bu gün o
köprünün altından çok sular aktı ve artık valileri bir fukara sofrasında
iftarda ya da akşam yemeğinde, bir çınar altında vatandaşlarla sohbet ederken,
bir yol üstü mescidinde namazını kılıp cemaatle muhabbet ederken, ya da sokakta
bir vatandaşla bölgenin sorunları üzerine konuşurken görebiliyoruz.
Bunda merkezi idarenin yönlendirmesi de etken belki.
Başbakan her fırsatta üst düzey yöneticilerine halkın içine girmeleri konusunda
telkin ve tavsiyelerde bulunuyor.
Gözlemlerimiz ise bu tarz davranan yöneticilerin daha
gerçekçi çözümler üreterek daha başarılı oldukları yönünde. Halkın gerçek
ihtiyaç ve sorunları konusunda birinci ağızdan bilgi almak ve onların çözüm
noktasındaki fikirlerini derlemek çok önemli.
Aslında yönetici görevini üstlenenlerin etrafında bir demir
halka oluşur. Bu halkanın içine birileri girmeye kalktığı zaman bin bir engelleme
ile karşılaşır. Zira yöneticiye ulaştırılan raporlar ve bilgiler aslında o
çemberi oluşturanların fikirlerinden ibarettir ve kimse o bilgilerin yanlış
çıkmasını istemez. Bu tarz davranan üst düzey yöneticiler de yakın maiyetleri
tarafından pek de sevilmez. Bilgilerinin yanlışlığının ortaya çıkmasının
ötesinde, onlara yeni işler çıkar ve çok çalışırlar.
Bir dükkândan alışveriş eden kişinin vali olduğunu öğrenen
esnafın hayreti, Aktekke Camiinde bankta otururken yanlarına geliveren ve
onlarla kırk yıllık dost gibi muhabbet eden ve duyduğu sorunları not alanın
vali olduğunu öğrenen vatandaşın hayretleri görülmeye değer şeylerdir.
Karaman şanslı ki geçmişte bunları yaşadı.
“Sorunlar elensin de bana süzülüp gelsin” kuralı ile işleyen
bir birimde amir olmak meselenin çok az bir kısmına vakıf olmak demektir.
Bir üst düzey yöneticinin cebinde cüzdana, telefona, hatta
mendile ihtiyacı olmayabilir ama bölgenin sorunlarını içeren bir “NOT KARTINA”
mutlaka ihtiyacı vardır.
Üst düzey yöneticilik elbette Devleti temsil etmektir.
Devlet adamlığının vakarı bir elbise olarak taşınmalı hiçbir zaman zırha
dönüştürülmemelidir. Devletin Millet için var olması gerekiyorsa, Devlet
kurumlarının temel görevi ve sebebi varlığı millete hizmetse, halktan biri gibi
davranmak hizmet için olmazsa olmazdır.
Bu aslında zor olmayan keyifli de bir yaklaşımdır. Dağdaki
çobandan, kırdaki tarım işçisine, sokaktaki vatandaştan bürodaki memura,
okuldaki öğrenciden pazardaki esnafa Milleti oluşturan bireylerdir. Öyle renkli
diyaloglara hazırdırlar ki insana keyif verir. İşini kolaylaştırır. Stresini alır.
Endişelerini yok eder. Mutlu yüzler görmek keyif almayı, asık suratlar daha çok
çalışmayı, hizmet üretmeyi sağlar.
Bu tarz yaklaşımdan memnun olmayacak “Emredersiniz, ne ala
öyle yapalım” cıların, “şak şak” çıların, “demir çemberin yılmaz savunucularının
ve bekçilerinin” aksine; sokakta, kırda
dağda, bayırda, okulda, çarşıda, pazarda hizmet için çok daha iyi konular
çıkacaktır.
Son yıllarda bu tarz davranışlar çoğaldıkça da vatandaşımız
daha mutlu olmaktadır.
Zaten liyakatli, iş bilen ve iş bitiren, iyi niyetli, akil,
becerikli bir yöneticinin vasıfları arasında bu tarz yaklaşımın da olması
kaçınılmaz bir erdemdir.
NOT: Bilvesile tüm okuyucularımın Mübarek Ramazan Bayramını
kutlar, sağlık, esenlik ve mutluluklar dilerim. H.Ö.
 
yönetici