Türkiye’de herkesin ağzında bir
sakız gibi çiğnediği bir kavram vardır: LAİKLİK
Bilen bilmeyen, aklı eren ermeyen,
işi olan olmayan bu kavramı sık sık dile getirir ve fikri kısırlıklarından
kurtulmak için bu kavrama sığınanlar olur.
Hatta öyle
bir hale gelir ki bu kavram, dinsizlikle bir tutulur bazen.
İdari yapı
içinde Diyanet İşleri Başkanlığı da bu kavram nedeni ile topa tutulur.
Karaman
Müftülüğü de bu açıdan bakınca farklı uygulamalar içinde. Öyle ki bu farklı
uygulamaları bir nebze anlayışlı bir gözle görürseniz BRAVO diye bağırmak gelir
içinizden.
Son
zamanlarda gördüğümüz bu garip uygulamalardan bir kaçını sıralayalım:
Karamanın
bir köyünde, kasabasında veya mahallesinde bir cenazeye katılıyorsunuz. O üzüntülü,
kasvetli ve sıkıntılı ailenin yanında birileri göze çarpıyor. Cenaze işlemlerine
yardımcı olan, cenaze evine kadar gelip aşırlar okuyan, merhuma rahmet
dilenmesine vesile olan dualar eden, tertemiz bir ruh halinde birlilerini
görüyorsunuz. Merakla soruyorsunuz “bunlar kim” diye. Pek bilen olmuyor. Cevap yine
onlardan geliyor. “Bizler Karaman Müftülüğü Taziye Ekibi olarak buradayız. Mevtaya
Allah’dan rahmet diliyoruz. Karaman Müftülüğü olarak ailesine ve sevenlerine
başsağlığı diliyoruz.”
Bir
hastanedesiniz. Deva arıyor, şifa bekliyorsunuz. Yine tertemiz görünümlü güler
yüzlü tatlı dilli bir gurup beliriyor. Odaları sakin bir ilgi ile tek tek
gezerek hastaların ızdıraplı anlarında onlara sıcacık bir geçmiş olsun diyorlar.
Soruyorsunuz “bunlar kimler?” Cevap yine onlardan tevazu dolu bir ifade ile geliyor:
“Bizler Karaman Müftülüğü adına buradayız. Hastalarımızın ve yakınlarının sıkıntılarını
paylaşmaya, onlara geçmiş olsun dileklerimizi iletmeye geldik”
Yine bir
toplantı duyuyorsunuz. ÇOK ÇOK ÖZEL… “Müftülük 29 projeyi hayata geçiriyor”
Bunlara
farklı uygulamalar dedik. Elbette garip karşılıyoruz. Alışık değiliz…
Diyanet görevlisi ezan başladı mı cami
kapısından giren, El Fatiha dedikten sonra da cemaatten önce camiden çıkıp
giden bir eleman mıdır? Belirli günlerde kürsüye çıkıp insanları cehennemin
nar-ı azabı ile haberdar eden, Cumadan-Cumaya, Bayramdan-Bayrama camiye geldiği
için cemaati azarlayan kişiler midir?
Elbette
değildir. Onlar yüce dinimizi insanlara en güzel şekli ile anlatması gereken,
branşında insanlara en güzel örnek olması gereken kişilerdir. Bu çalışmalar da
bu konudaki en güzel uygulamalardır. Dileriz başlangıç olur ve tekil hadiseler
olarak kalmaz.
Yakın
zamanda bu güzellikleri hayata geçirmeleri övgüye mazhar olsa da, aslında kurumun
asli görevlerini hatırlayıp uygulamasıdır. Olması gereken de budur.
Gazeteciliğimiz
gereği tüm bu güzelliklerin yanında eleştiri yapmadan da duramayacağız elbette.
“İltifat
marifete tabidir” En güzel iltifatları hak etmekteler.
Ancak bazı konuları da dikkate almaları
gerekir.
Bunlardan ilki halkla
ilişkilerdir. Bir basın mensubu olarak Ramazanda uygulanacak programları sormak
için irtibata geçtiğimiz bu kurumdan azarlanarak, çirkin ifadelerle
cevaplandığımız günler de olmuştur.
Bu güzellikler
oluşmaya başladı ise bu güzelliklerden halkımızın da haberi olmalıdır. Bunlar tüm
insanlarımıza duyurulmalıdır. Birkaç satırlık metinlerle bu çalışmaların kayma duyurulmasının
sayısız faydaları vardır. Moral ve motivasyon sağlayacaktır. Kuruma karşı güven
duyguları artacaktır. En önemlisi yalan yanlış öğrenilen Diyanet bilgilerinin
adresi hakkında insanlarımız daha fazla bilgi sahibi olacaktır.
Yok, eğer bunlar tamamen
göstermelik, kurum içinde bir takım raporlara işlenerek üst makamlara sunulup
kariyer elde etmek amacı ile kullanılacak ise sözümüz yok! O zaman bu
faaliyetler şimdi yapıldığı gibi kapalı kapılar ardında, basından ve
kamuoyundan gizli saklı yapılmaya devam edilebilir. Diyecek bir lafımız yok…
 
diyanet,
müftülük,
karaman,
cenaze,
hastane