Adamın Adamına İş Çok da İŞE ADAM?

İşte burada tüm dostlar arkadaşlar “Çok iyi biri ama…” deyip bir sürü şeyler sıralıyorlar.

20 Temmuz 2018 12:12

Adamın Adamına İş Çok da İŞE ADAM?

 

Adam, bir arkadaşının önerdiği işçiye vereceği görevi tespit edebilmek için, işçi ile tesisi gezmektedir. Hatırlı ve saygın bir arkadaş olarak tanır gönderen arkadaşını…

İşçi de şöyle eli yüzü temiz babayiğit birisidir. Ona verimli olabileceği ve hoşlanabileceği bir görev vermeyi amaçlamaktadır.

Çeşitli makineleri gösterip sorar:

-Bu makineyi kullanabilir misin?

Her seferinde cevap hayır olur.

Yine sorar:

-Bir mesleki diploman, sertifikan, bonservisin var mı?

Cevap yok olur.

Bir ipucu yakalayabilmek adına ısrarla sorar:

-Daha önce nerede çalıştın, ne işler yaptın, hangi konularda tecrüben var?

Cevap:

-Hiç çalışmadım, hiç tecrübem yok…

Adam ne yapmış ne demiştir ki? Sanırız “sen de, seni gönderen de bir halta yaramazsınız…” demiştir.

İcraatlara bakıyoruz. Alınan kararlara bakıyoruz. Plan ve hedeflere bakıyoruz. Çözüm diye dayatılan seçeneklere bakıyoruz. Boynumuz bükük, Elimiz böğrümüzde yıkıma uğruyoruz.

Deneyim notu: Sıfır

Kabiliyet: Sıfır

Sosyal İletişim: Sıfır

Ekip: Sıfır

Toplumu Tanıma: Sıfır

Yol Arkadaşları: Sıfırın da Altında

Hal ve Gidiş: Zayıf

Genel ahlak ve karakter?

İşte burada tüm dostlar arkadaşlar “Çok iyi biri ama…” deyip bir sürü şeyler sıralıyorlar.

Yok, yapayalnızmış, etrafında bir takım olumsuzluklar çöreklenmiş, onlarla baş edemiyormuş, yok, bu etrafındakiler onu yanlış yönlendiriyormuş, yok kötü niyetli birisi değilmiş, yok sağlam dava adamıymış vs. vs..

Kuru laf kalabalığı.

Bunlar sorun ise bu sorunu çözmek te liyakat çerçevesindedir. Çözemiyor ise layık değildir.

Ayinesi iştir kişinin… Olmuyor mu? Beceremiyor mu? Çeker gider. Bunun farkında olamayacak kadar bile izan kabiliyeti, mantığı yok ise zaten bir zerre başarılı olması mümkün değildir.

O zaman hoşnutsuzluklar artar. Söylentiler çoğalır. Pireler deve olur.

İşte o zaman profesyonel bir eda ile bir piyango olarak oturtulduğu mevki ve makamın gücünü kullanarak üstünlük çabası başlar ki onun adı da faşistliktir. Ne kadar güç varsa fütürsüzca ve merhametsizce karşılarındakilere kullanmaktan çekinmez. –Hatta paralelci abla ve abilerden bile medet umar-

İşte o noktada da tüm notlar tekrar sıfırlanır ve eksiye düşer.

Onun başlattığı bu faşist yaklaşımlar karşısında sinen, korkan, çekinen ve aksine övgülere, yağcılığa, şakşakçılığa başlayanlar ondan bin kat daha tehlikeli kişilerdir.

Bunun örnekleri çok görüldü çok yaşandı.

Hatta; nadir de olsa bir önceki görev, ya da görevlerinde alkış almış, dua almış, destek ve pekiyi not almış olanların da bir başka görevi yapamadıklarını, yapamayacakları konusundaki ikazları bile dikkate almadığına, göreve gelip de perişan olunca ikazlara bu faşist yaklaşımla cevap verip “-bavullarını topladın mı-, ya da -sen de yazmasaydın be abi- kabilinden faşist yaklaşımlar sergiledikleri de görülmüştür. Ondan bin kat daha tehlikeli kişilerin sayesinde güç ve kuvvet tazeleyip makamları işgali sürdürmüşlerdir…

Şimdi “Sen de, seni gönderen de, hatta seni gönderenlerin başındaki de” mi dememiz lazım. Yoksa yağı, şak şakı, korkuyu, sinmeyi, sahte destekleri bir kenara bırakıp bunların yanlışlarını haykırıp doğru yapmaları için zorlamalı mıyız?

Bu çok bilinmeyenli denklem mutlaka çözülmelidir.

Türkiye ateş çemberindedir. Genel yönetimi desteklemek adına yerelde bu olumsuzluklara göz yummak habbeden haddeye gidişi kötü etkileyecek ve Genel Yönetim de zaafa uğrayacaktır. Zira bütün parçalardan oluşur ve bu parçalar taşrada çoğaldıkça Merkezi İdare daha fazla kötüleşecektir.

Dileriz her ne kadar sözde kalsa da, bu ahlaki kefaleti fazla, liyakati sıfır olanların aklı başına gelir. Ya ciddi bir atağa kalkıp çok güzel kadrolardan oluşan ekiplerle yol almaya başlar, ya da vebalden, mesuliyetten ve Baki Âlem hesabından korkup çekip giderler…

 

 

 
liyakat,  görev, 
Bu Haber 4407 defa okunmuştur.
 
Yorum Ekleyin