Adamın Adamına İş Çok da İŞE ADAM?
İşte burada tüm dostlar arkadaşlar “Çok iyi biri ama…” deyip bir sürü şeyler sıralıyorlar.
Adamın Adamına İş Çok da İŞE ADAM?
Adam, bir arkadaşının önerdiği işçiye vereceği görevi tespit
edebilmek için, işçi ile tesisi gezmektedir. Hatırlı ve saygın bir arkadaş
olarak tanır gönderen arkadaşını…
İşçi de şöyle eli yüzü temiz babayiğit birisidir. Ona
verimli olabileceği ve hoşlanabileceği bir görev vermeyi amaçlamaktadır.
Çeşitli makineleri gösterip sorar:
-Bu makineyi kullanabilir misin?
Her seferinde cevap hayır olur.
Yine sorar:
-Bir mesleki diploman, sertifikan, bonservisin var mı?
Cevap yok olur.
Bir ipucu yakalayabilmek adına ısrarla sorar:
-Daha önce nerede çalıştın, ne işler yaptın, hangi konularda
tecrüben var?
Cevap:
-Hiç çalışmadım, hiç tecrübem yok…
Adam ne yapmış ne demiştir ki? Sanırız “sen de, seni
gönderen de bir halta yaramazsınız…” demiştir.
İcraatlara bakıyoruz. Alınan kararlara bakıyoruz. Plan ve
hedeflere bakıyoruz. Çözüm diye dayatılan seçeneklere bakıyoruz. Boynumuz
bükük, Elimiz böğrümüzde yıkıma uğruyoruz.
Deneyim notu: Sıfır
Kabiliyet: Sıfır
Sosyal İletişim: Sıfır
Ekip: Sıfır
Toplumu Tanıma: Sıfır
Yol Arkadaşları: Sıfırın da Altında
Hal ve Gidiş: Zayıf
Genel ahlak ve karakter?
İşte burada tüm dostlar arkadaşlar “Çok iyi biri ama…” deyip
bir sürü şeyler sıralıyorlar.
Yok, yapayalnızmış, etrafında bir takım olumsuzluklar
çöreklenmiş, onlarla baş edemiyormuş, yok, bu etrafındakiler onu yanlış
yönlendiriyormuş, yok kötü niyetli birisi değilmiş, yok sağlam dava adamıymış
vs. vs..
Kuru laf kalabalığı.
Bunlar sorun ise bu sorunu çözmek te liyakat
çerçevesindedir. Çözemiyor ise layık değildir.
Ayinesi iştir kişinin… Olmuyor mu? Beceremiyor mu? Çeker
gider. Bunun farkında olamayacak kadar bile izan kabiliyeti, mantığı yok ise
zaten bir zerre başarılı olması mümkün değildir.
O zaman hoşnutsuzluklar artar. Söylentiler çoğalır. Pireler deve
olur.
İşte o zaman profesyonel bir eda ile bir piyango olarak
oturtulduğu mevki ve makamın gücünü kullanarak üstünlük çabası başlar ki onun
adı da faşistliktir. Ne kadar güç varsa fütürsüzca ve merhametsizce
karşılarındakilere kullanmaktan çekinmez. –Hatta paralelci abla ve abilerden
bile medet umar-
İşte o noktada da tüm notlar tekrar sıfırlanır ve eksiye
düşer.
Onun başlattığı bu faşist yaklaşımlar karşısında sinen,
korkan, çekinen ve aksine övgülere, yağcılığa, şakşakçılığa başlayanlar ondan
bin kat daha tehlikeli kişilerdir.
Bunun örnekleri çok görüldü çok yaşandı.
Hatta; nadir de olsa bir önceki görev, ya da görevlerinde
alkış almış, dua almış, destek ve pekiyi not almış olanların da bir başka
görevi yapamadıklarını, yapamayacakları konusundaki ikazları bile dikkate
almadığına, göreve gelip de perişan olunca ikazlara bu faşist yaklaşımla cevap
verip “-bavullarını topladın mı-, ya da -sen de yazmasaydın be abi- kabilinden
faşist yaklaşımlar sergiledikleri de görülmüştür. Ondan bin kat daha tehlikeli
kişilerin sayesinde güç ve kuvvet tazeleyip makamları işgali sürdürmüşlerdir…
Şimdi “Sen de, seni gönderen de, hatta seni gönderenlerin
başındaki de” mi dememiz lazım. Yoksa yağı, şak şakı, korkuyu, sinmeyi, sahte
destekleri bir kenara bırakıp bunların yanlışlarını haykırıp doğru yapmaları
için zorlamalı mıyız?
Bu çok bilinmeyenli denklem mutlaka çözülmelidir.
Türkiye ateş çemberindedir. Genel yönetimi desteklemek adına
yerelde bu olumsuzluklara göz yummak habbeden haddeye gidişi kötü etkileyecek
ve Genel Yönetim de zaafa uğrayacaktır. Zira bütün parçalardan oluşur ve bu
parçalar taşrada çoğaldıkça Merkezi İdare daha fazla kötüleşecektir.
Dileriz her ne kadar sözde kalsa da, bu ahlaki kefaleti
fazla, liyakati sıfır olanların aklı başına gelir. Ya ciddi bir atağa kalkıp
çok güzel kadrolardan oluşan ekiplerle yol almaya başlar, ya da vebalden,
mesuliyetten ve Baki Âlem hesabından korkup çekip giderler…









