Manevi Aynada İki-Sıfır-İki ve İki
Güneş 1 Ocak 2022 sabahı da doğudan doğup, akşam batıdan
batacak. Zaman yine bir su gibi kendi mecrasında saat tıkırtılarında ve takvim
yapraklarında akacak.
Giden 2021 arkasından sitemler edip 2022 ye yalvarıyoruz ya…
Güzellikler getir, iyilikler getir diye. İnanın öyle bir gücü yok. O sadece
iki-sıfır-iki ve ikiden oluşan bir sembol.
Güzellikleri iyilikleri biz kendimiz gerçekleştirmek
zorundayız. Biz su gibi akan zamana güzellikleri çivilerle raptedersek, işte o
zaman 2022 ve diğerleri de güzel olacak.
Son yıllarda aynaya bakma alışkanlığı kayboldu gider. Camdan
aynalara da, manevi aynalara da. Sık sık manevi aynalara baksak, aslında belki
her şey daha güzel olacak. O zaman, zamanı güzelleştirmenin baş rol oyuncusunun
kendimiz olduğunu fark edeceğiz. Manevi aynada gördüğümüz benliğimize, zaten
özümüzde, genlerimizde, kültürümüzde olan güzellikleri yüklemek işin anahtarı.
İşte o zaman eleştirmekten çok fikir üretmeye, fikirleri
dinleyip izan kabiliyeti ile değerlendirmeyi, güzellikleri teşvik edip
uygulamayı başarabiliriz.
Bu dünyanın sadece kendimize ait olmadığını, bizim
dışımızdaki tüm insanların da en az bizim kadar yaşama hakkı olduğunu kavrarız.
Sade insanlar değil, Rabbimizin “yerleri ve gökleri sizin için yarattık”
ifadesinde geçen tüm canlı cansız varlıkların da bu dünyada güzellikler hak
ettiğini biliriz.
Hemen bir adım ötede aile denilen kavramın önemini anlar,
önce ahlak, edep, hayâ, sevgi ve saygı kavramları ile insanın ancak insan
sayılabileceğini bilir, aile yapılarımıza önem veririz.
Devlet olarak da, aile yapılarına her gün bombardıman yapan
haçlı taktiği, radyo, televizyon ve sosyal medya yayınlarına son vermediğimiz
zaman, bu toplumun kokuşacağını ve bir gün de yok olacağını anlarız.
Lüks yaşamak, daha zengin olmak, daha kariyerli olmak,
yüksek mevkilerde olmak için feda edilen ahlak, namus, inanç tavizi gibi
değerlerin daha kıymetli olduğunu biliriz. Köpeğin önüne atsan yemediği paranın
ve servetlerin, lüks mal mülkün, sağlam bir ahlak, temiz bir namus, edepli bir
sosyal yaşamın zerresi kadar değerinin olmadığını görürüz.
Sosyal medya denilen çağın kanserini kavrarız. Sosyal medya
aslında üç gözlü bir havuzdur. Birinci gözü içinde gül suyu ve elvan kokular
içeren bir gülistandır. İçinde insanlara faydalı bilgiler, hayatı kolaylaştıran
yollar, kültürel değerler vardır. Değerli kitaplardan oluşan engin bir
kütüphane bir hazinedir.
İkinci gözü bir penceredir. Baktığımızda eş, dost, hısım,
akraba, tanıdık, konu komşuyu görürüz hasret gideririz. Haberleşir, dayanışma
sağlar, sorun çözümlerine yardımcı oluruz.
Ama nedense, hep o üçüncü göz cazip geliyor ki o göz bir
lağım çukurudur. Birbirimize küfür etmemize, haksız eleştirilere, sonu adli
olaylarla biten çirkinliklere, doğruluğunu araştırmadan sazan gibi atladığımız
yanlış bilgilerle dolu bir havuz. Kapağı açılmış pandoranın kutusu. Üstelik, bu
üç gözlü havuzun hep bu gözü cazip gelir ve insanlarımızın ekseriyete yakını bu
gözünü kullanır. Üstelik karşısında başka hiç insan yokmuş gibi sorumsuzca ve
saygısızca…
Manevi aynada sosyal medyanın bu kirli tarafını bir görsek
utanırdık herhalde…
Yine etrafımıza bir baksak. Yakın çevremizden şöyle bir
20-30 kişiyi örnek seçsek. Bunların bir hafta boyunca tüketimlerini gözlesek.
