Ahilik ve EĞİTİM
Eğer bir evlat yetiştirilecekse bunun 3 temel şartı olmalıdır. Öncelikle bu evladın ruh ve beden sağlığı olmalıdır. Sonrasında eğitim ve en sonra da öğretim gelmelidir.
Ahilik ve EĞİTĞİM
Kız çocukları için anaların ezberinde bir laf vardı. Kız
evladını gözlem altına alır “Hocalık veya Kocalık” olduğuna karar verirdi.
Erkek çocukları için ise 2 kapı vardı. İlkokulu bitirince “Ya
tahsil, ya da zanaat”
Bu binlerce yıllık geleneksel yapının bir devamı ve özü idi.
Hatta bir zamanlar Mustafa Kemalin mahalle mektebine başlayışı okul
kitaplarında ezberletilen konulardandı.
Çocuk okuma yazma, matematik, fen, sosyal ve toplumsal
konularda bir eğitim alır bu konulardan birsinde uzmanlaşmaya yatkın ise o
tarafa yönlendirilir, değil ise hayatını kazanmak üzere bir meslek edinsin diye
zanaata verilirdi.
Zanaata verilmesi demek eğitim ve öğretimden kopması demek
değildi. Temelinde mükemmel yetişmiş ve ahi geleneğine sıkı sıkıya bağlı
ustaların elinde mesleğinin kaliteli bir ustası olmakla kalmaz ahlak, edep
terbiye ve toplumsal uyum konusunda da tekâmülünü tamamlardı.
Böylece toplumun her türden eleman ihtiyacı karşılanırdı. Üstelik
bu elemanlar tam liyakat sahibi ve donanımlı olurdu.
Derken böyüklerimizin haçlı prizlerinden aldıkları enerji
ile çalışan kafalarında bir ışık yandı. Zorunlu eğitim… Önce 8 yıl, sonra 12
yıl. 5+3 olmadı 4+4+4 gibi uygulamalar başladı. Birkaç yılda bir tepetaklak
edilen sistem tam bir kördüğüme dönüştü.
Böylece kimin ne yaptığı ne yapması gerektiği bir soru
işaret olarak kaldı.
Temel eğitim olan ilkokuldan sonra usta yanına verilen
çocuklar, çıraklık kalfalık ve ustalık yollarında yürüyemez oldu. Ustalar
mesleğini öğretecek, devredecek eleman bulamaz oldu. Onların yerine ikame
edilen sanat okulları, yeni adı ile meslek liseleri ise müfredat karmaşasından
dolayı çok verimsiz kaldılar ve mesleğin en temel bilgilerini vermekten aciz
hale düştüler. Üstüne bir de siyasi kaygılarla bu okullara uygulanan baskı
binince meslekler bir bir yok olmaya başladı.
Toplumun ihtiyaçları ithalat yolu ile karşılanır oldu. Yani
bir nevi sömürge olmaya kendimiz talip olduk. Yaşasın Çin, yaşasın Uzak Doğu,
Yaşasın AB…
Eğer bir evlat yetiştirilecekse bunun 3 temel şartı
olmalıdır. Öncelikle bu evladın ruh ve beden sağlığı olmalıdır. Sonrasında
eğitim ve en sonra da öğretim gelmelidir.
On binlerce yıllık tarihin imbiklerinden süzülmüş geleneksel
ve ananevi bir kültürümüz vardır. Bu kültür edep, haya, ar, namus, sevgi,
saygı, hoşgörü, kul hakkı, vatan ve millet sevgisi, bağımsızlık, adalet, hukuk,
maddiyatı israf etmeme, maneviyata değer verme gibi kavramları içeren binlerce
güzelliği barındırır.
Ama maalesef bu günkü sistem önce öğretim ve bu öğretimin
hasılatı olan başarıyı ön planda tuttuğundan ruh ve beden sağlığı çökmüş
nesiller yetişiyor.
Aldığım maaş kadar öğretirim diyen öğretmenler, beni bir
halt yapacak cemaate köle olurum diyen hâkimler savcılar, milletin varlığını,
vatanı korumakla görevli olduğu halde vatanını satan, milletine bomba atan
askerler, bir baltaya sap olamayıp birkaç yıl üst siyasi kademelerin pabucunu
yalayıp bir koltuk kaptıktan sonra ilah kesilen siyasiler, çalmanın ve
çırpmanın binlerce yolunu icat eden dâhiler yetişiyor.
Çok daha vahimi ise zorunlu eğitim çağında okullara zorlanan
gençlerin durumu. Bu dönemde kendilerine eğitim adına tek bir nokta
verilmediğinden ellerinde kelebek bıçaklarla köşe başlarına çeteler oluşturan, modifiyeli
araçlarla sabah akşam huzursuzluk arayan, çocuk yaşında olmadık suçlara
karışan, ailesi ve çevresi ile sorunlu gençlerin sayısı neredeyse salt
çoğunluğa ulaşıyor. Bu gençler barut fıçısı veya serseri mayın gibi toplum
içinde çaresizlik içinde kıvranmaktalar.
Ne ellerinde bir zanaatın altın bileziği ne de bir mesleğin
lisans diploması yok. Olsa da hayatı öğrenemediklerinden hayata atılma
konusunda toyluklarından farklı arayışlar içindeler.
Her biri bir pırlanta olan bu değerlerimizi eğitim
sistemimizle mahvediyoruz. At yarışı parkurundaki beygirlere dönen çocuklarımız
ve tahsil hayatı bitince bu dönmeden beyinleri yok olan gençlerimiz ruh, beden
ve akıl sağlığı yönünden tehlikedeler.
Uyuşturucu ve keyif verici maddelerin tüketimi ekmek su
seviyesine ulaştı neredeyse. Asayiş olaylarındaki çeşitlilik endişe verici
boyutlarda. Yasalara ve kurallara uymama sıradan doğal hadiseler oldu.
Zorunlu eğitim safsatası ile çıkılan bu yol iyi bir yol
değildir.
Temel eğitim 5 yaşında başlamalı, kreş, ana okulu ile
kişisel yaşamı öğrenen evlatlar eğitime hazırlanmalıdır. Sonrası temel 5 yıl
eğitim verilmeli ve aile-okul istişaresi sonrası tahsil veya meslek ayrımı
yapılmalıdır. Daha sonra işin öğretim yoluna geçilmelidir.
Tahsil yolunu seçenler 3 yıllık bir eleme ile branşlara
ayrılmalı, kabiliyet, heves ve taleplerine göre mesleklere yönlendirilmelidir.
Tüm liseler de bu mesleklerin ilk basamağı olmalıdır.
Zanaat yolunu seçenler için bir zamanların oldukça iyi
işleyen sistemi Çıraklık Okulları daha güçlendirilerek, branşında başarılı
ustalara bu okullarda görev verilmelidir.
Adı oda olan ve işlevselliği her geçen gün kaybolan meslek
kuruluşu STK lara bu konuda önemli işlevler yüklenerek meslek içi eğitimlerde
söz sahibi olmalıdır.
Bu gün listelediğimiz zaman onlarca madde teşkil eden tüm sorunlarımızın
başında eğitim sistemimiz gelmektedir. Bu sistemi düzelttiğimiz zaman bu
listenin altında başka madde kalmayacaktır.