Sonra da üretimlerini. Acaba, bu 30 kişiden kaç kişi, kaç birim değer üretiyor
da bu 30 kişi istifade ediyor? Ne üretiyor, ne kadar üretiyor? Hangi öğrenci
okula başlayıp da tahsil hayatı sonuna kadar ben marul üreticisi olacağım,
buğday üreticisi olacağım, ayakkabı üreteceğim vb. diyor.
İlk okula hatta kreşe başlayan bebenin aklına soktuğumuz ilk
hedef insan olmak falan değil, ya doktor, ya avukat ya mühendis olmak. Ama mutlaka
ve mutlaka da devlet kadrosuna kapağı atıp maaşlı olmak.
Peki, 84 milyonun tükettiğini kim üretecek. Çinli, uzak doğulu
ve haçlı… Neyle alınacak? Devletin verdiği maaşla… Devlet maaş vereceği parayı
nereden bulacak?
Üstelik hortumlanan bankaların, soyulan devlet
hazinelerinin, ahlak ve maneviyat söylemleri ile yola çıkıp etrafında oluşan
çelik çemberler sayesinde devletin cukkalandığından haberi olmayan şaşkın
yöneticilerin olduğu, ekonomisini uluslar arası sermayelerin idare ettiği
ülkelerde bu mümkün mü?
Manevi aynada,
özümüzden başlayıp, bir devlet yönetiminin en üst kademesine kadar tahlil
yaptığımızda görülen tablo bu.
Defol 2021, hoş geldin 2022, bize sağlık getir, huzur getir
barış getir, esenlik getir demek rakamlara tapmanın, putçuluğun geldiği son
nokta gibi olmuyor mu.
Haa.. Bir de hani o kırmızılar giymiş sapık geyikli var.
Bazıları raydan çıkıp o sapıktan bile medet umar hale gelivermez mi? Hayvandan
adi bir mahlukun işlediği bir eylemden dolayı kurumları, devleti ve milleti
mahvetmeye kalkanlar, yıllardır her yeni yıl başlarken o sapığa tapınır hale
gelmediniz mi. Haçlı sizi bu projesi ile mankut yapmadı mı? Manevi aynada
bunları da görseniz iyi olacak.
Herkesin alıp yerden yere vurduğu, hatta adına adi bir
yaklaşımmış hissi veren “Z” kuşağı falan dedikleri o gençlerimiz var ya o
gençlerimiz… O gençlerimiz arasında öylesi pırlantalar var ki… Çok nadir de
olsa kendilerini evrensel değerler ile donatmış olanları var. Ama çoğunluğa
yakın bir orandaki gençlerimize bu manevi aynada kendilerini görmelerini bir
sağlasak. İşte o zaman güneşten daha parlak bir şekilde tüm dünya üzerini
aydınlatarak doğacaklar. İşte rakamların yapamadığını onlar yapacak.
2022 rakamlarına yalvarmak yerine eğitimde, kültürde, aile
yapılarımızda ve özellikle toplumsal hayatı yok eden sosyal medyada öyle
devrimler yapalım ki tüm o güzel beklentilerimizi onlar sağlasın.
Yeni yılı güzelleştirecek olan iki-sıfır-iki ve iki
rakamları değil. Bizzat biz, önce özümüz sonra ailemiz, sonra çevremiz, sonra
milletimiz ve top yekûn insanlıktır.
Dileriz aslında rakam değişikliğinden başka bir şey olmayan
gelecek günlerde bunu başarırız. Gelecek günlerimde Rabbimiz manevi aynada
kendimizi görmek ve eksiklerimizi tamamlamakta bize yardımcı olsun.
Selam, saygı, ve sevgilerimizle…
 
yeni yıl,
ayna,
2021,
2022,
güzellik,
iyilik